Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Eylül '14

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
267
 

Bir sevdadır Azerbaycan

Bir sevdadır Azerbaycan
 

Hep seninle olsam da özlemle yaşıyorum,

Azerbaycan’ım seni kalbimde taşıyorum.”

Ayşe PASLANMAZ

Okuyup yazmayı seven eğitimci dostlarımdan biri de Muhsin Durucan’dır.

“Onca yıl öğretmenlik, müfettişlik, yöneticilik yaptım. Şimdi artık emekli oldum. Yeter, okuyup yazdığım. Biraz da oturup yatayım; dinleneyim.” diyeceğine daha çok okuyup yazmaya başladı.

Bu “okuma-yazma mikrobu” böyledir işte! İnsana bir bulaştı mı, son nefesini verinceye kadar, bırakmaz bir daha peşini.

O mikrobun bu özelliğini iyi bilen akıllı insanlar, asla bulaştırmazlar; onu kendilerine! Muhsin Durucan, bu mikrobu genç yaşta kapanlardan… Hiçbir doktor, hiçbir ilâç kâr etmez gayrı O’na!

Ve işte, yine bir kitabını armağan etti bana, iki hafta önceki ziyaretinde:

Bir Sevdadır Azerbaycan… Evet, kitabın adı bu… Ve O’nun, “Bir güzel sevdadır Azerbaycan” dizesiyle başlayan şiirinin de adıdır bu.

“- Muhsin Durucan’ın, Azerbaycan’la ilgisi nedir?” diye mi sordunuz?

Hayır, hayır… Kendisi de Azerbaycanlı değil, ataları da…

“- Öyleyse, bu sevdanın kaynağı ne?” diyorsunuz; haklı olarak. Söyleyeyim:

Bu yıl, “9. Uluslararası Kapadokya Şiir Şöleni”nin Azerbaycan’da yapılmasına karar verilir.

 “- İyi, güzel de… Kolay bir iş değildir ki bu Hüseyin Erkan. Her şeyden önce maddi yönü var… Kim, nereden, nasıl karşılayacak?”

Evet, önemli bir soru bu… Ama işin başında bir kadın varsa… Hele hele iki kadın el ele verir ise, onların zekâsıyla bir bir açılır; en zor kapılar.

Nitekim Kapadokya Şairler ve Yazarlar Birliği Başkanı bir hanımdır: Ayşe Paslanmaz… Ve O, aynı zamanda, “Uluslararası Kapadokya Şiir Şöleni”nin de mimarıdır.

İkinci hanım Azerbaycanlı: Dr Ganire Paşayeva… Azerbaycan Millî Meclisi Milletvekili… Ama öyle sıradan bir milletvekili değil… Sözgelişi, Azerbaycan’ı Avrupa Konseyi’nde temsil eden bir milletvekili… Ayrıca, Azerbaycan – Gürcistan Parlamentolar Arası Çalışma Grubu Başkanı…

Ve de Azerbaycan – Türkiye Parlamentolar Arası Çalışma Grubu Üyesi…

İşte bu iki hanımdır; bütün o zor kapıları açan. Ve 15 Haziran 2014 günü, Türkiye’den 15 şair ve yazar, “9. Uluslararası Kapadokya Şiir Şöleni” için, İstanbul’dan Bakü’ye uçar. Bu 15 seçkin insandan biri de Muhsin Durucan’dır.

Muhsin Durucan’ı, siz belki yeterince tanımıyor olabilirsiniz. Ama ben kendisini, Isparta Halk Eğitimi Başkanı olduğu 1975’ten bu yana tanırım. İstanbul’a gelmeden önce de Tekirdağ ve Edirne’de ilköğretim müfettişi olarak çalıştı, yıllarca…

“Bir Sevdadır Azerbaycan”, değerli dostumun yayımlanmış 17. eseri… Bir önceki yıl da, Balkanlar’a ve Güneydoğu Anadolu’ya yaptığı gezileri kitaplaştırmıştı.

Çalışkan olduğu kadar girişimci, girişimci olduğu kadar da cesurdur dostum. Çok değil, dört gün süren bir yurtdışı gezisini, iki buçuk ay gibi kısa bir sürede yalnızca kendi imkânlarıyla kitaplaştırabilen Muhsin Durucan’dan başka birini tanımadım ben.

“- Sadede gel Erkan, sadede!” dediğinizi duyar gibiyim.

Haklısınız; sabrınıza teşekkür ederim. İşte kitaba geldi sıra. Şu satırlar, “Bir Sevdadır Azerbaycan” kitabından…

Nâzım Hikmet, dostu Vâlâ Nurettin’e (Va-Nu) yazdığı bir mektupta şöyle diyormuş:

 “Dünyanın en güzel halklarından biri olan Türk halkının ve dünyanın en güzel dillerinden biri, belki de birincisi olan Türk dilinin, yabancı memleketlerde tanınmasına vesile olabilmek, ömrümün en büyük sevinci ve şerefidir. Yaşasın büyük ve ölmez ve uğrunda hapislerde yatmaya değer Türk halkı!”

Nâzım, gerçekten büyük insan! Çektiği onca eziyete, zulme ve sıkıntıya karşın, yönetici koltuğunda oturan “güçlüler”imizin hiçbirine yağ çekmiyor. “Milletim, vatanım, memleketim,”diyor da başka bir şey demiyor.

Azerbaycan’ı birkaç satırda şöyle anlatmış Durucan:

 “Hayat Azerbaycan’da pahalı… Çalışanların ücretleri az. Evlerinin tek renkli, az katlı oluşu, mimari yapısı, kentlerinin temizliği ve insanlarının pırıl pırıl giyimleri belleklerde kalakaldı. Bir de ne mi kaldı dersiniz? Mutluluk!”

Ve yazar Ataol Behramoğlu’nun “Bakû İzlenimleri”ni de almış eserine:

 “İstanbul’dan gelen birinin hemen dikkatini çeken bir başka şey, kentin tenhalığı ve sessizliği. Bağırarak konuşan iki kişi, ya da klakson sesi duymadığımı söyleyebilirim.”

“… tek bir tanesinin bile başı kapalı olmayan kadınlarıyla, pırıl pırıl gençleriyle, tertemiz caddesi ve durmaksızın yenileri yapılmakta olan saray yavrusu konutlar ve modern gökdelenleriyle, Bakû herhangi bir Batı kentinden farksız.”

“Şiir Şöleni”nin mimarı Ayşe Paslanmaz, “Yüreğime İliştirdiğim Kırmızı Karanfil” başlıklı yazısında, “Tüylerim Hâlâ Diken Diken” ara başlığı ile Ermeni sınırında sıfır noktasına yakın bir yerde mayına basarak şehit olmuş 25 yaşında bir gencin acılı ailesine yaptığı ziyareti anlatır:

“Daha kırkı çıkmamış bir erkek bebek, diğeri de beş yaşlarındaki iki oğlu yetim kalıyor.

(…) Şehidin annesinin, yürek feryatları hâlâ kulaklarımda! On sekiz yaşındaki eşi ise masum bir yüz ifadesiyle, donuk gözlerle yanımızda oturuyor.”

Şehidin eşi 18 yaşında imiş. Beş yaşında bir oğlu olduğuna göre, 13 yaşında doğum yapmış ve 12 yaşında evlenmiş olmalı! Azerbaycan’da töre ve yasaların buna izin vereceğini sanmam. Burada bir yanlışlık var; gibi geldi bana.

Necdet Buluz’un, “Azerbaycan Bizim Canımız” başlıklı yazısından da birkaç satır vermek isterim:

“… Azeri Türkçesinin tadı bozulmasın diye, Şamil Qurbunov’dan aynen aktarıyorum:

“… Türkiye’nin sefiri Memduh Şövket Bey, 1921 yılı, Mart’ın 17’sinde Mustafa Kemal Paşa’nın mektubunu (Azerbaycan’ın Bolşevik lideri Neriman) Nerimanov’a çatdırdı: Türkiye Hökümeti, Nerimanov’dan borç pul (para) isteyirdi. Nerimanov derhal bir milyon lira deyerinde para gönderdi. Özü de yazdırdı: “Paşam, eşk olsun bele dostluğa ve gardaşlığa! Gardaş Gardaşa Borç Vermez, El Tutar!”

 Yaa! Dost dediğin, dostluk dediğin böyle olur işte! Bizimkiler bu mektuplaşmadan hiç söz etmezler nedense. (Nerimanov’dan da söz etmezler hiç, Lenin’den de…)

 Bu yazımızı, yine aynı eserden aldığım Charles Darvin’in şu özlü sözüyle bitireyim:

Bilim ve sanat, bir kuşun iki kanadı gibidir. Bu iki kanadı kullanabilen toplumlar uçar ve özgür olurlar. Uçamayanlar ise “tavuk” olurlar.

 “Tavuk toplum, önüne atılan bir avuç yemi gagalarken, arkadan yumurtalarının alındığının farkında bile olmaz.” (*)

Hüseyin Erkan

 hseyin.erkan@yahoo.com.tr

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

 (*) Bir Sevdadır Azerbaycan, Muhsin Durucan, Dahi Yayıncılık, İstanbul 2014. muhsindurucan@hotmail.com  Tel: 0532 594 70 39)

 

 

 

 

 

 

Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba Hüseyin Erkan Bey, Ayşe Paslanmaz'ı , Azerbaycan ve de Muhsin Durucan'dan söz ediyorsunuz. Her ikisi de benim sanatçı dostlarımdır.İyi etmişsiniz.Her ikisi de benim sanatçı dostlarımdır.. Elinize sağlık.. Benim de Antalya Akseki ve Akseki'nin SADIKLAR Köyünde yakınlarım vardır... Dilinize sağlık. Selamlar.

Abdülkadir Güler 
 25.09.2014 12:13
Cevap :
Teşekkür ederim değerli meslektaşım. Selamlarımla.  25.09.2014 22:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 267
Toplam yorum
: 50
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 261
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1942'de Antalya'ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene (Menteşbey) adlı kuş uçmaz kervan geçmez bir köy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster