Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Temmuz '11

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
715
 

Bir portre: Sözcüklerin Efendisi!

Bir portre: Sözcüklerin Efendisi!
 

Yıldızlar var; bir de yıldız tozları!


Ekmeğini sözcükleri çakıştırarak, çoğu zaman da bir ağızdan diğer kulağa taşıyarak kazanıyor, Efendi!


Evet; anadiline hâkim, işi gereği “Osmanlıcaya” da vakıf! Önüne konulan “Almanca” bir metni “anlam kargaşası yaratmadan” Türkçeye çevirmesi gerekiyor. Bazen de tam tersi.


“Takdir” ile “Taktir” sözcüklerinin anlam bakımından çok farklı olduğunu elbette biliyor. Ama Efendi’nin işi bu zaten! Evindeki çorba bu yüzden kaynıyor!


O bir milyarder! Sözcük milyarderi… Hazinesi tıka basa sözcük dolu!


Ve fakat “yazar” değil!


“Niye bu kadar agresif?” diye sormayın bana!


İşin dramatik yönü; yazar olmadığını ve asla olamayacağını kendisi de biliyor!


Derler ya hani… “Parası var dostlar, parası… Ama yiyemiyor!”


“Dilmaç”, “çevirmen”, “tercüman”… Her neyse artık! Sonuçta sorumluluk gerektiren bir “meslek” dalı! Ama o kadar! Yazarlık ise bir meslek değil,“uğraş”; mektebi, medresesi yok! Tanrı’nın eli değmişse size ve kulağınıza bir şeyler fısıldamışsa sizi yaratırken… Ne âlâ!


Neredeyse 6 sene olacak… Şimdiye kadar eli klavyeye yatkın genç bir üyenin elinden tuttuğunu görmedim ama bu sitede biraz sivrilenin tepesine “kâbus” gibi çöktüğüne defalarca şahidim! (Arşivler yalan söylemez.)


Yazıya “yazı” diyemiyordu “Sözcüklerin Efendisi”! Çünkü kendisi yazamıyordu!(Onca zenginliğine rağmen.)


Ve o kendini bu âlemin kralı sanıyordu! (Ki, hâlâ o sanal tahtın peşinde.)


Oysa çok farklı olabilirdi her şey…


Hani yani kırmadan, dökmeden “eleştiren” ve “yönlendiren” bir ağabey…


Takımı çekip çeviren deneyimli bir “kaptan”…


Yaşı gereği, sitedeki uzlaşmazlıklara çözüm bulan bir “Ombudsman”…


Hepsinden vaz geçtim!


Hazinesini diğer üyeler için cömertçe harcayan bir “Hulusi Kentmen” olabilirdi en azından!


Ama o “esas oğlan” olmak istiyordu!


Şimdi oturmuş “Bültenler” döktürüyor ki, geçmiş ola ve de “günaydın”! Elinde bir “cetvel” eksik! Hani yani bir yakalasa; “aç bakayım avucunu” diyecek! Aklı sıra “şarlayarak”, “gürleyerek” bir siteye düzen getirecek!


Şu sitede hiç mi güzel bir yazıya denk gelmedin, Efendi?


Sana söylüyorum, sana… Bir yazı veya bir yazar önermek çok mu zor? “Çalakalem yazalım ama ağır olalım, bize “molla” desinler” diyen sen değil miydin? Olamadığın bir şeyi niye başkalarına tavsiye edersin, bilmem ki!


“Takdir edebilecek” konumundayken, “takdir edilmeyi” beklemek ne kadar da hüzünlü, değil mi?

Hazinen tıka basa dolu, Efendi; tıka basa dolu! Ama ne sana, ne de şu beğenmediğin siteye bir faydası var! İşin kötüsü; bu hazineden "tereke" de olmaz ve kefenin cebi yok!


Senin derdin; “beğenilme” açlığı! (En beter açlık yani!) O sözcük hazinen senin doymanı sağlayamıyor zira harcamasını bilmiyorsun, Efendi!


Yazılarını siliyorsun, geride delil bırakmamak için, arşivin defolu ve eksik…


Ama her biriyle bir kavga başlattığın o “mesaj” ve “yorumların” silinmedi henüz! Hepsi arşivde ve dosyan da oldukça kabarık!


Sen peşimden gelmeye devam et, Efendi! Anlaşılan o ki; bensiz bir yazı yazamayacaksın!


“Neyin yanındaysam ona karşı, neyin karşısındaysam onun yanında” ol! (Benim için hiç sorun değil.)


Daha dün “İndrakadri” oldun, bugün yine ol! (Küfürlü mesajı sayfanda hâlâ)


Her zaman olduğu gibi” Editörlere şikâyet” et…


Şikâyetlerin değerlendirilmeyince de “Editörleri şikâyet” et! 6 senedir yaptığın bu zaten!


Ben alıştım nasıl olsa…


“Yörüngemde ışıksız bir yıldız tozu gibi” dolanmana.


Devam et!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

(Sn. Yorumcu'ya) Malum bir zat'a ZORUNLU bir sadakat ve 'sözde' ablalık bağıyla bağımlı bir itaatkarlıkla... Çok üzüldüm adınıza... Kendini buralarda aristokrat diye lanse eden, her türlü kimlik sahipliğinin (soyadı da dahil) yarattığı karmaşa içerisindeki bu gel-gitleri de anlamakta zorluk çekmiyorum aslında... 'Sözde' yorumunda gerçek "Hırpalanan"la "hırpalayanı", "büyük" ile "küçüğü" karıştıran asimetrik algınız umarım yaşamın diğer alanlarında da bu türden talihsizliklere yol açmıyordur. Fakat alanım olmayan tanımlamalara da daha fazla girmek istemiyorum. Bu konu, bu alanda uzman "profesyonellerin işi" ne de olsa! Gök tanrı selamet versin demekten başka da şu an elimden bir şey gelmemekte!

Ersin Kabaoglu 
 30.07.2011 13:39
Cevap :
Hadi gelin şu "acizliğinizin" altını çizelim. Bu yazıya üşenmeden 5 yorum birden yazıyorsunuz ama yazıyla ilgili (olumlu veya olumsuz) tek bir satırınız yok! 5 yorumun 5'i de "kişiye" yönelik! Yukarıda gök tanrınız var; Alev Hanım "Balzac'ın küçükleri" derken haksız mı? Kendi oltanıza yakalandığınızın farkında değil misiniz? "Avukatlık"; sizin becerebileceğiniz bir iş değil; kaldı ki sizin "müvekkil" müebbetlik! (Hiç şansı yok yani.) Size tavsiyem; kendinizi "kullandırtmayın"! Hadi bakalım "geçmiş olsun"!  30.07.2011 20:54
 

dışkılarını örterler. Temiz oldukları için değil izini kimseler sürmesin diye...İnsanlar bilerek bilmeyerek doğayı taklit ederler pek başarılı olamazlar. Paçalarına sıçramış çamurlar. Balzac'ın küçüklerini yine hırpalamışsın. Yapma ayran ikram et onlara zehirlenmişler. Bak peşinden ayrılamıyorlar. Nerden mi biliyorum; müneccim olmaya gerek yok; sana konuk olmuyorum diyenlerdir, sayfanın müdavimleri. Aslında sana hayran olmak ücrete tabi değil; neden bu kadar korkuyorlar. Şimdiye kadar kimsenin kafasına gökten taş yağdırmadın. Eli belinde; sakızı ağzında güzeller, güzeller. Şanslı adamsın vesselam.

Alev Meisel 
 29.07.2011 14:31
 

..savaş fiminin senaryosundan alıntılara benziyor yazı ve alttaki yorumlar. Sanal mı, gerçek mi ayırdedemedim. Anlamaya çalışıyorum. Paylaşım için teşekkürler.

Yüksel ÖNAÇAN 
 21.07.2011 8:55
Cevap :
Oysa sadece bir yazıydı Yüksel Bey... MB tarihini bilmeyenler için biraz karışık bir yazı tabii. Selamlar.  24.07.2011 22:30
 

Hani "kullanılmaya yatkın bozkır" çocuğuydum (Aslında halis "Karadeniz" ve öncelikle de "Türküm!") O mantığa göre "mamalayan" (ki temel eğitim değil, bir buçuk yıllık mesleki eğitimdir ve her hatalarında gerekli tavrı görmüşlerdir!) "Almanlar"ın da beni kullanıyor olmaları gerekir. Benim kalkıp da onlara uluorta öyle yakışık almayan siyasi sıfatları asla ve kat'iyen kullanmamam gerekir! İkinci yorumuma verdiğiniz cevabınızda "cuk" diye çelişkiye düştünüz. Bu kadar mı kolayca! Bakınız yine üzdünüz beni. Ayrıca ABD'de eğitim görüp Afrrika'da devrim yapan-ulus devlet kuran liderleri, K.Marks'ın Londra, Lenin'in İsviçre yıllarını (ve bir çoğunu) unutmayınız!

Ersin Kabaoglu 
 17.07.2011 15:35
Cevap :
Yine mi siz?
Bugün benim yazı günüm Ersin Bey... Beni fazlasıyla meşgul ettiniz.
Gelelim meseleye... Alman Devletinin elinizden tutup sizi adam etmesi çok da kötü bir şey değil aslında. Bir vergi mükellefi olrak Alman Devletinden aldığınız bursta benim de katkım var (karınca kararınca). Benden yana helali hoş olsun:) Yeter ki siz "komplekslere" kapılmayın. Ayrıca sık sık nereli olduğunuzu hatırlatmanıza gerek yok! "Pontus" kökenli olduğunuzu daha önce söylemiştiniz. Hangi konuda olursa olsun sizi aydınlatabilirim ama müsaade ederseniz şimdi yazımı yazayım. Her zaman beklerim Ersin Bey:)  17.07.2011 17:38
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 312
Toplam yorum
: 4634
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 1605
Kayıt tarihi
: 10.02.07
 
 

Önceleri konuşurdu insanlar, "yazmak", sonraların işi... Duygu ve düşüncelerimizin yanı sıra gözl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster