Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Aralık '15

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
84
 

Bir Poşet Kiraz

Bir Poşet Kiraz
 

 
Sabaha karşı beş gibi uyandım. Zaten son zamanlarda ağrılarım yüzünden hiç uyuyamıyorum. Çok arttı ağrılarım. Öyle çok arttı ki… Canım çok acıyor. Ama söyleyemiyorum kimseye. Bağıramıyorum da. Annem yanımda olmadığı zaman hep ağlıyorum. Acıyla inliyorum. Annem yanımdayken tutmaya çalışıyorum kendimi. Beni görüp üzülmesin diye. Günden güne solan gözlerimi görüp yüreği parçalanırken birde feryatlarımı duymasın diye. Ama bazen o yanımda olsa bile dayanamıyorum acıya. Ona arkamı dönüp uyuyor gibi yapıyorum. Ağlıyorum. Sesim çıkmadan, dişlerimi sıkarak ağlıyorum.
 
Hep böyle değildim tabi. Sağlıklıydım üç sene önce. Sonra kanser oldum. Yani olmuşum. Doktorlar öyle söyledi. Kan kanseri. Onlar hastalık diyor ama bana her gün ölüp tekrar diriliyormuşum gibi geliyor. Üç senedir annem bütün parasını benim için harcadı. Ameliyat, tedavi, ilaç… Babam yok. Öldü. Ben hastalanmadan iki yıl önce. Yedi yaşındaydım o zaman, şimdi on iki.
 
Bugün daha çok ağrım var sanki. Camdan dışarı bakıyorum. Penceremizin önündeki saksılarda renk renk çiçekler var. Annemle dikmiştik onları. Çiçeklerin, yeni doğan güneş ile dağılan karanlığın buhranlı rengiyle oluşturduğu tezat bana ölümü daha çok hatırlatıyor.
 
Saat yediye geliyor. Annem uyanır birazdan. İşe gidecek. Üç senede o kadar çöktü, o kadar yaşlandı ki… Çok durgunlaştı birde. Eskisi gibi neşeli konuşmuyor benimle. Mutlu görünmeye çalışıyor ama gözündeki hüzün, acı ele veriyor onu. Her akşam ağlıyor odasında. O da öleceğimi biliyor sanırım. İkimizde ağlıyoruz her gece. Ben vücudumun acısından, o kalbinin acısından.
 
Uyandı annem. Kahvaltı hazırladı. Önce bana yedirir sonra kendi yer her sabah. Yemek yerken onu izlerim hep. Ona baktığımı anlayınca bana dönüp gülümser. Ölünce bir tek o gülümsemeyi özleyeceğim sanırım. Zaten ondan daha değerli bir şeyim de yok.
 
Annem masayı topladı. Hazırlandı. Yatmaktan artık sırtımın yapıştığı hasta yatağıma yaklaştı. Önce yanaklarımdan sonra alnımdan öptü beni.”Akşam gelirken ne alayım sana?  Ne istersin? “ diye sordu. O bana sevgiyle bakıp bu soruyu sorduğunda ben yine inatçı bir sancıyla gizliden gizliye boğuşuyordum. Annem görmesin diye elimle yorganın altındaki çarşafı acıyla sıkıyordum. “Kiraz” dedim zorla gülümsemeye çalışarak. Canım son zamanlarda kiraz istiyordu hep. Ne çok yerdim eskiden, sağlıklıyken. Mahalledeki bütün kiraz ağaçlarına çıkar arkadaşlarımla kiraz toplardım. Kıyafetlerim kan gibi kıpkırmızı olurdu. Aynı o lezzetli, güzel kirazların rengi gibi kıpkırmızı…
 
Annem tamam diyerek son kez gülümsedi ve arkasını dönerek gitti. O ilerlerken arkasından baktım. Tahta merdivenlerde ayağındaki ev terliğinin çıkardığı gıcırtıları dinledim. En son kapının kilit sesini duydum. Kapı kapanır kapanmaz kendimi yastığın üstüne yüzükoyun attım. Bağırarak ağlamaya başladım. Bu ağrılar öldürüyordu beni. Pencereden anneme bakıp el sallamak için kalkmaya çalıştım ama yapamadım. Demek o kadar bile gücüm yoktu. Yavaş yavaş tükeniyordum.  Vücudumdaki tüm hücrelerin acısıyla, içimdeki her şeyi kusarcasına bağırdım. Yıllardır söyleyemediğim şeyi ilk ve son kez söyledim. “ Anne! Anne kurtar beni !”
 
Annem bütün gün çalıştı. İnsanlarla konuştu. Beni düşündü her hareketinde. Akşam işten çıkınca koşarak durağa gitti. İş arkadaşları birer kahve içip sohbet etmeyi teklif ettiler. Özür dileyerek kabul edemeyeceğini söyledi. Üç senedir her gün yaptığı gibi oyalanmadan evin yolunu tuttu. Mahalledeki manavdan iki kilo kiraz aldı. Benim için. Eve geldi. Kapıyı açtı. Terliğini giyip montunu çıkardı. Çantasını yerine koydu. Tahta merdivenleri hızla çıkarken elinde bir tek kiraz poşeti vardı. Odaya girer girmez:
 
— Bak sana ne aldım? Dedi. Ama cümlesi yarıda kesildi. Karşısında soğuk bir vücut ve beyaz bir yüz yatıyordu. Annem beni uykuda sandı ya da öyle sanmak istedi. Seslendi birkaç kere. Cevap vermedim, veremedim. Sonra elindeki kiraz poşeti yere düştü. Bana doğru yaklaştı. Elini yüzüne sürdü. Ne de yumuşak elleri vardı. Saçlarımı okşadı. Sonra acı bir çığlık atarak üstüme kapandı ve ağlamaya başladı.
 
Annemin elinden düşürdüğü kirazlar yere dağılmıştı. Poşetin içinden özgürce fırlayıp halının üstünü kırmızı bir örtü gibi sardılar. Çocukken topladığım, kıyafetimi kan rengine boyayan kirazlar… Güzel, lezzetli, kıpkırmızı kirazlar…
Ramazan Demir bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Duygu yüklü akıcı bir dille yazılmış ve bir sonraki kelimeyi heyecanla takip ederek okuduğum ve sanki ünlü bir öykü yazarının elinden çıkmış bir yazıyı anımsattı bana... Eline, yüreğine sağlık umarım birgün hayaline kavuşur ve ünlü bir yazar olursun.

Ramazan Demir 
 29.04.2016 15:55
Cevap :
Güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim.   02.05.2016 19:48
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 5
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 111
Kayıt tarihi
: 24.11.15
 
 

Herkese selamlar. Ben Nur. 1994 doğumluyum ve doğduğumdan beri Üsküdar İstanbul'da yaşıyorum. Ufa..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster