Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Temmuz '07

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
482
 

Bir Ramazan anısı

Bir Ramazan anısı
 

Tarihini net olarak hatırlamasam da, o gün içinde bulunduğumuz hikâyeyi net olarak hatırlıyorum.

Üniversite öğrencisiyiz... Bir araştırma şirketinde anketör olarak çalışıyoruz. Çoğul konuşmamın nedeni, genelde öğrenci tayfası koloni halinde dolaşır, bilenler bilir bilmeyenlere notum olsun. Zaten tek başına dolaşan adama ya öğrenci demezler ya da "inek bu yahu" derler. Efendim, çalıştığımız araştırma şirketi bir öğrencinin görmek istediği en uygun şekilde bizi tatmin ediyordu. İyi para vermesi, şartlarının iyi olması bu işte uzun zamanlı bir çalışma ortamı bulmamızı, yeni arkadaşlıklar ve yeni anılar edinmememizi sağlıyordu elbette...

Altımızda araba, 4-5 arkadaş yola çıkıyor, bize verilen adresler çerçevesinde evlere dağılıyor, insanlara; bazen hoşlarına giden bazen sert bakışlara meyil veren sorular soruyorduk. Bazı sorulardan biz bile utanıyorduk. Kısacası sorduğumuz sorular, bir insanın hayatı boyunca neyi, hangi markayı alarak ve nasıl tükettiği idi... Yani biraz daha zorlansa, tüketilen bu ürünleri hangi sıklıkla çıkarttıklarını bile soracak cürete ulaşacaklarmış... Biz de utana sıkıla, sadece ve sadece para kazanmak için onlarca insana bu soruları yönettik durduk.

Aslında konumuz tam olarak bu değildi. Okuyucu olarak hamlığınız varsa gidermek için böyle bir giriş yapayım dedim.

Şimdi geleyim asıl mevzua...

Haliyle, bütün bir gün çalışıp yoruluyorduk! Hoş genellikle gittiğimiz evlerde karnımız doyuyordu ama gene de yetmiyordu. Sağ olsun, Türk insanı; Laz’ı, Kürdü, Çerkez’i, Boşnak’ı, Ermeni’si... Bu insanların evlerine gitmiş bir insan olarak, hiç bir ayrım yapmadan hepsini aynı kefeye koyabilirim. Türklük eşittir az evvel saymış olduğum etnik kökenler. Konu gene dağılmadan, okuyucuyu da sıkmadan yazımın ana konusuna geçeyim.

Efendim, bir ramazan günü... Öğleden akşama kadar çalıştık. Haliyle yemek yasak... Niyetliyiz, sınavdayız. Akşam, iftar vaktine doğru, Beykoz'da bir lokantada oruç açmak için karar veriyoruz. Güzel, büyük bir aile lokantası… İçerisi ana baba günü... Boş masa yok. Geri dönüp çıkmaya yeltenirken bir masa boşaldı. Oturduk. Önce bir soluklandık... İnsanların kıtlıktan çıkmışçasına yemek yemesi beni ve diğer arkadaşlarımı hayrete düşürdü. Herkesin önünde, çorbasından tatlısına varana kadar beşer çeşit yemek ve geride bıraktıkları boş tabaklar vardı. Tabii, biz o gün biraz züğürttük... Niyetimizi, bir tas mercimek ya da ezogelin çorbası ile bozmaktan başka çaremiz yoktu. En azından bol ekmek kullanarak karnımızı açlıktan kurtarabilirdik.

Mis gibi çorbalar gelmişti, dumanı üstünde... Ben bol limonlu mercimek çorbamı içerken, insanlar karnıyarığın yanında, etli dolmasını, cacığını götürüyordu. Yemek yiyenler çay ve sigara keyfi yapıyordu. Bir an evvel bu kıtlık manzarasından kurtulmak için çorbalarımızı içtik... Nihayet çıkıyoruz.

Kasadayız. Ama kasa yok! Kasa nasıl yok demeyin, basbayağı yok! Mekânın sahibi mübarek ramazan münasebetiyle bir iftar yemeği düzenlemişti. " Arkadaşlar içtiğiniz çorbalar bizden..." sözünü duyduğumuzda şok olmuştuk. Aramızdaki “beleş yemek kaçırmama” şampiyonu Gökhan bile bu yemeğin beleş olduğunu anlayamadığı için yakınıyordu. Adeta yıkılmış bir şekilde kapıya çıktık. Gökhan, "Bana ne abi ben geri dönüyorum, bu yemeği kaçırmamam lazım." diye dertleniyordu.

Ama kaçırmıştık, hem güzelim yemekleri hem de keçileri kaçırmıştık. Hadi geçmiş olsun.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 81
Toplam yorum
: 222
Toplam mesaj
: 62
Ort. okunma sayısı
: 1252
Kayıt tarihi
: 17.05.07
 
 

Yaşamın öncelikle sevgiden ibaret olduğunu düşünüyorum. Bunun içindir ki, yaşamak için sev sevmek iç..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster