Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Şubat '18

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
66
 

Bir Şey Biliyorum

Bir Şey Biliyorum
 


Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanırlar belki

                               Ahmet ÂRİF

 

İster öğretmen, ister doktor, ister mühendis olsun… İster usta, ister müdür, ister müsteşar…

Dahası ister Bakan, ister Başbakan, ister Cumhurbaşkanı …

İşi, mesleği, mevkisi ne olursa olsun; bir insan, “Ben her şeyi bilirim. Her şeyi ben bilirim.” diyorsa, ondan korkun.

Korkmak güzel bir şey değildir ama tek bir şeyden korkacaksanız eğer, yalnızca bu insanlardan korkun. Onlar birçok şeyi bilmedikleri gibi, bilmediklerini de bilmezler çünkü.

Bilmediklerini bilmedikleri için de hiçbir şeyi öğrenemezler. Sormayı da bilmezler, dinlemeyi de… “Dediğim dedik, çaldığım düdük.” diyen, kendini beğenmiş, dik kafalılardır onlar.

Kendileri herkesi acımasızca eleştirirler ama en küçük bir eleştiriye tahammül edemezler. Tabii canım, “her şeyi bilen”, dahası ,“her şeyi herkesten daha iyi bilen” bir insanı kim, nasıl eleştirebilirmiş ki! Hemen ağzının payını vermeli onun! Hem öyle bir vermeli ki, söyleyip söyleyeceğine, yazıp çizdiğine bin pişman etmeli!

Öyle yapmazsanız yol olur; başkaları da haklı haksız eleştirmeye kalkar sizi. Otoriteniz sarsılır; durup dururken. Ne gereği var. Zafer kazanmanın kuralı şudur: Saldıracaksın. Daima saldıracaksın. En zayıf olduğun zamanda, hele hele en haksız olduğun zamanda daha çok saldıracaksın.

Hem öyle bir saldıracaksın ki, yalnızca sizi eleştirenin değil, başkalarının da gözü korksun!

Bu yöntemi bilen ve çok iyi uygulayan insanlara nasıl saygı duymazsınız? (Umarım ki, “Bir şey biliyorum; o da hiçbir şey bilmediğimdir.” diyen ilkçağ filozofu gibi basit, bilgisiz ve geri zekâlı bir insan değilsinizdir siz!)

“Bu yuvarlak sözleri bırak da kardeşim, yaşanmış bir örnek ver bize.” mi diyorsunuz?

Hay hay! Alın, yaşanmış bir örnek size. Üstelik hayal ürünü değil, gerçek… Adıyla sanıyla hem de:

1989 baharında, mahalli seçimler yapılır ülkemizde: Muhtarlar, belediye başkanları, belediye meclis üyeleri, il genel meclisi üyeleri seçilir.

Tekirdağ ilimizin Malkara ilçesinde de kıran kırana geçen bir “Belediye Başkanı” seçimi sonunda, 74 oy farkla Zeki Eren göğüsler ipi. Yeni Başkan, ertesi gün, İlçe Kaymakamı Turan Eren’i ziyaretinde:

“Kaymakam Bey, der; babam yıllarca Belediye Başkanlığı yaptı ama ben çok gençtim o zamanlar. Hiçbir şey öğrenmedim. O emrediyordu, her iş oluyordu. Belediye konusunda hiçbir bilgim yok benim. Yardımcı olur musunuz bana?”

Hayret ki, hayret! Seçim kazanmış bir insan olarak kendini Kaf Dağı’nın başında görmesi gerekirken, yakıştı mı şimdi bu sözler, bu Başkan’a?

Neyse!.. Elbette, “Hayır, olamaz. Ben sana yardım edemem.”  demez; Kaymakam. Aksine:

“Memnuniyetle... Yardıma ihtiyaç duyduğun her an yanında olacağım.” der.

Yeni Başkan, göreve başlar başlamaz, Kaymakamla bir araya gelip, “Ne iş yapalım? Nerden, nasıl başlayalım?” sorusunu tartışırlar.  Kaymakam, “Belediyeye ait bir sıcak asfalt şantiyesi kuralım.” deyince, Başkan, “Çok iyi olur ama bu işi Karayolları bile zor yürütüyor. İlimiz Tekirdağ Belediyesinin bile şantiyesi yok. Bu işin altından kalkamayız.” diye karşı çıkar.

Kaymakam, “Korkmana gerek yok. Kesinlikle yaparsın bu işi. Malkara’nın yollarını görüyorsun. Kışın çamur, yazın toz… Senin yüzünü asfalt ağartacaktır. Dışarıdan almaya kalkarsan para yetiştiremezsin. Mutlaka kendin üretmelisin. Tek çare şantiye kurman.” diyerek ikna eder Başkanı.

Yapılan araştırma sonunda İzmir’de İşmak adlı bir firmanın kendi ürettiği makinelerle asfalt şantiyesi kurduğunu öğrenirler. Hemen telefon edip randevulaşırlar. Kaymakam ve Başkan, ertesi gün İzmir’dedir. İşmak yetkilisi, şantiyeyi kurabileceklerini söyler. Fiyatta ve ödemede anlaşırlar.

Düşünülen ve planlanandan çok daha kısa bir sürede şantiye kurulur. Altı kişi ile asfalt üretmeye başlanır. Çok ucuza mal edilen asfaltla caddeler ve bütün mahalle yolları asfaltlanır.

Başkan’ın keyfine diyecek yoktur: “Kaymakam Bey, ne iyi ettin de beni ikna ettin; bu şantiye işine.” diye sevincini dile getirir.

İyi, güzel de, bu Kaymakam durmak nedir, bilmez ki! Yeni bir proje getirir hemen:

Süt üreticileri için iki tanker alınmış. Yem fabrikası yapılmış. Sığır ırkının ıslahı için veterinerler harıl harıl çalışıyor. Silaj makineleri boş kalmıyor hiç.  Daha kaliteli ve daha ucuz yem ile beslenen hayvanlardan daha bol süt alınıyor. Sütü, aracı olmadan, doğrudan doğruya SEK’e satan köylünün cebine daha çok para giriyor.

Öyle bir Kültür Merkezi yapılmış ki, görenler hayran kalıyor. Öte yandan, 1940’larda açılan ve artık ihtiyaca cevap vermeyen kırık dökük bir yapı olan Atatürk Ortaokulu da yine Eğitim ve Kültür Vakfının girişimi ile yenileniyor.

“Daha ne? Başka ne eksiği kaldı ki ilçenin? Gece gündüz ne yapayım, nasıl yapayım? Parayı nerden bulayım, bu işi nasıl tamamlayayım?” diye düşünmeden biraz da oturup dinlenmek, her akşam bir ziyafet sofrasında kafayı çekip çekip nutuk atmak da hakkı değil mi bu kaymakamın?

Tamam canım, yemek içmekten hoşlanmıyorsa, pek çok meslektaşı gibi gece yarılarına kadar poker oynasın, briç oynasın. Şart mı ille de kafasını bir işe takıp yorulup durmak!

Boş yere yormayın çenenizi. Turan Eren gibi yöneticileri bu sözlerle yolundan çeviremezsiniz. Çalışmak, laf değil iş üretmek, halkın dertlerine çare bulmak için didinip durmaktan alıkoyamazsınız onları.

Neden mi?

Çünkü halk dediğimiz, köylü dediğimiz, işçi, çiftçi, maraba dediğimiz insanları -bazı yöneticiler gibi- “baldırı çıplak”, “cahil cühela”, “uygarlıktan nasibini almamış geri kafalı, geri zekâlılar” olarak görmez onlar. Aksine anneleri, babaları, teyzeleri, dayıları, yengeleri, amcaları gibi düşünürler. O nedenle halka, köylüye, yoksula hizmet etmek onlar için eziyet değil, zevktir. Bu hizmeti yapmazlar, yapamazlarsa mutsuz olurlar.

İşte bu nedenle Belediye Başkanı ile görüşüp anlaşarak Kültür Merkezinin hemen yanına bir “Sosyal Tesis” yapmaya karar verir. Neler mi olacak bu tesiste?

·         Olimpik bir yüzme havuzu;

·         Çok güzel bir restoran;

·         Her sporun yapılabileceği bir spor merkezi;

·         Nikâh, düğün ve toplantılar için salonlar…

“Yapılmış mı böyle bir tesis?” derseniz; evet, yapılmış.

Bu “Sosyal Tesis”i uzun uzun anlatmak yerine, spor merkezinde 54 adet kondisyon âleti olduğunu söyleyeyim de ötesini siz anlayıverin artık!

İsteyince neler, neler oluyormuş; görüyorsunuz, değil mi?

 

Hüseyin Erkan                   

huseyinerkan@dilemyayinevi.com.tr

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 267
Toplam yorum
: 50
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 261
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1942'de Antalya'ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene (Menteşbey) adlı kuş uçmaz kervan geçmez bir köy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster