Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Temmuz '13

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
5518
 

Bir sürgünün anıları - Aziz Nesin

Bir sürgünün anıları - Aziz Nesin
 

Bir sürgünün gözünden...


Sürgünlüğün benimki gibi gönüllü olarak seçileni pek nadirdir.

Sevdiğin insanları, sokakları, meydanları, denizleri, dağları bırakmak için ya biraz 'deli' olmak ya da ''Yaz kızım, sanığın sürgün cezasını Bursa'da çekmesine...'' şeklinde vuku bulan mecburiyet hali gerekir.

Aziz Nesin, yazıp da daha henüz yayınlamaya bile fırsat bulamadığı bir broşür yüzünden, önce daha ağır cezalara çarptırılmaya çalışılırken sonradan broşürü okuyan bile bulun(a)madığı için Bursa'da bir sürgün ile 'burun sürtme' cezası almıştır.

Karda kışta, aç parasız, korkudan insanların selam bile vermeye çekindiği, kimi zaman otel odaları kimi zamanlarda da bekar evlerinde geçer sürgünlüğü bu büyük yazarın.

İşte 'Bir sürgünün anıları' da o günlerin olaylarından sözeden trajikomik bir anlatıdır.

Bakmayın öyle 'Büyük Usta'nın mizahi bir dille yaşananları anlatmasına, gurbetlik hele bir de zorunlu olunca öylesine acıdır ki, Usta'nın yüzüne bulaşmış 'sürgün' lekesi de üstüne eklenince dayanmak iyice zorlaşır.

O yokluk içinde bile eşi benzeri olmayan 'saf'lığıyla elindeki üç kuruşu da yardımcı olmaya çalıştığı ve insan sandığı bir dolancıya kaptırır.

''Dolandırıcılığın baş kuralı bu numaradır, boyuna vadedeceksin. İnsafsızca, merhametsizce vadedeceksin. Hiç yolu yok, en kurt en kurnaz olan bile eninde sonunda yutar, yutmak zorunda kalır bu numarayı.'' der.

''İçine belki hissi girince hapı yutmuş, kazıklanmışsındır'' diye eklerken, kendisi de aslında zokayı yutup paralarını çoktan kaptırıvermiştir.

Başından geçenleri tatlı tatlı anlatırken didaktizme uzak durup, insanların onlara başkalarınca anlatılan yaşanmışlıklardan ders çıkartmalarını ise yalnızca 'umar'.

''Eşe dosta akıl vermek bize özgüdür. Akıl vermeye bayılırız. Karşımıza biri çıksın da aman şuna iyi bir akıl verelim diye, yolları gözleriz. Akıl vermekten yana bizim kadar cömert insanlar var mıdır?'' der, akıl verme konusunda ne düşündüğünün altını çizmek istercesine.

Sürgünlüğünün en parasız günlerinde, eski dönem cezalarının bile daha insaflı olduğunu düşünür. Osmanlı'da sürgün edecekleri adama hiç olmazsa taşrada bir görev verip üç beş de maaş bağlarlarmış derken, altın kaplama iki dişini de satıp parasını çoktan yemiş ve başka satacak bir şeyi de kalmadığı için, iki gündür aç karnına Bursa Halkevi'nin kütüphanesinde kitap okuyup ısınmaya çalışıyordur.

Bursa'nın zenginlerinin çocuklarına İngilizce ders verip aç karnını doyurmak ister ama bu işin taliplisi pek olmaz, ''Sen eski Türkçe ders versen daha çok ve kolay müşteri bulursun'' diye kulağına fısıldarlar. Kur'an dersi vermeye başlar milletin verdiği akla uyarak. Bir, iki derken öğrencileri çoğalır herkes de memnundur ama bir gün bir sohbette kendisinden ders alanlara,

''Çocuklarınıza kim Kur'an okutuyor, biliyor musunuz?'' diye sorarlar. ''Hafız Aziz'' yanıtını alınca da, ''Hafız mı, ne hafızı, tam hafızı bulmuşsunuz Maşallah'' deyip, kim olduğunu anlatırlar Hafız Aziz'in.

Sonra gene yokluk, açlık günleri...

O acıları bal eyleyip yazdığı 'öykü'lerde, gerçekleri çok yalın anlatır Usta,

''Genç insan daha namuslu oluyor. Bir şeyler görüyorsa, bozuk gördüklerini kendince düzeltmeye çalışıyor ama kart politikacılar bunu bir türlü anlamıyorlar. Anlasalar da anlamak işlerine gelmiyor. On parmaklarında on kara leke. Onu bilir onu söylerim; bir kişi yirmi beş yaşında kırk yaşındakinden daha namusludur. Hepimiz böyleyiz.''

Kış sürgünlüğünden bir ara öylesine bunalır ki, ''Kış sürgününe gelen insan kış uykusuna yatmalı'' der, zaman gittikçe daha ağır akmaya başlayınca.

Abdülhamit zamanlarının sürgünlerini anlatır. Abdülhamit kolay kolay adam sürmezmiş. Kendine az çok baş kaldıranları önce nişanla, parayla uyutmaya çalışır, olmazsa mutasarrıf, vali, kaymakam, mektupçu falan gibi yüksek memuriyetlerle taşraya yollar ama yine olmazsa ancak o zaman sürgüne gönderirmiş.

Kitabın sonunda neden sürgün edildiğini yazarken aslında bugünlere dair de çok not çıkar ortaya. Sanal alemde, meydanlarda mizah ile muhalefet yapan gençlerin mutlaka okuması gereken kitabın özellikle de bu satırları 'mesaj' doludur.

''Öyle bir yer geliyor ki, artık o yerde mizah yoluyla mücadele olanağı da kalmıyor. Modern emperyalizmin Türkiye'ye girişine karşı halkımızı uyarmak için mizah dışında yayın yapmamız gerekiyordu. İşte bu amaçla ''nereye gidiyoruz?'' başlıklı küçük bir broşür yazdım.

Mahkemeye çıkarılır ve ilk başta da belirttiğim gibi Bursa'ya sürgün cezası alır.

Tarihe geçen savunması ile kitabın tanıtımını bitirmek istiyorum.

''Bir düşüncenin ulusal çıkarlara aykırı ya da uygun olduğu, o düşüncenin ortaya atıldığı dönemde herkesçe kolaylıkla anlaşılamaz. Bir düşüncenin topluma yararlı mı zararlı mı olduğunun herkesçe kesinlikle anlaşılabilmesi için üzerinden belli bir zaman geçmesi gerekir. Kısaca söylemek gerekirse, hangi düşüncenin doğru olduğunu zaman gösterir. Ancak zamanın doğruluğunu, yanlışlığını, yararını, zararını ortaya koyacağı bir düşünceden ötürü ise mahkum edilmemem gerekir.''

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 344
Toplam yorum
: 155
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1047
Kayıt tarihi
: 22.07.09
 
 

Okur yazarım. Okur yazarlıktan kastım, okuduklarımı yazmamdır ki, bu yazılarımı genellikle 'kitap..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster