Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Nisan '08

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
464
 

Bir sığınmacının öyküsü-2

Bir sığınmacının öyküsü-2
 

Anladım ki yürüdükçe seviyordum ben bir şehri yada bir kasabayı...tıpkı artık odamda daha az zaman geçirip, bunun yerine yaşamakta olduğum bu köyü gezmeye başladığımdan beri sevmeye de başladığım gibi...

Sokaklarını soludukça bedenim...
Pencerelerine dokundukça gözlerim...
Çocuklarının başını okşadıkça ellerim; alışıyordum bu yere ve ona ait hissetmeye...

"Söz konusu olan bir insan olduğundaysa..."dedikten sonra bir an için cümlenin sonunu getirip getirmemek arasında karasız kaldı. Dumanı tüten çayından küçük bir yudum aldıktan sonra, "acaba?" dedi..."Acaba ben onu hangi arada böylesine sevmeye başlamıştım ki ? "

"Hatırla" dedi kendine...İsmin döküldükçe dudaklarından...Adını ondan duymaya başladığın o zaman...
O ilk heyecanlarıın filizlenişi, sana "sen" yerine ismin ile seslenmeye başlamısıyla eş zamanlıydı ya...hatırla.."diye yineledi...

Fark ettiği bu ayrıntı -artık darma dağan olmuş olsa da- bu eski yap bozun parçalarından şimdi daha anlamlı bir resim oluşturmaya başlamasına neden oluyordu. Bu dağınıklık anlamlı şekillere dönüştükçe yüreğinin de hafiflemeye başladığını hissetti...

Evet ya, orada ki tonlamayı duydukça...ismimdeki ikinci hecenin bitimindeki o sesli harfteki vurgu...
onu belirtiş şekli tanıdıklaşmaya başladıkça...o zaman olmuştu olan. Demek ki ben ancak o zaman, yeni olandan "ben"'i duymayı başaldığım vakit başlıyordum sevmeye...

Ben değil miydim "bana güzel bir şey söyle" demek için, bazen sadece bunun için onu arayan. Hani sadece bir cümle, yada sadece bir kelime...yeter ki ondan gelsin diye...Ve o da bana ismimi söylerdi o zamanlarda. Ve sonra... sadece adımı söyledikten sonra, kapatırdık öylece telefonu..

Güzel bir şey...
Adının güzellik kavramıyla bütünleştirilmesi...Hoştu bu doğrusu.

" Ama gelgmrki buda bir ihtiyaç...Her gereksinim hatta her bağımlılık gibi, buda özgürlüge doğru gidişte bir çengel. Ardına takılı olan belki yüzlercesinden biri... "

"Birini sevebilmen için ben'im duymayı arzuladıklarımı gizliden gizliye bir diğerine belirtişimle başlayan bir kurgu muydu aşk kılığında sahnelenen? " dedikten sonra; algıladığı gerçekliğin soğuklundan mıydı bilinmez, ürperdi ve ardından bu yeni edindiği fark edişi hazmetmek için zar zor da olsa yutkundu...

"Belkide, adına aşk denen tüm bu hikaye benim oynamasını istediklerime dağıttığım ve benim yazdığım bir senaryodan, bir oyun müsfettesinden ibaretti..."

Kolay yutulası bir lokma değildi bu...

"Aman be kadın" dedi ...kendi kendine bu söylenmelerine devam ederken...En güzeli de, bir yandan içten içe kendinle hesaplaşıyor bir yandan da, bunu yapıyor olmasına rağmen kendine kızmak yerine şevkat duyuyor oluşuydu.

"Güzelliğini bu denli önemsemen ayrı konu" diyerek devam etti...Hadi o da bir yana da, senin o pek değerli güzelliğini aynada görmenle yetmeyişin...."

"Senin güzelliğinin her hangi bir sesten dile gelmesinin sana hep az gelişi...hangi biriyle uğraşacağız ki biz?
E bir de, illada senin duymayı istediğin sesten, senin istediğin kadar ve zamanda sana verilemesine bu denli düşkünlüğün var..."

Ve işin daha da beteri var; bunlar olmadıkça da bu açlığının gün be gün seni obur, hatta bir obeze dönüştürmesi...
Bunları söylerken göz ucuyla odaya yerleşir yerleşmez masanın üzerine koyduğu aynaya kaymıştı gözleri.
Tam da konu bu iken bu yaptığından fark ettiğinde kendini utanmaktan alıkoyamadı...

Kendi kendinden utanmayalı ne çok olmuştu. Bu his çocukluktan kalma, son derece naif bir o kadar da masum bir şeydi...Yanakları kızarmıştı. Kızarmış yanaklarında kendi kendine bir makas aldı...Derin bir iç çekişin ardından saçlarını toplamak için taktığı kurşun kalemi çekip bir kenara fırlattı ve başını öne egip iki yana savurdu. Şimdi pencereden odaya sokulmaya başlayan sabah güneşi aynadan yansıyan kızıl dalgalarını daha da çekici kılıyordu...

Elinde çay bardağı olduğu halde tahta kapıyı araladı ve biraz temiz hava almak için bahçeye doğru bir kaç adım attı. Şimdi yine o en çok sevdiği yerde; bağdem ağacının altına kurduğu hamağındaydı...

Gün yanığı tenine ve artık toplamak yerine dağınık bırakmayı tercih ettiği gür kızıl saçlarına; şimdileri vaktinin büyük bölümünü altında oturarak geçirdiği badem ağacının kokusu artık iyiden iyiye sinmişti...

Belki de bunu fark ettiğinden beridir, o da kendini daha bir buralı hisseder olmuştu. Yaşadığı sisli şehrin ve o şehirdekilerin yüreğinde bıraktığı kül tabakasından usul usul sıyrılmaya başlaması da belki de bundan, aynı zamanlara denk gelmişti ya.

16. günün sonunda soluduğu koku iyot kokan bu köyün sokaklarının kokusu... baktığı pencereler eski paslı yağ tenekelerinine ekilmiş rengarenk sardunyalarla bezeli pencere pervazları...Okşadığı çocuların başları ellerinde ev yapımı salça ekmekleri, ceplerinde bilyeleriyle, kum dolmuş sandaletleri ayaklarında dünya umrunda
olmaksızın gülen çocukların başlarıydı....

Adını seslenen bir sesi, hatta o sesin ta kendisini hala özlüyor olsa da; sessizliğe de alışıyordu...

Sessizlikte gelen kendi sesi şimdi daha yüksek çıkıyordu; "özel hissetmedikçe alışamaz ve benimseyemezmişsin meğer...bununla da kalsan iyi; alışmak ve ait hissetmek gibi ön koşulların var hem de ne için? Sadece sevmek için..o en doğal en güdüsel sandığın bu eylem için...ne çok şartın varmış meğer senin..."

Deniz mavisi gözlerinden bir damla akar...

Ve perde tekrar kapanır...

Sevgi ve ışıkla,
Ayna

08.04.2008

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bence de aç ve o pencereler hiç kapanmasın. Her pencere bir duygudur böyle düşün. Duygularını kaybetme... Sevgiler

cemil... 
 10.04.2008 9:16
Cevap :
Cemil bey, bu hikayelerde ki kadına söylediklerinizi ileteceğim:) Paylaşımlarınız için teşekkürler. Sevgi ve ışıkla, Ayna  10.04.2008 11:15
 

Öncelikle ilk yorumumu sana yapıcam bugün AYNA.. Öncelikle güzel bir kesit almışsın okuduğumda keyif aldım, zaten butun yazıların öyle ya:)) Sevgiler sunarım...

cemil... 
 09.04.2008 8:12
Cevap :
Yaşamın içinden penceler açayıyorum bu aralar. İlgi ve paylaşımın için de teşekkür ederim. Sevgi ve ışıkla, Ayna  09.04.2008 11:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 268
Toplam yorum
: 1159
Toplam mesaj
: 159
Ort. okunma sayısı
: 1911
Kayıt tarihi
: 15.09.06
 
 

Var olan her oluş ve bozuluş hakkında gözlem, tahlil ve sonuca varma sürecindeki yolculuğumu, siz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster