Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ağustos '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
305
 

Bir tatilden aklımda kalanlar 1

Bir tatilden aklımda kalanlar 1
 

Ne yazık ki birçok Türk vatandaşı gibi, henüz yaşamadığım zamanlarda hak etmeyi umduğum gelirle (yani kredi kartıyla) da olsa, ailece 17 günlük bir tatil yapma imkânı buldum.

Hiç izin kullanamayanlara ve dinlenme fırsatı bulamayanlara oranla, daha iyi durumda bulunduğum için elbette halime şükrediyorum.

*****

Tatilin en kötüsü bile -Allah korusun eğer ortada kaza filan yoksa- hiçbir yere gidememekten her zaman iyidir. Bu konuda, sanki nispet yapar gibi ballandıra ballandıra bir şeyler anlatmayı düşünmüyorum.

Ancak yaklaşık bir ay süren ayrılıktan sonra, bana enteresan gelen bazı anekdotları sizlerle paylaşarak, parmaklarımı klavyeye alıştırmaya çalışıyorum.

*****

Bana göre tatilin ayrılmaz parçası deniz ve tabii ki yüzmek… Geçmiş yıllara göre oğlumla beraber bol bol yüzmüş olmaktan dolayı çok mutluyum.

Geçen yıl zaten tatile gidememiştik. Bir önceki yıl ise Can yüzmeyi yeni öğrenmişti. Derin yerlere giderken hayli tedirgin oluyor, onun yanından ayrılamıyor ve mümkün olduğu kadar denizden çabuk çıkmaya çalışıyordum.

Ancak bu sefer birlikte çok rahat, uzun süre yüzdük. “Hiç korkmadan mı?" diye sorarsanız, buna “evet” diyemem. Denizle şaka olmaz. Her şey için yüzmek bilmek de yetmez.

Çocuğu peşin peşin korkutmak da işime gelmiyor tabii. Biz de çare olarak daha çok kıyıya paralel yüzmeyi tercih ettik.

*****

Dikey olarak en açıkta yüzen biz olmuyoruz genellikle. Bizden daha ileride birileri oluyor mutlaka…

İşte lise çağlarında iki genç kız… Belki de orta sonda falan. Malum, şimdiki gençler hayli çabuk gelişiyorlar. İnsan tahmininde yanılabiliyor. Ancak Can’dan daha büyük oldukları kesin.

Kendi aralarında sohbet ediyorlar. Konu çok mühim… Tartışmanın esası şu: Burası Akdeniz mi, Karadeniz mi? Sonunda Karadeniz olduğuna karar veriyorlar.

Biz nerde mi yüzüyoruz? Bodrum Turgutreis’te…

*****

Gençler çabuk gelişiyor dedim ya… Bir tespitimi daha söylemeliyim. Can yaşlarında, yani 6-8. sınıf civarında, şöyle dalyan gibi vücuda sahip olan yok. Çocukların çoğu obez. Can da dahil hepsinde kalın bir bel ve 3 katmanlı göbek.

Sanırım bunda fast food beslenmelerinin ve özelliklede yaz tatiline girer girmez sokaklarda oynamak yerine herkesin bilgisayar başına oturup çakılmış olmasının büyük etkisi var.

Eskiden çocuklar sokakta oynamaya bayılır, anneler babalar akşam ezanı değil, yaz akşamları yatsı ezanında bile çocukları içeri sokamazdı.

Şimdi biz neredeyse çocuğu sokağa çıkarmak için döveceğiz. Yapmadığımız şaklabanlık kalmıyor, yine de çıkmıyor, yine de çıkmıyor..

Allah'tan Üniversite çağlarındaki gençlerde böyle bir durum yok. İnşallah bizimkiler de o çağa gelince boy verip bu çirkin görüntüden ve sağlıksız durumdan kurtulurlar…

*****

Yazının başında demiştim ya, kredi kartıyla tatil yapıyoruz. Paramız bitince ne yapacağız, doğru ATM’ye tabii…

Bir akşam para çekmek için Turgutreis’te bankaya doğru yürüyorum. Önümde üniversite öğrencisi olduğunu sandığım 3 genç var. Hep birlikte kuyruktayız. Onlar da vakit geçirmek için kendi aralarında sohbet ediyorlar.

Konu bankalar… Etrafta birbirine yakın birçok banka şubesi görünüyor. Gençler, bankaların kime ait oldukları konusunu tartışıyorlar. Ve sonuçta HSBC’nin devlet bankası olduğunda karar kılıyorlar.

*****

Bizim kaldığımız Soytaş Tatil Köyü, 108 villadan oluşuyor. Her villada ortalama 3 kişi olsa, 324 kişi yapar. Bunun yarısı evden dışarı bile çıkmasa, geri kalanların yarısı havuza, yarısı denize girmeye kalksa, yine 81 kişi eder.

Oysa deniz kenarında tahminen 35-40 şezlong var. Yani insanların yarısı açıkta… Çözüm yok mu peki? Olmaz mı… Akşamdan atıyorsunuz şezlongların üstüne iki havlu… Orası artık sabahtan akşama kadar sizin… İsterseniz o gün sahile hiç uğramayın.

Birçok insan yakıcı güneşin altında oturacak yer bile bulamazken, orada şezlonglar ikişer ikişer havluları gölgelesinler veya güneşlendirsinler, hiç önemli değil…

Böyle bir uygulamayı kim kabul edebilir ki? Herkes elbette kızıyor, köpürüyor. Sonuç? Ertesi gün akşamdan boş şezlong bulunca bu sefer o kişiler iki havlu atıp orayı sahipleniyorlar.

Yani birileri, başkaları yaptığı zaman kızdıkları şeyi, fırsat bulunca kendileri yapıyorlar. Tam “Törkiş” bir çözüm değil mi?

*****

“Törkiş” çözüm deyince hemen aklıma gelen başka bir konuyu da size arzetmeliyim.

Bodrum yarımadasının geçmişteki adı Myndos. Bu ad ise şu anda bildiğimiz Bodrum şehrinin değil, Bodrum’a bağlı, küçük ve şirin bir belde olan Gümüşlük’ün adı…


Gidenler bilirler, Gümüşlük’te denizin içinden yürüyerek geçilebilen bir ada var. Şimdilerde burası “tavşan adası” olarak biliniyor.

Ada, tarihi eserle dolu bir yer. Şu anda zaten bir arkeolojik kazı burada devam ediyor. Hatta o yüzden adayı gezmek, kısmen mümkün. Özellikle gençler, arka tarafa geçip kayalardan denize atlayamıyorlar.

Adanın tam girişinde önünüze bir tabela çıkıyor: “Buradaki ağaçların hiçbiri kutsal bir değer taşımamaktadır. Bu yüzden lütfen ağaçlara bez ve çaput gibi şeyler bağlamayınız.”

Türk insanı zeki tabi. Hemen buna pratik bir çözüm buluyor. Ne yapıyor, ağaçlara bez çaput bağlamıyor da, naylon torba ve peçete bağlıyor. Harika değil mi?

*****

Aklıma geldikçe bu konulara benzer hususları size aktarmaya devam edeceğim. Bu yüzden bu yazıya “1” dedim. Şimdilik fazla uzatmadan buraya bir noktalı virgül koyuyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 960
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster