Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Haziran '07

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
674
 

Bir tabağın desenlerinde kaybolmak

Bir tabağın desenlerinde kaybolmak
 

Yengem bu sabah bir tabak dut koydu önüme. "Çiftlikten toplandı bunlar, mis gibi, afiyet olsun!!!" Dutlar güzeldi tam kıvamında eğer o tabak olmasaydı dutların tadını daha güzel alabilecektim tabii ki.

O gün aklıma geldi. Annem, yengemin görümcesi olur. Yenge ünvanı bu meyanda oluşmaktadır. Biz yengeme gitmiştik, yengem de çocukları kardeşine bırakmış pazara çıkmıştı. Bizim çocukluğumuzda şimdi olduğu gibi değil her cepte , her evde bile telefon yoktu. Ziyaretler çat kapı yapılırdı. Hatta gittiğin evi ahalisini evde bulamayıp kapıdan döndüğün bile olabilirdi. Buna rağmen insanların daha insan, ilişkilerin daha sıcak ve paylaşımcı olduğu yadsınamaz.

Geçtik eve oturduk. ben çocuklarla oynadım biraz, annem yengemin kardeşiyle hoş beş etti. derken tengem elinde torbalar kan ter içinde geldi. Annem dahil hepimiz kalktık ve torbadaki yiyeceklerin yıkanmasına, yerlerine yerleştirilmesine yardım ettik. On dakikada hallolmuştu pazardan alınan öte berinin ortalıktan yok olması. Yengem pazardan kendine servis tabakları almıştı.Yıkadığı tabaklardan birini kurularken anneme uzattı ve

"Bak abla bunu (o zamanın parası ile kaça aldıysa) bilmemne kadara aldım güzel mi?" dedi.

Annem "Ayyyy inanmıyorum. Çok ucuzmuş kızım bunlar, desenleri de çok hoş çok beğendim, bana da alsak neresinde pazarın?"

"Ben alırım abla sana."

"Ama ben hiç servis tabağı kullanmıyorum ki gülüm normal yemek tabağı var mıydı bunların?"

"Vardı abla. Dur ben bir koşu gidip alayım!!"

"Yok kızım acelesi yok." diyene kadar yengem tekrar üstünü değiştirmiş kapının dışına çıkmıştı bile.

Bense çok kaba bulmuştum tabakları. Ne desenleri desendi, ne porselenleri inceydi, kaplamaları hava yapmış delik delik olmuştu. Galiba da porselen değil, beyaz seramiktiler ve o zamanlar seramik pek gündemde olmadığı için braz kaba bir porselen zannedildiler. Üstelik mat görünümlüydüler. Annem ise çok sevmişti o tabakları ve o günden sonra, gündelik yaşantımızda öğlen ve akşam yemeklerimizi yıllrca o tabaklarda yedik.

Annemin öldüğü 20 yıl oldu. Ölümden sonra evimizin dağılması acıklı bir hikayedir. Hiç girmeyeceğim. Olay şu 20 senedir o tabakları hiç görmemiştim. Yegemin önüme koyduğu bir tabak dutun beni nerelere götürdüğü de hayatın farklı bir yönüdür. Gözlerimin dolduğunu görünce "Aaaa ne oldu şimdi Canan?" demez mi?

"Yenge sen bu tabakların yemek tabağı olanından bize de almıştın hatırlıyor musun?" dedim.

Yengem hiç hatırlamıyor.

Annemin o nefis yemeklerini önümüze sunduğu o tabakları ben de hiç hatırlamıyordum, bana ikram edilen bir tabak dut hafızamı tazeleyinceye kadar.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

cok guzel anlatmisiniz sizi bir tabagin nerelere goturup .neler dusundurdugunu ve hayat bu, iste biz insanlar hergun onumuzde olani, bir gun gelipte her gun kullandigimiz yada hergun gordugumuz kisiyi bu tur anilarla hatirladigimizda hep deriz hey gidi gunler neydi o gunler diye bunlar bizi hayata baglar hoscakalin

okyanusyadan 
 20.08.2008 1:38
Cevap :
ya sormayın, sadece tabaklar mı eski filimlerdeki giyisiler,üç tekerlekli bisikletler, el değmemiş mekanlar ve hatta nakkaştepedeki o ağaç bile kimleri nerelere götürüyor, hayat ve hayatın kareleri ;yorumunuz için teşekkürler, huzurla kalın.  20.08.2008 15:34
 

Anılar hüzünlü de olsa güç veriyor insana değil mi? Duygulanarak okudum Annenize rahmet dilerim.. Bu arada memleketiniz mi bilmem ama doğduğunuz yere Fındıklı'ya gidin bence Karadenizin eşsizdir güzellikleri saygı ve sevgiyle

Meral Yağcıoğlu 
 14.06.2007 12:57
Cevap :
Her zaman güçlüolmalıyız yoksa nasıl varoluruz.orumunuz için teşekkürler.  14.06.2007 19:47
 

Sevgili caca, siz bir tabağın desenlerinde dağılmamış, yeniden yaşamışsınız. Sizin yazılarınız çok dokunaklı, tıpkı hayatımız gibi. Babalar ölünce evler dağılmıyor da anneler ölünce evler dağılıyor. Şüphesiz ki babalar da ölmesin... Yani hakedilmiş ömrü tamamlamadan... Anneler ölünce babalara yeni bir hayat kurma hevesi geliyor; eski hayatın yıkılması pahasına... Birileri devreye giriyor bekar kalmanın günahından tutun da ''çocuklar yarın bir gün evlenip uçup gidecekler, yaşlanınca sana kim bakacak ...'' gibi sözlerle aklı başında olmayan babaları evinden, çocuklarından ve binbir emekle elde edilmiş maldan-mülkten ederler. Anneler genellikle böyle yapmazlar; yalnız kaldıklarında hem rahmetlinin mezarına, anılarına ve hem de evlatlara, eve-barka sahip çıkarlar. Güzel duygulu bir insansınız, doğru bir insansınız; annenizi de çok sevdiğiniz belli ve siz bu doğru hayatın ödülünü daha çok mutlu, daha çok varlıklı, daha çok sağlıklı olarak göreceksiniz... Selam ve sevgilerimle...

Cemal Hüseyin Çağlar 
 13.06.2007 21:34
Cevap :
Yorumlarınız bana güç veriyor çok teşekkür ederim iyi ki varsınız.  14.06.2007 1:37
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 167
Toplam yorum
: 320
Toplam mesaj
: 57
Ort. okunma sayısı
: 1848
Kayıt tarihi
: 20.04.07
 
 

01/06/1967 Rize/fındıklı doğumlu olmama rağmen doğum yerimi hiç görmedim. Türkiye'nin hemen her ilin..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster