Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Haziran '18

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
67
 

Bir Siyasal İrdeleme...

Seçimler yaklaştıkça cumhurbaşkanı adaylarının birbirlerine yönelik atışmaları da devam etmekte. Bir şeyin altını çizmek gerekir ki, seçim meydanları hiç de adil bir yarışa olanak sağlamıyor.

***

AK Parti ve onun adayı Sayın Erdoğan, her türlü devlet imkânlarından fersah fersah yararlanmakta. Devletin uçağından tutun da otobüsüne kadar…

Ayrıca medyanın da tarafgirlik yapması, seçim faaliyetlerinin adil bir ortamda geçmesine engel oluyor.

Adalet ve Kalkınma Partisi, çevre hareketi olarak tanımlanabilir. Yani varoşlarda ve büyük kentlerin çeperinde yaşam savaşı veren geniş kitlelerin destek verdiği bir partidir.

Siyasal jargon olarak olaya bakıldığında, AK Parti, muhafazakâr-mütedeyyin-maneviyatçı kesimlerin talep ve istekleri doğrultusunda iktidara gelmiş ve iktidarını yine bahsedilen kitlelerin teveccühüyle konsolide etmiştir.

***

AK Parti, esasında bir gökkuşağı ittifakıdır da. Sosyolojik olarak irdelendiğinde, “Esmer Türkler” diyebileceğimiz kitlelerin temsilciliğini ve sözcülüğünü yapmaktadır. Anadolu Kaplanları diyebileceğimiz sermaye grubu da, AK Parti döneminde palazlanmıştır.

AK Parti, 2002’den beri Türkiye’yi belli bir çerçevede dönüştürme iddiasında. Ekonomik büyüme ve kalkınmadan tutun da toplumsal değişimlere kadar, 2002 ile 2018 arası AK Parti Türkiye’de belli başlı icraatları uygulayagelerek değişime imza atmıştır.

AK Parti, Türkiye’deki sosyolojik yapıyı geleneksel söylemleri kullanarak dönüştürmekte.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin kültürel siyasetinden ziyade, ekonomik temelli değişimleri uygulayarak çevrede birikmiş kitleleri merkeze taşımıştır.

Son günlerde yine benzer tartışmalara maruz kalıyoruz:

Esmer Türkler?..

Beyaz Türkler?..

Türkiye’nin sosyolojik yapısına bakıldığında, bu tabirler çokça kullanılmakta. Özellikle cumhuriyet kurulurken, yerleştirilmek istenen toplumsal düzenin halka sorulması zamanına göre mümkün olmadığından, tepeden inme reformlar ve yenilikler uygulanmış ve gelenekçilerde bu yerleştirilmek istenen devrim ilkeleri, hoşnutsuzluğa neden olmuştur.

***

Türkiye, CHP’nin Türkiye’yi dönüştürdüğünden beridir bir tartışmanın içinde yuvarlanıp gitmekte. Özellikle muhafazakâr kitleler, CHP ve onun yanında yer alan bürokrat elitleri ülkeyi bir günde geleneklerinden uzaklaştırmakla itham etmekteler.

Cumhuriyet bir devrimdir. Türkiye Cumhuriyeti, o zamanın ilerici kadroları tarafından, Batı uygarlığının içinde yaşadığı toplumsal ve siyasal değerler benimsenerek kurulmuş ve temelleri bu bağlamda atılmıştır. Cumhuriyet Türkiye’si, asker ve yargı elitlerinin bir vesayeti altında tartışmalara gark olmuştur.

Mustafa Kemal ATATÜRK’ÜN vefatından sonra ve İsmet İNÖNÜ’NÜN çok partili demokratik parlamenter rejime geçme kararıyla, iktidar yapısı değişmiştir.

1946 yılında çok partili hayata geçinceye kadar, Türkiye, tekparti iktidarının yönetimi altındaydı. Ülkede bir nevi tekparti vesayeti vardı, diyebiliriz.

***

1950 yılında seçimleri Demokrat Parti’nin kazanmasıyla birlikte ülkede yönetim kıyıda-köşede kalmış yoksul halk yığınlarının eline geçiyordu. 1950 yılına kadar ülke yönetiminden uzak tutulan köylüler ve çiftçiler, DP ve Adnan Menderes iktidarında yönetime ortak olarak, ülke nimetlerinden faydalanmaya başlamışlardır.

1950-1960 arası Türkiye’de tekparti vesayetine ara verilmiş, ülke çalkantılı bir vaziyette yol almıştır. Tabii ki Demokrat Parti’nin iktidar olmanın verdiği sarhoşlukla muhalefet sıralarında yer alan Cumhuriyet Halk Partilileri “Tahkikat Komisyonlarında” baskı altına alması, her türlü muhalefet unsurlarını sindirmesi, bardağı taşıran son damla olmuştur.

1960 yılında yapılan ihtilalle beraber Türkiye Cumhuriyeti, bir “vesayetler” cumhuriyeti hâline gelmiştir.

1960 ve sonrasında gerçekleştirilen darbeler ve darbe ürünü olan anayasalar devleti “kutsayan”, vatandaşından “koruyan” vesayetçi bir rejime büründürmüştür. İşte “Askerî vesayet” ve “Yargı vesayeti”, özellikle 1980 askerî ihtilali ve anayasasıyla dilimize pelesenk olmuştur.

1980 sonrası sosyolojik yapı ve politik düzen, şuana kadar yaşadığımız çalkantıların ve kutuplaşmaların nedenidir. Ordunun, siyasete boğazına kadar gömüldüğü, ülkeyi sütre arkasından anayasadan da aldığı yüksek yetkilerle yönlendirmesi…

***

Bu bağlamda siyaset eksenine ve düzlemine ilericiler ve gericiler diye bakmak gerekebilir. 1980 ihtilali, cumhuriyet rejimine karşı girişilen karşıdevrimin iyice palazlanmasını sağlamıştır. Zahirde 1980 ihtilali “ilerici bir müdahale” gibi takdim edilmektedir. Atatürkçülük ve Atatürk Devrimleri adına bu darbe gerçekleştirilmiştir. Esasında pek de gözüken bu yönde değildir.

80 ihtilali, sol partileri yasaklayarak kapatmış ve sol ideolojilerin üzerinden balyoz gibi geçmiştir. Ama öte yandan, sağ ideolojik tarafta yer alanlar, daha farklı şeyler dillendirmekteler. Esasında, 80 ihtilalinin esas onları silikleştirdiklerini iddia etmekteler.

O zaman sorulması gereken şudur: Neden 80 ihtilalinden sonra Türkiye hudutlarında açılan İmamhatip okullarında patlama yaşanmıştır? Rasyonel ve gerçekçi bir tarihsel bakış gerçekleştirildiğinde, askeri vesayetle birlikte, askerin üzerine titrediği Cumhuriyet rejimine ve Atatürk Devrimlerine muhalefet güç kazanmıştır.

Karşıdevrim hareketleri, askerî rejim ortamında güçlenerek palazlanmış, yavaş yavaş ve sindire sindire iktidara büyük bir sabır ve sükûnetle ulaşmıştır.

Karşıdevrim bu bağlamda “Siyasal İslamî” kullanarak, cumhuriyet rejimine savaş açmıştır. Bugün belirli mecraların, kesimlerin, cumhuriyet aydınlarını, ilerici askerî ve yargı kadrolarını “Beyaz Türklükle” itham etmeleri, içlerine sindiremedikleri Cumhuriyet Devrimlerinden ötürüdür.

Karşıdevrimciler, hem demokrasiden hem de cumhuriyet rejiminden haz etmemekteler ve eski dönem yaşam düzenini özlemekteler ve Osmanlıyı diriltmenin fırsatlarını ararlarken, cumhuriyetin faziletlerinden de faydalanmaktan geri durmamaktalar.

Evet, bir dönemler “Beyaz Türkler” dediğimiz bir zümre, ülkeyi tam bir baskı içinde yönetmiştir. Özellikle koalisyon hükümetlerinin işbaşında olduğu dönemlerde Beyaz Türkler diyebileceğimiz zümre, askerî ve yargı kurumlarını kullanarak toplumu belirli bir forma sokmaya çalışmıştır. Dindar kesimler, askeriyeden ve kamualanından dışlanmış ve uzak tutulmuşlardır.

İşte bu şekilde siyasal yapının askerî rejim ürünü olan anayasayla tahkim edilmesi, Esmer Türklerin ve Beyaz Türklerin ülkemizde pozisyon almalarına neden olmuştur.

Lakin şu son dönemde kimin Esmer, kimin Beyaz Türk olduğu tartışmalıdır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 384
Toplam yorum
: 95
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 72
Kayıt tarihi
: 18.05.16
 
 

Ben, Uludağ Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü mezunuyum. Şuan için öze..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster