Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Temmuz '16

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
63
 

Bir sabun da sen atmak ister misin?

Y A Z A N:Uçar Demirkan

Ali’nin telefonu çaldığında işten başını kaşıyacak durumda değildi. Telefonu kaldırıp konuştu.

Bir dostları babasının ağır hasta olduğunu, hastanede yattığını söylüyordu.

Birden şok oldu Ali. Annesi öldüğünde de böyle demişlerdi. İstanbul’dan İzmir’e gelene dek anasını çoktan toprağa vermişlerdi. Meğer telefon ettiklerinde annesi çoktan evren değiştirmiş, emaneti sahibine teslim etmişti. Sonradan anlattıklarına göre tam da şairin dediği gibi olmuştu. Uyumuş, uyanamamıştı. O nedenle hemen yola çıktı. Önce vapur ile Mersin’e geçti. Durmaksızın kaplumbağasını İzmir’e dek sürdü.

İzmir’e vardığının ertesi gün, devlet hastanesine gidip babasını gördü.

Doktorların dediğine göre, prostatında sorun vardı. Eh bu da normaldi. Çünkü babası, yetmiş üç yaşındaydı.

Doktorlar eve çıkabileceğini, verdikleri ilaçları kullanıp hastalığı yenebileceğini, rahata ereceğini söylüyorlardı. Babasını hastaneden çıkarıp eve getirdi. Birkaç gün daha kalıp görevi başına geri döndü.

Tekrar İzmir’e döndüğünde babasının prostat hastalığının ilerlediğini öğrendi. Yine hastaneye yattı babası.

Bu kez doktorlar Ali’ye babasının prostat kanseri hastası olduğunu söylediler. Ameliyat olması gerekiyordu.

Babası bektaşi canlarından olduğu için bu durumu olduğu gibi kabulleniyordu. ”Az yaşa, çok yaşa akibet gelir başa” demişler deyip evren değiştirmeğe hazırlanıyordu.

Son olarak babasını ziyarete hastaneye gittiğinde, ameliyat sırasında babasını bayıltacak olan narkozitör onunla görüşmek istemişti. Ali, doktorun yanına gitti

“Bak kardeşim, babanın yüreği büyümüş, karaciğeri yağ bağlamış, dalağı şişmiş, yaşı yetmiş üç. Bu koşullarda, babanız bu ameliyatı kaldıramaz. Ameliyet masasında kalır. Doktorlar ameliyatı yapmak için babanızı zorluyorlar. Söyleyin ona, ameliyatı kabul etmesin”demişti doktor.

“Ameliyat olmasın, gitsin evinde ölümü beklesin”demekti bu.

Babasının yanına gittiğinde babası ona “Doktorlar ameliyat olmamı istiyorlar. Sen ne dersin. Ameliyat olayım mı”diye sordu Ali’ye..

Ali, önce narkozitörün dediklerini anlattı. Sonra da şöyle dedi babasına

“Baba, sen bir bektaşi canısın. Sana emanet  edilmiş bu bedeni, bu kalıbı olduğu gibi sahibine geri vereceksin. Bunu, bugüne dek başardın. Senin, hastalanıp hastaneye yattığını görmedim.

Şimdi bir karar alacaksın. Beden senin bedenin, ben bir şey diyemem. Bu konuda sen karar vermelisin.”dedi ve sustu.

“O zaman yarına dek düşüneyim. Yarın gel kararımı bildireyim”dedi babası.

Ertesi gün gittiğinde “Beni eve götür , son günlerimi ailemle yaşayayım”dedi babası Ali’ye.

Ali babasını eve getirdi. Ağabeyi, kız kardeşi, eniştesi ve üç yeğeniyle iki katlı, eski bir İzmir evinde oturuyorlardı. Ölüm, babasının kapısında durmadan kişneyen bir at olmuştu.

Giderek dayanılmaz duruma gelen ağrılarıyla, hergün biraz daha ölüme yaklaşıyordu

Ağabeyi eve çağırmıştı. Koşarak gitti. Babası, yatağında yatıyordu. Yalnızca sol elinin küçük parmağını kımıldatabiliyordu.

“Niye bunu yapıyor abi”dedi. Ağabeyi”Seninle vedalaşmak istiyor, tut o küçük parmağını” dedi Ali’ye.

Ali, küçük parmağı avucunun  içine aldı ve babası derin bir nefes alıp son nefesini verdi.

Cenazenin kaldırılması işlemleri Ali’ye kalmıştı. Ölüm raporu alındı, camiye haber salındı, cenaze nakil aracı sağlandı.

Cenazeyi cenaze nakil aracına koyup yıkamak için gasilhaneye götürdüler. Ali de şoför mahallindeydi. ”Bir garip öldü diyeler-Üç gün sonra duyalar-Soğuk suyla yuyalar-Şöyle gaip bencileyin”demişti koca Yunus. Onu anımsadı.

Gasilhanede babasını çırılçıplak yapıp sabunla her yerini yıkadılar. Bembeyaz bir bedeni vardı babasının. Bedeninde tek tüy yoktu. Oysa, Ali ve ağabeyinin her yanı kıllıydı.

Yıkayan adam Ali’ye seslendi ”Beyim, istersen bir sabun da sen vur” Ali bir kez daha şoka girdi. Adam”Bazıları istiyorlar da beyim, ondan dedimdi”dedi.

Sonra her yerini pamuklarla tıkayıp, kefenlediler Ali’nin babasını. Sonraları Ali “Ne kadar tıkasanız oramı buramı boşuna-Özgürlüğüne kavuşacak içimde hava-Sonunda”diye şiir de yazmıştı.

Sonra babasını tabuta koydular, camide namazını kıldılar ve götürüp toprağa verdiler. Ne çok da cemaati olmuştu. Nasıl bir haberleşme sistemleri vardı!.."Topraktan geldik, toprağa döneceğiz” diyorlardı. Doğru muydu acaba?

Bundan sonar, ağabeyi defin işini tamamlayan canlar, bir lokantada yenilecek “ölü yemeği”ne davet etti.

Bir lokantada önceden hazırlık yapılmıştı. Yenildi, içildi ve Ali’nin babasının iyilikleri, güzellikleri konuşuldu.

Yemek boyunca Ali’nin kafasında babasının son demlerinde söyledikleri dolanıp durdu. Ali, babasının son günlerinde hergün yanına gider, sondasını değiştirir, onunla muhabbet ederdi. Bu muhabbetlerin biri sırasında babası Ali’ye”Bana göründüler. Ben insaniyeti kazandım. Kişioğlu olarak bu evrene yine geleceğim. Hem de senden geleceğim”demişti. Bu olanaklı mıydı?

“İki kapılı hanın bir kapısından girdi, bir kapısından çıktı”geçti gitti Ali’nin babası. Şimdi, yeni bir han kapısından girmeğe hazırlanıyordu.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 134
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 454
Kayıt tarihi
: 04.09.13
 
 

1940 yılında İzmir'de doğdum İzmir Atatürk Lisesi'ni bitirdim 1961 yılında Mülkiye(Siyasa..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster