Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Mart '21

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
30
 

BİR TEMMUZ GECESİ

Yazan: Tugba Cosgun      

Ekvator çizgisinin hemen altındaki bir coğrafyada olduğunu bildiğin halde, yaz sezonu gelince günbatımları uzayacak diye beklemek gibiydi ümide bağlı yaşamak..

 

31.07.20, Lombok, Endonezya

Kapana kısılmış bir şehrin girdaplarında hapsolmaktansa, yalın ayak özgürce dolaşmayı tercih edenlerin yeriydi burası. Zoraki yere gitmelerin, kalabalıklarda buluşmaların, gürültülerde kaybolan ama yine de her ne pahasına olursa olsun dökülen sözcüklerin bilmem kaç asır öncesinde kaldığını hissediyordu insan.. Sanki zamanda yolculuk edercesine geçmişe gitmiş, olduğu yerin böyle giderse gelecekte nelerle karşılaşacağını tahmin ederek geleceğe yol almış ve her şeyden öte olduğu zaman diliminden bir hayli uzaklaşmıştı. Neydi bu insanların koşturmalarının sebebi? Kendi kendine daima sorular sorarak cevaplarını aramak için çıkmıştı bu yola.. Kaçıncı yüzyıla gideceğini bilmeden sadece kalbiyle ve ruhuyla seyahat ediyordu. Bir yere yol alma vaktini yüreğine soruyor, ruhu tasdikliyorsa gitme vaktinin gelip çattığına kanaat getiriyor ve ruhuyla birlikte yola devam ediyordu. Ruhsal yolculuk değildi onunkisi, fakat tabiri caizse bedeninden daha çok ruhunu gezdiriyordu adeta gizli gizli..

Yola çıkalı çoook uzun zaman olmuştu, kim bilir hangi zamandı buna karar verdiğinde. Bu kararını herkese söylerdi; kimileri ona destek olur, benzer hayallerinin varlığından bahseder; kimileri bunun sadece bir hayal olduğunu söyler ve alaylı bir şekilde güler; kimileri de gözlerindeki o heyecanı sezer, sonuna kadar destek olur ve birlikte gözlerinin parlaklığında kaybolurdu. Diğerlerinin görüşleri her ne olursa olsun biliyordu ki onlar da bu büyük şehrin girdabında kapana kısılmaktan başka bir çaresi olmayan zavallılardı. Gerçeğin herkes farkında mıydı? Bilinmez! Fakat eğer bir gerçek varsa o da yüreğindeki sezgileri dinlemek ve o kapana bile bile geri dönmemekti!..

Yolda karşısına öylesine değişik insanlar, yerler, olaylar çıktı ki anlatmaya kalksa anı kaçıracak, anlatmasa anıların hatrı kalacak.. Yine de her ne pahasına olursa olsun bütün hepsini biriktirmeye, paylaşmaya, enerjisini güzel şeyler için harcamaya, insanlara gülümsemeye, kendi ruhuna dokunmaya ve en çok da gülmeye çalışıyordu. Sahte değildi bu duygular. Hayatında ilk defa tadıyor olsa bile hepsinin yeri sanki hep vardı da onların ne olduğunu bilmeden yaşıyordu. Şimdi ise tarifi zor olan bütün o duyguları heybesinde taşımaya ant içmişti…

Herkes yapamazdı belki de böylesine bir deliliği.. Sahi neydi delilik? Milyonlarca insanla küçük bir alana sıkıştırılıp, herkes gibi olmaya zorlanmak ve eğer onlar gibi olmayı reddediyorsa toplumun seni tükürmesi miydi? Yoksa kimin neden ve ne zaman ayarladığı belli olmayan o ‘düzen’ kelimesinin içine girmeye çalışmak mıydı? Sahi düzen neydi? Sırf birileri istiyor diye, kendi istemediği hayatı yaşamaya zorlanmak mıydı? Mutlu olduğunu sandığı zamanların başkaları tarafından şekillenmesi miydi? Bütün o streslerin, kaygıların, endişelerin aslında koca bir hiç olduğunu bile bile kendini kapana kıstırmak da neyin nesiydi? Gözlerini kapattığında o asrın icadı olan hayatların içinde bir yerden başka bir yere koşturuyor, fakat ne hikmetse hiçbir yere ulaşamıyordu. Halbuki yol demek; başlangıcı ve bitişi arasındaki mesafede katettiğin enerjinin sonucunda bir yere varmak ve o yere vardığında başlangıçtan çok daha farklı bir sen ile karşılaşmaktı. Çünkü o yolda geçirdiğin şey aslında zamandı. Bütün o yolda aldığın mesafede kaybettiğin enerjiye ek olarak bir de zaman ekleniyordu. Zamanla sabit kalabilmek ise imkansıza yakındı. Büyük girdaplarda ise kaybettiğin zamana rağmen sen hala aynı sen olarak varıyordun bitiş noktasına. Bunu fark ettiğinde sanırım karar vermişti aynı sen olmamaya..

Asırlar değişiyor, insanlar hep aynı kalıyor diyordu kendi kendine. Bir de baktı ki aslında asırlardı aynı olan, yaşanan olaylarla birlikte. Nerede ve kiminle olduğu önemli değil, o yerde kimlerle neler hissettiğiydi aslında önemli olan. Bir de ruhunda bıraktığı izlerin verdiği tat önemliydi. Bunları öğrenmişti bunca zaman ve öğrenmeye de devam edecekti. Tıpkı karşılaştığı zorlukların aslında bir sonraki adıma geçebilmesi için aşması gereken birer oyun olduğuna inanması gibi..

ETEM SEVİK, jale kasap bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Tüm hissederek yaşadıklarınızı zevkle okudum , daima yolda kalın sevgiyle

jale kasap 
 30.03.2021 11:01
Cevap :
Yaşadıklarımı size aktarabildiysem ne mutlu bana.. Çok teşekkür ederim..  07.04.2021 17:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 11
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 49
Kayıt tarihi
: 24.03.21
 
 

Fizikçi olarak başladığım hayatıma, sırt çantası ile dünyanın öbür ucunda minimal olarak kurduğum..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster