Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Aralık '10

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
877
 

Bir rüya gördüm: ''Ölüm ve Rumi ve Ben''

Bir rüya gördüm: ''Ölüm ve Rumi ve Ben''
 

Burak, rüya, ışık.


Hz. Mevlana Celaleddin Rumi, ölüm gününün Şeb-i Arus, yani Düğün Gecesi olarak anılmasını istemişti. Gözlerini fani dünyaya yumduğunda takvimler 17 Aralık 1273 tarihini gösteriyordu. Sevgilisine kavuşmasının ertesi günü, cenazesi çok nadir rastlanır bir törenle Konya'daki üç veliler (üçler) mezarlığının karşısına defnedildi. Törende yetmiş iki milletten insan vardı. Konya böylesine bir kalabalık yaşamamıştı hiç. Müslümanlar Kur'an okuyor, Yahudiler ile Hıristiyanlar Tevrat'tan ve İncil'den ayetler okuyorlardı. Gazeller, ilahiler ve neyzenlerden etrafa yayılan nağmeler.. Binlerce insanın yüreği dağlanıyordu o gün. Mevlana yitmişti.

Yüzünü hiç görmemiştim. Adını duymuştum ama, onun ''gel, ne olursan ol yine gel'' çağrısına pek kulak asmamıştım. Ne işim vardı ki o dergahta çile çekecek. Yok hücreye girecekmişim de, az yiyip, az uyuyup, çok ibadet edecekmişim de. Öte yandan diğer dervişlerin çamaşırlarını yıkayacak, mutfakta yemek yapmaya yardım edecek, odun taşıyacak, ocak yakacakmışım da. Bir de şu kendi etrafında saatlerce dönme şeysi var ya. İnsan feleğini şaşırır ya o kadar dönerse. Taş kahvede nargile tüttürmek varken ne işim var benim o derme çatma dergahta.

Tüm bunları düşünürken tabutunun musalla taşının üzerine konduğunu gördüm kalabalığın arasından. Haykırışlar, ağıtlar, ağlamalar.. İşte tam o sırada bir ala karga gelip yanı başındaki taş duvarın üzerine kondu. İster istemez irkildim. Oldum olası kargaları sevmemiştim. Çok küçük yaştayken, irice bir ala karganın bir adama saldırdığını görmüştüm. Bu beni çok korkutmuştu. O zamandan beri korkarım kargalardan. Ondan uzaklaşmak istedim ama ne mümkün. Cemaatin kalabalığından, sıkıştığım cami duvarından bir adım bile yana kayamıyordum ki. Sıkıntı basmıştı iyice. Zaten pek de hoşlanmadığım bir adamın cenazesine gelmiştim. Bunalmıştım ve terliyordum. Bu karga da nerden çıkmıştı. İşte o an yanımdaki haki cübbeli adamın fısıldamasını işittim. Fakat ne dediğini anlamamıştım. Ne dediğini sordum. Cevap vermedi. Ben de pek aldırmadım. Ancak, tam neyzenler bir ilahi üflemeye başlamışlardı ki, aynı fısıltı yine kulağıma geldi. İsmimi zikretmişti birisi. Fakat bu sefer bana seslenen, haki cübbeli adam değil, onun yanındaki kısa boylu, beyaz sarıklı ihtiyar şişkoydu. Buyur beybaba diye ses ettim. Cevap vermedi. Kızmıştım. O sırada bir fısıltı da diğer yanımdaki Ermeni’den geldi. O da adımı zikretmişti. Ne var diyecektim ki, kalabalığın hep bir ağızdan ismimi zikrettiklerini işittim. Her yerden ismimi işitiyordum. Yahudisi, hıristiyanı, müslümanı, kadını, erkeği, hep bir ağızdan bana sesleniyorlardı. Kulaklarım uğuldamaya başladı. Başım dönüyor, gözlerim kararıyordu. Bayılmak üzereydim. Gözlerimi sımsıkı kapattım. Sonra aniden bütün ses kesildi. Gözlerimi açtığımda daha korkunç bir şeyle karşılaştım. Cemaatin bütün üyelerinin ala kargalara dönüştüğünü gördüm. Hepsi bana o çirkin gözlerini dikmiş ‘‘gel ne olursan ol yine gel’’ diyorlardı. O an delirdiğimi zannettim. Ala kargalar bana çağrı yapıyorlardı. Oradan kaçmak istedim. Kaçmaya çalıştım ama yapamadım. Kımıldayamıyordum hiçbir yere. Çakılı kalmıştım. Bacaklarıma baktım. Yoklardı. Onların yerinde bir ağaç gövdesi vardı. Bir ağacın üzerindeyim zannettim. Hayır değildim. O ağaç gövdesi, bana aitti ve ben o ağacın kendisiydim. Ve bütün dallarıma ala kargalar konmuştu. Hep bir ağızdan aynı kelimeyi söylüyorlardı.

‘‘Gel yine gel!

Ne olursan ol yine gel!

İster kafir ol, ister putperest ol, ister Mecusi

İstersen yüz kere tövbeni bozmuş ol

Yine gel!

Bizim dergahımız umutsuzluk kapısı değildir.

Yine gel’’

En sevgili beni çağırıyordu, dergahına, evine, cennetine beni davet ediyordu. Bu ilahi çağrıya karşılık vermemek olamazdı. ''Gel'' diyordu, ''merhametime sığın ve gel. Tüm günahlarını bağışlayacağım. Sen yeter ki gel''. Beni bekleyen ata bindim ve yola çıktım ışığa doğru.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merak ettim. Hangisi olursa olsun, içinizdeki arınma isteği ve pişmanlık duygularının yansıması, yazdıklarınız sanırım.Hepimizde, özellikle de inananlarda olan, bir ruh hali. Ben de, hep, Mevlâna'nın sözü olarak bilirdim ama başka birine mal ediliyor bu sözler,internetten araştırın bir, isterseniz. Kim söylerse söylesin,kardeşlik,barış,birleştiricilik adına çok güzel mesajı olan bir söz.Mevlâna'nın yaşantısına,fikirlerine de uygun.Düşündürücü, anlamlı yazınız için için kutlarım.Saygılar...

Nur Eşmeli 
 16.01.2011 13:45
Cevap :
Bu bir kurgudur. Hz. Mevlana'nın ölüm(düğün) gününü anma amacı ile yazılmış bir yad etme yazısıdır. Ancak içimdeki herhangi bir arınma ve benzeri bir durumumu aktarma yazısı değildir. Aksine, bu durumda olabileceklere anlatılmaya çalışılmış bir hatırlatmadır. ''Gel, ne olursan ol gel'' dizeleri, Mevlana konusunda etkin bir uzman olan Abdülbaki Gölpınarlı’nın ''Mevlânâ, Rubailer, Remzi Kitabevi'' kitabında geçmektedir. Gösterdiğiniz ilgi için teşekkürlerimi sunuyorum.Esen kalın.  17.01.2011 9:47
 

Sizi Ahmet50'ye yazdığınız yorum vesilesi ile okudum. İyiki de okumuşum. Ben de Mevlana hayranıyım ve siz de bir rüya aracılığı ile çok şey anlatmışsınız. Sizi tanıdığıma memnun oldum. Teşekkürler, sevgiler...

sufi-su /Emel Yeşilkayalı 
 23.12.2010 21:39
Cevap :
Teşekür ediyorum. Bize gelen sesleri, ötemize, berimize anlatmak lazım gelir. Biz bu vazifeyi yerine getirmekle yükümlüyüz sadece. Aşkınız cemal olsun.  24.12.2010 11:27
 

işte ben de blogumda söze "" ...ne olursan ol, yine gel..." diyor, Tam da beni tarif ederek" diye başlamıştım.... "ben dahi...". Başlama nedenleri örtüşmüş. Teşekkürler.

Ahmets 
 20.12.2010 11:53
Cevap :
Zaman ayırdığınız için teşekkür ederim Ahmet50. Sağolun, varolun, nurolun.  20.12.2010 12:46
 

Sayın Su, ebzere bilinen birkaç sözünden öte, "Mevlana'nın özü" girebilse keşke bütün gönüllere... Nice böyle özlü düşlerin, gerçeğin özüyle birleşmesi dileğiyle saygılar...

Eray Ergün 
 18.12.2010 1:18
Cevap :
Çok doğru söylediniz Eray Beyciğim. Tüm dünya Onu doğru anlayabilseydi ne savaşlar kalırdı, ne de vahşet ve de daha bir sürü.. Gönüllerin Sultanı olan Celaleddin Rumi'nin özü her fırsatta, her alanda hatırlatılmalı ve unutturulmamalı. Esen kalınız.  18.12.2010 16:41
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 28
Toplam yorum
: 69
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 655
Kayıt tarihi
: 17.07.10
 
 

Klasik Türk Musikisi, edebiyat, tiyatro, ülkeler, sosyoloji, psikoloji, tasavvuf gibi olgular ilgi a..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster