Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ekim '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1679
 

Bir saçmalık: Başörtüsü mü, türban mı?

Bir saçmalık: Başörtüsü mü, türban mı?
 

Başörtüsü


Bazı konularda siyasileri anlamakta güçlük çekiyorum. Başörtüsü konusu bunlardan biri. Niye insanların kılık-kıyafetiyle bu kadar ilgileniyorlar? Anlamıyorum. Başını örtmek isteyen bir kadının, nasıl örteceğini belirlemek siyasilerin, yasaların veya anayasanın mı işi? Veya kadınların başını örttüğü nesneye ad koymak siyasilere mi düşer Allahaşkına? Bazen gülüyor, bazen üzülüyorum.

Şimdi Fatih Çekirge’nin Kılıçtaroğlu’yla yaptığı mülakatı okuyalım: “Ben Sayın Başbakan'la görüşmemde türban kelimesini kullandım. Ben türban diyorum çünkü başörtüsü ile türban birbirinden farklıdır. Aralarındaki temel fark başörtüsü geleneksel bir örtüdür, Anadolu kadınının başını örttüğü ancak örterken ‘Aman saçımın hiçbir teli görünmesin' kaygısı taşımadığı bir örtüdür. Başörtüsü başı örtüyor ancak saçları tamamen kapatmıyor. Türban ise saçları tamamen kapatmak için kullanılıyor. Bu arada şunu söylemeliyim ki ben türban takana da saygı duyarım. Onun tercihidir”

Başörtüsünün Anadolu’da kullanılan birçok versiyonları (türevleri) vardır.

Yazma: Kırsal yöredeki modern bayanların düğün bayram gibi özel günlerde başını örttüğü nesnenin adıdır.

Yapuk: Kırsal kesimdeki bayanların başını örttüğü nesnenin adıdır. Genellikle desenli olur.

Ak: Kırsal kesimdeki bayanların gündelik olarak başını örttüğü nesnenin adıdır. Beyaz renkli olur.

Çar: Kırsal kesimde yaşayan bayanların sokağa çıkarken; ak, yapuk veya yazmalarının üzerine örttüğü bele kadar sarkan, genelde beyaz renki olan nesnenin adıdır. (Bugünkü çarşafla çar farklı şeylerdir. Çarşaf daha mutaassıp ailelerin yüzünü gözünü kapatacak şekilde büründükleri örtünme biçimidir.)

Eşarp: Daha çok şehirli veya köyden şehre giden bayanların örtünme şeklidir. Bu türü tercih eden bayanların saçları genelde görünür. Eşarpın üzerine çar da kullanılmaz.

Anadolu kadınları günlük yaşamlarında, kullandıkları bu başörtüleriyle, yüzünü gözünü kapatacak şekilde örtünmezlerdi. Sadece yabancı erkekler yanında başörtülerinin çene kısmındaki uzantısını burunlarının üzerine çekerlerdi. Sayın Kılıçtaroğlu’nun ifade ettiği saçını gösterme meselesi, Anadolu’da daha çok genç kızların bürünme şeklidir. Yaşı ilerlemiş bayanlar Kılıçtaroğlu’nun deyimiyle “başörtüsü” taksalar da saçlarını göstermezler. Bu da o günkü veya o yöredeki terbiye algılamasıyla ilgilidir. Bu örtünme çeşitleri Anadolu’nun birçok yöresinde hala kullanılır.

Seksenli yıllarda türbanı da başörtüsü versiyonlarına ekledik. Sonra işi siyasallaştırıp bu günlere geldik.

Kısaca gelmek istediğim nokta şudur: Başörtüsü genel bir kavramdır. Yani; çar, türban, yapuk, yazma, ak, eşarp kavramlarının genel adıdır. Yok başörtüsünde saçlar görünürmüş de, yok Pakistan’da şöyleymiş, İranda böyleymiş, türbanda saçlar görünmezmiş... saçmalık! Sayın Kılıçtaroğlu Anadolu insanıdır, bütün bunları iyi biliyor olmalı.

Anlamadığım bir başka nokta da; Sayın Erdoğan ve Sayın Kılıçtaroğlu başörtüsünün sebest bırakılması konusunda mutabıklar da, sadece kavramlarda mı anlaşamıyorlar; yoksa aslında mutabık değiller de, halk önünde mutabıklarmış gibi görünüp, , türban-başörtüsü anlaşmazlığı bir sonraki hamlede vazgeçmeleri için mazeret mi olacak?

Bundan birkaç yıl önce de, Ak Partinin hazırladığı, anayasanın ilgili maddesinde de, “Türban boyun altından bağlanır.“ gibi saçma bir ifade kullanılmıştı. Allahtan Anayasa Mahkemesinden geri döndü.

Sanki olayı proveke etmek istercesine, konuyu hep çağdaşlık boyutuyla ele alarak, başörtülüleri çağdışılıkla suçlayan aydınlarımız, bu işin dini ve sosyal boyutunu unutmuyorlar mı? Başörtüsü, istesek de istemesek de, beğensek de, beğenmesek de bizim toplumumuzun bir gerçeği. Hiç kimseye zorla başını örttüremeyeceğin gibi, zorla açtıramazsın da. Bu meselenin bir de; dini boyutu var, sosyal boyutu var, siyasi(yapay) boyutu var. Ağbey, baba, çevre baskısıyla başörtüsü takanları çağdaşlık boyutu kapsamında; gelenek ve göreneklerin gereği olarak, kendi iradesiyle kapananları sosyal boyut kapsamında; inandığı için kapananları dini boyut kapsamında ele almak gerekir.Mesela, aynen karısına şiddet uygulayan erkeğin cezalandırıldığı gibi; on sekiz yaşından gün almış olan karısının, kızının veya kızkardeşinin başını zorla örttüren veya açtıran da cezalandırılsın. Bu fikir uçuk gelebilir, ama ortada bir “zorlama” varsa ve bu zorlama bireysel özgürlüklere aykırıysa niye olmasın?

Başörtüsünden beslenen siyasileri de, siyasi (yapay) boyut kapsamında, halkımızın seçimlerde ele alacağını düşünüyorum.

Kamusal alanda çözüm mü istiyorsunuz? Alın size çözüm: Her kamu kuruluşunun bir tüzüğü var. Bu tüzüklerde bayanların ve bayların kılık-kıyafetleriyle ilgili maddeler de var. Bu maddelerde düzenlemeler yapılarak, başörtüsü sorunu hallolmaz mı? Başörtülü hemşireler, keplerini nasıl takacakları gibi... Başörtülü bir bayan tanınmıyacak halde örtünemez gibi... Öğrenciler, başını örterken filan kurallara uymaları gerekir gibi... Bu tür düzenlemeler, kılık-kıyafetin diğer unsurlarında yapılıyor da, niçin başörtüsü konusunda yapılmasın? Asıl çağdışılık, halkın tercihine kalmış konuların yasalar veya anayasanın datmalarıyla hayata geçirmektir. Bu sosyal gelişim ve değişimlere ipotek koymak değil mi?

Çarşıda, pazarda grup olarak veya ailece dolaşan vatandaşları gözlüyorum bazen, acaba halk arasında bu konuda bir ayrımcılık var mı(?) diye. Başı açık olanlarla kapalı olanlar dostca, arkadaşca, elele yürüyorlar, sohbet ediyorlar, çay, kahve içiyorlar, kafelere gidiyorlar, çarşı-pazar dolaşıyorlar. Çevreme bakıyorum; başı açık olan da var, kapalı olan da ve bunlar arasında en ufak bir ima, en ufak bir rahatsızlık, en ufak bir serzeniş görmüyorum. Halk arasında başörtüsünün bir sorun olmadığını görüyorum. Fakat her dinde olduğu gibi İslam dininde de sekter veya sekter derecesinde mutaassıp insanlar, aileler var. Tamamen inancı gereği evinde televizyon bulundurmamak gibi... Siyah çarşaflara bürünmek gibi... Bunlar normal değil tabi ve genelde toplum tafından kabül de görmüyorlar. Bunları örnek göstererek başörtülülere “tu kaka” demek pek de dürüstce bir davranış olmasa gerek.

Anladığım kadarıyla siyasilerin ve bir kısım aydınların amacı; bu meseleye çözüm bulmak değil, bu meseleden beslenmek. Bu mesele gündemde tutulduğu müddetce, -siz adına ister mahalle baskısı deyin, ister gericilik deyin- başörtülü kızlarımızın sayısı gittikçe artacak.

Demokrat bir vatandaş olarak, vatandaşın kılık-kıyafetinin; anayasayla, yasalarla belirlenmesini, siyasilerin elinde malzeme olmasını hazmedemiyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Turkiye Cumhuriyeti kuruldugundan beri hic bu kadar turbanla ugrasmamisti Ama ne hikmetse !! Turban konusu birdenbire AKP nin ikdidar gelmesiyle Turkiyenin gundemi oldu cikti. Turban bir giyim nesnesi degil 12 Eylul oncesi sizinde yazinizda belirdiginiz gibi ,siyasi gorus ve inanisi simgeleyen bir arac oldu. Turban takan "ben senden cok muslumanim" mesajini gorsel olarak vermeye basladi. Sunu unutmamak gerekirki bir toplumda giyim ve kusam inac ve siyasi gorusu simgeler hala gelirse iste o zaman tehlike canlari calmaya baslar. 12 Eylul oncesinde oldugu gibi. O nedenledirki Fransa ve baska Avripa ulkeleri Turban sinirlama getirdi. Bugun Turbana acilan yol ;yarin sarik ve cubblillere hatta burkalilarada acilacak. Asil amac dini inanis degil siyasi gorusun bayraklastrilmasi. Saygilarimla Ozcan Aksoy

Ozcan Aksoy 
 20.10.2010 9:11
 

Orda anlatmak istediğim, kılık-kıyafetin, dolayısıyla türbanın veya başörtüsünün anayasayla veya yasalarla belirlenmesinin mahsurlarıdır. Bu sosyal gelişmelere ipotek koymak olur ve ilerde daha büyük sorunlarla karşılaşılabilinir. Giyim-kuşam toplumdan topluma ve zamandan zamana değişen bir olgudur. Ayrıca insanlar toplumda kargaşa çıkartmak istiyorsa, bunu anayasaya koysan da önleyemezsin. Bence önemli olan mevcut soruna bir çözüm bulup konuyu gündemden düşürmektir. Konu gündemden düşünce dinciler de dahil olmak üzere, kimse bu konudan beslenemeyecektir. Saygılar. BY

Bünyamin Yavuz 
 08.10.2010 0:52
 

Öncelikle yorumunuz için teşekkürler. Elbette, düşüncenize katılıyorum. Ama ben şuna inanıyorum ki; mevcut sorun çözülürse ve olay gündemden kalkarsa dincilerin artacağını sanmıyorum. Olayın gündemden düşmemesi aynı zamanda dincileri de besliyor. Yani ortada yapay bir durum var. Bir zamanlar kominizmden beslenenler de vardı. Şimdi TKP yasağı kalktı, seçimlere de giriyor. Görüyoruz ki kominizm tehlike değilmiş. Türban davası da gündemden kaltığı an tehlike oluşturmadığı görülecektir. BY

Bünyamin Yavuz 
 07.10.2010 21:57
 

Yazınızda diyorsunuz ki, kamusal alanda, başörtüsü şöyle takılır filan gibi yönetmelikler yapılır sorun çözümlenir. Oysa, bu dediğiniz sorunu çözmez. Çünkü tam da, yönetmelikte söylendiği gibi başörtüsünü takmayı kabul etmeyen biri yine çıkabilir. Anlatabiliyor muyum? Bu konudaki esas sorun, -türbanın da bir başörtüsü olduğu tespitiniz bence yerinde, türban adı verilen başörtüsünün altında siyasal tarihe dayalı bir mücadelenin yatıyor olmasıdır. Yani, türban hiçbir şekilde salt türban değildir. Çünkü o salt bir kişisel giyim tercihi olsaydı, ona kimse ne hayır derdi, ne de illa türbana özgürlük derdi. Ancak sorun sonsuza kadar sürmeyeceğine göre çözüm yolu, hem toplumun daha dincileşmesine karşı önlemlerin alınması hem de türbanın üni.lerde serbest bırakılması yolunda eş zamanlı adımların atılması ile bulunabilir görünüyor.

Erdal Aydın 
 06.10.2010 13:41
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 30
Toplam yorum
: 10
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 706
Kayıt tarihi
: 11.09.10
 
 

1959 Nevşehir/Ürgüp doğumluyum. 1980 Eskişehir Eğitim Enstitüsü mezunuyum. Türkiye'nin çeşitli yerle..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster