Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Şubat '17

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
863
 

Bir tiryakinin sigara ile imtihanı

Paçamızı saran kötü alışkanlıklar

Bir tiryakinin sigara ile imtihanı

Alışkanlık hakikaten çok büyük bir güçtür. Ama eğer bu iyi bir alışkanlık ise. Montaigne, "Denemeler" inde anlattığı bir hikaye vardır: "Bir köylü kadın, bir danayı doğar doğmaz kucağına alıp sevmiş, sonra da bunu adet edinmiş. Her gün danayı kucağına alıp taşırmış. Sonunda buna o kadar alışmış ki dana büyüyüp koskoca öküz olduğu zaman, onu yine kucağında taşıyabilmiş. Bu hikayeyi kim uydurduysa, alışkanlığın ne büyük bir güç olduğunu çok iyi anlatmış olacak. Gerçekten alışkanlık pek yaman bir hocadır ve hiç şakası yoktur. Yavaş yavaş, sinsi sinsi içimize ilk adımını atar; başlangıçta kuzu gibi sevimli, alçak gönüllüdür ama, zamanla, oraya yerleşip kökleşti mi, öyle azılı, öyle amansız bir yüz takınır ki kendisine, gözlerimizi bile kaldırmaya izin vermez."

Nasıl ki gelişmiş bir silah ve güç, kötü insanların elinde olduğunda insanlık için büyük problemler oluşturuyorsa; kötü alışkanlıklar da bizi, kişisel olarak uçuruma sürükleyebilmektedir. Alışkanlık evet çok büyük bir güçtür. Çünkü bir çok şeyi farkına bile varmadan, enerji harcamadan yaparsınız. Evet, alışkanlığınız kötü bir alışkanlık ise, kendi aleyhinize çok büyük bir düşmandır. Çünkü o artık sizin içinize yerleşmiştir. Yani aslında o, siz olmuş, siz ise o olmuşsunuzdur. Kötü alışkanlığınız ve siz bir bütünsünüzdür. Artık isteseniz de ondan asla ayrılamazsınız! İsteseniz bile, o artık hiçbir zaman sizin yanınızdan ayrılmaz. O artık yakanıza ve paçanıza yapışmıştır. 

Sigarayı bırakma serüvenim

Alışkanlığın gücünün faydaları kadar, kendi düştüğüm kötü alışkanlıkların pençesinden kurtulabilmek için kendi deneyimlerimden bahsetmek isterim. Kendime söz verip de uzun süreler boyunca yerine getiremediğim bir olaydan bahsetmek istiyorum. Sigarayı bırakma kararım ve bu uğurda verdiğim, bana oldukça umutsuz görünen aşağıdaki mücadelem oldu.

Gençliğimde sigaraya başlamıştım. Sigara içmek çok cool, karizmatik ve keyifli bir şeydi benim için. Çünkü çevremde değer verdiğim en karizmatik şahsiyetler sigara içiyorlardı. Ben de sigarasız bir hayat düşünemiyordum. En sevdiğim şeyleri hep sigara ritüeli ile eşleştirmiştim zihnimde. Her yemekten sonra sigara olmazsa olmazdı benim için. Çok keyifli bir çay yada kahve keyfî benim için sigarasız olamazdı. Arkadaşlarla derin bir sohbet de tabi ki sigarasız olmazdı. Sabah uyandıktan sonra kahvaltı, sadece sigara içebilmek için ön bir gereklilikti. İşyerinde küçük bir işi bitirmenin ödülü sigara molasıydı. Her uzun sürecek bir işlemden önce, bir yolculuğa çıkmadan önce sigara içmeliydim. Gece yatmadan önce mutlaka son sigaramı içmeliydim. Birine kızdıysam, yada efkarlanırsam sigara içerdim. Mutlu olursam sigara içerdim. Artık sigara benim en yakın dostumdu. Sigarasız bir hayat düşünemiyordum. Böylece 8-9 yıl geçti. Bedenim üstünde sigaranın etkilerini yavaş yavaş hissetmeye başlıyordum. Merdiven çıkmakta zorluk çekiyor, yürümek bile istemiyordum. Midemde sürekli gastrit yanması ve acılarını çekiyor, sigara paketi ile birlikte midem için yanımda devamlı olarak bir tablet de"Talcid" taşıyordum. Üst solunum yollarım ile ilgili olarak devamlı sorunlar yaşıyordum. Üstüm, başım, ellerim ağır bir şekilde sigara kokuyordu. Artık sigaranın en sevdiğim dostum değil, tam tersine benim düşmanım olduğunu anlamıştım. Hemen bırakmaya karar verdim. Öyle ya, beni sevmeyeni, bana zarar vereni bende sevmezdim. Ve hemen hızlıca bir karar vererek sigarayı bıraktım. Cebimdeki yarım sigara paketimi çöpe attım. "Oh be artık sigaradan kur-tul-dum!"...diyordum ki, hemen ertesi gün hata yaptığımı anladım. Etrafımda sadece sigara içen, mutlu, cool insanları görüyordum. Ellerinde yanan sigaraları ile ne kadar da mutlu görünüyorlardı! Sevinçle sigaralarının dumanını ciğerlerine çekerlerken, içimdeki "keyifçi ben" kendime; sigarayı bırakmakla ne kadar "geri zekalı" olduğumu yüzüme vuruyordu. İçimdeki keyifçi ben, bana diyordu ki " seni geri zekalı! Sigara kadar keyifli bir şey bırakılır mi? Hatta bu kadar kısa zamanda. Ah salak! Bir de yarım paketi çöpe attın. Bari paketini bitirip de bıraksaydın! İnsanlara bak ne kadar da mutlular! Sen de hemen bir tane yakarak aralarına karışabilirsin!" Ben de öyle yaptım. İçimdeki sesi dinledim, hemen bir sigara aldım ve yaktım. "Ooooh be hayat varmış" dedim. Sigaraya, eski dostuma ihanet ettiğim için, içten içe kendimi suçladım. Bir daha asla ona ihanet etmeyecektim. O yine benim en sevdiğim, en sadık yegane dostumdu.

Bir kaç ay daha geçti. Yine bir boğaz ağrısı ve öksürük nöbetinden sonra tekrar anî bir şekilde sigarayı bırakmaya karar verdim. Bu sefer tabiki paket bitince bırakacaktım. Son paketimin son sigaralarını azar azar özenle, önemle, kendimi vererek içtim. Sanki sevgiliden bir daha kavuşmamak üzere ayrılacaktım. Bu öyle bir ayrılıktı ki, terk edilme değil anlaşarak ayrılma değil, terk etme idi. Çok sevilen bir sevgiliyi terk etmek. Bu yüzden, bu ayrılık bana daha bir hüzünlü ve acıklı göründü. Ama artık karar vermiştim. Ve işte bu son sigara ile artık sigarayı resmen bırakıyordum. Ve bıraktım. Artık kendime söz vermiştim bir daha geri dönmemek üzere bırakmıştım. Kendimi çok kudretli zannettim o ilk bırakma anının etkisi çabucak geçti.Yine o bilindik buhranlar bastırmaya başladı. Sigarasız gün ve saatler tekrardan işkenceye dönüşmüştü. Sigarasız dakikalarımı, saatlerimi, günlerimi sayar olmuştum. Yemekler tatsız tuzsuzdu artık benim için. Çayın, kahvenin hiç bir keyfî yoktu. Sanki sigarayı değil, hayatımın neşesini bırakmıştım. Yine içimdeki o ses konuşmaya başlamıştı. Yine sigarayı bıraktığım için beni suçluyordu. Bazen ağır konuşuyordu. Hakaret ediyordu. Yine etrafta sigaralarını keyifle tüttüren, mutlu, cool insanları görüyordum hep. Zayıf bir anında hemen en yakın bakkaldan bir paket sigara almaya karar verdim. Nasıl olsa sigarayı bıraktığımı kimseye söylememiştim. "Hem söylesem de kime ne?" idi. Hemen satın aldığım paketi hızla açtım. Bu an sanki çok sevilen sevgiliyle tekrardan kavuşma anı idi. Hemen sigaraları peş peşe tellendirdim. 4-5 günlük sigarasız bir aradan sonra o ilk sigara, sanki bambaşka bir şeydi. Ayaklarımı yerden kesti, başımı döndürdü. "Saf mutluluk" işte bu idi. Bu kavusma sonrası sigaralari içerken başka bir şey oldu. Şimdi artık kafamın içinde beni suçlayan iç sesler ikiye çıkmıştı. İlk ses, sigarayı bıraktığım için beni suçlayıp bazen ağır konuşurken, bu yeni iç sesim sigaraya geri döndüğüm için beni suçluyordu. Kendime verdiğim sözü tutamadığım için beni suçluyordu. Bana zarar veren, beni yavaş yavaş öldüren sigara ile vedalaşamamamı eleştiriyordu. Ama o sese çok fazla kulak asmadım. Sigaralarımın keyfini çıkardım. İki başarısız denemeden sonra 3. Bir maceraya, 3. bir yenilgiye niyetim yoktu. O yüzdan uzun bir süre tekrar sigarayı bırakmayı hiç düşünmedim. Fakat sigara içmek benim için bir keyiften çok, yine yavaş yavaş bir külfet, bir yük, bir eziyet haline gelmeye başladı. Mide yanmaları boğaz ağrıları, burun tıkanıklıkları, öksürükler...

Bir gün bir arkadaş meclisinde geçen muhabbet içinde bir cümle duydum. Birisi sigarayı içmemeye yemin ederek bırakmış. Bunu duyan ben, içimden hemen karar verdim. Sonuç almak garanti gibi görünen bu yöntem, neden benim aklıma hiç gelmemişti ki? Ben de yemin ederek bırakmalıydım. Ne de olsa inançlı bir insandım. Hemen ertesi günü kendi kendime yemin ederek sigarayı tekrar bıraktım. (Tabii yine paketimi bitirerek) İlk bir kaç hafta kararlılığımdan bir şey kaybetmedim. Çünkü Allah huzurunda yemin ederek bu işi nihayete erdirmiştim. Benim için geri dönüş yoktu artık. Ama bir süre sonra, yine içimdeki o ses vır vır konuşmaya başlamıştı. "İşte sigaralı günlerin çok güzeldi, çok keyifliydi, neden bıraktın ki, işte şu yemeğin üstüne bi sigara olacaktı ki...vb" düşünceler kafamda durmadan beni taciz ediyordu. İçimdeki diğer ses de konuşuyordu. Ama onun sesi daha az çıkıyordu. "Boşver, iyiki de bıraktın bak daha sağlıklısın" diyordu. Merdiven çıkarken artık kesilmiyorsun, öksürük ve boğazında her sabah düğümlerle uyandığın o günler artık geride kaldı, yakında spora bile başlayabilirsin...vb güzel düşünceler ve iç sesim beni mutlu ediyordu. Herşey bir kaç hafta yolunda gitti. Nerdeyse sigarayı bırakmıştım. Evet sigara hep aklımdaydı, ama artık bırakmıştım. Derken, bir gün arkadaşlarla oturup muhabbet ederken tutulan sigarayı kendi sağduyulu sesimden bile hızlı davranarak, hiç düşünmeden alıp yakıvermiştim. Ne bir içsel direnme ne bir iç muhasebe, ne yeminimi bozma korkusu. Hiç bir şey yoktu! O anda o sigarayı içmek, benim için herşeyden değerli idi. Ahh ne güzeldi o sigara! O bir kaç haftalık aradan sonra içilen o sigara. Ancak tutulan o sigarayı almamla birlikte, tabiki tüm kazanımlarım da çöpe gitmişti. Ben yine paket taşımaya başlamıştım. Artık içimdeki ikinci ses sesini yükseltip, daha ağır konuşmaya başlamıştı. Bana " be hey geri zekalı. Kendine verdiğin sözleri tutmadığın gibi, Allah'a verdiğin sözü de tutamadın. Artık sigarayı nasıl bırakacaksın? Artık sağlıklı olma, kendi hayatında söz sahibi olma gibi masalları düşünme bile! Artık hayatında yeni başlangıçları nasıl yapacaksın? Senden bir cacık olmaz!" diye pis pis konuşmaya başlamıştı. Yeminimi bozduğumu duyan annem de beni çok feci bir şekilde haşlamıştı! Yeminimi bozduğum için yemin paraları, sadakalar verdim. Bir kaç gün oruç tuttum. Ama ohh ya, hayat devam ediyordu. Yeminimi bozsam da kefaret vermiştim. Sigarama geri kavuşmuştum. Artık böyle yeminle sigara bırakma gibi bir salaklık zaten yapmazdım. Neden yemin etmiştim ki zaten! Her neyse artık kendi kendime büyük laflar etmemeyi, kendime büyük hedefler koymamayı öğrenmiştim.

Artık sigaradan zevk almıyordum ancak sağlık sorunlarım devam ermesine rağmen sigarayı bırakma girişimine de kalkışamıyordum. Çünkü tekrardan sıfırdan başlamak, tekrardan yenilgi alma korkusu önümde caydırıcı bir duvar gibi yükseliyordu. Yani bir yönden ondan nefret ederken, ondan uzaklaşamıyordum da. Bu da sigaraya karşı olan nefretimi daha da büyütüyordu. Böylece aylar geçti. Bir gün, bir gazetede "sigarayı bırakma taktikleri" adlı bir yazı okudum. Benim gibi sigarayı bırakamayan kişilere, farklı taktikler ve yeni yöntemler veriyordu. Diyordu ki "sigarayı neden sevdiğinizi, neden bırakmak istediğinizi bir kağıda tek tek yazın. Her gün en az 3 defa okuyun. Sigarayı azaltarak değil de artırarak, kendinizi iğrendirerek bırakın." Bir diğer taktik: "İçtiğiniz sigaraların izmaritlerini atmayın. Kapağı açık olan bir kavanozda biriktirin. Yatağınızın baş ucuna koyun. Böylece o kötü koku sizi sigaradan nefret ettirip, sigarayı bırakmanıza yardımcı olacaktır."...vb bir sürü taktik. Ve ben bu taktikleri neredeyse hepsini bir bir denedim. Neredeyse hepsinin sonunda yeni hayal kırıklıkları yaşıyordum. Tam bıraktım derken, ansızın sokakta ya da deniz kenarında sigara içen mutlu insanları görüyor, sigaraya geri dönüyordum. Hatta bir keresinde birkaç haftalık bir aradan sonra, deniz kenarında efkarlanıp, sigara içen hiç tanımadığım birinden sigara isteyerek tekrardan sigaraya geri başlamıştım.

Tüm bu yaşadığım başarısızlıklar ve kendi kendime verdiğim sözleri tutamayışım sonucu, artık kişiliğimi kaybediyordum. İçimdeki o ikinci ses artık çok ağır konuşuyordu. " Geri zekalı, salak, kişiliksiz! Sen nasıl bir insansın. Sigara gibi sana düşman bir şeyi bırakmıyorsun. Sen ne zaman kendi hayatın üzerinde söz sahibi olacaksın? Bakalım, o seni bırakmadan, sen onu bırakabilecek misin?" diyordu. Her sigarayı bırakma denememin sonucu daha bir yaralayıcı oluyordu benim için. Aldığım kararlar, kendime verdiğim sözler, ettiğim yeminler hepsi boşa gitmişti. Resmen sigara ile yaka paça olmuştum. Ama nedense, hep kazanan o oluyordu. Artık kendime verdiğim sözleri tutamamaktan dolayı kişiliğim neredeyse yalama olmustu! Neredeyse kendime karşı olan saygımı, kendi kişiliğimi yitirip ve öz güvenimi de tamamen kaybetmistim.

Böylece bir kaç yıl gecti. Yine sağlık sorunlarım ağırlaşarak devam ederken sigara ve Talcid taşımaya devam ediyordum. Ve yine sigarayı bırakmaya karar verdim. Bu sefer azaltarak değil de tam tersi artırarak. Artırarak peş peşe içtim. Nefret edene, midem bulanana kadar, boğazlarım yanana kadar içtim içtim, içtim. Yarım ve yedek paketlerim dahil tüm sigaralarımı kırıp çöpe attım. Bir yanım kendime gülüyordu. "Yine pişman olacaksın, yine başlayacaksın. Sen bırakamazsın!" diyordu. Yine birkaç hafta geçti. Kendi huyumu bildiğimden, çok temkinliydim. Çok sevinmiyor, hayal kurmuyordum. Çünkü her an tekrardan başlayabilirdim.

Bir kaç hafta sonra, güneşli çok güzel bir yaz günü akşamında, sevdiğim arkadaşlarımla bir restaurant cafe de oturduk. Yemek, sohbet herşey çok iyi giderken arkadaşların bazıları sigara yaktılar. ( O yıllarda iç mekânlarda sigara içilebiliyordu.) A ha dedim kendi kendime yine başlıyoruz. Arkadaşlardan bir tane sigara istedim. Bıraktığımı bildikleri için vermek istemediler. Ben ısrar ettim, verdiler. Bu sefer farklı bir şey oldu. Kendi kendimi gözlemledim. Sigaradan vazgeçmek sanki benim için kafamda aşırı büyüttüğüm büyük bir "yokluktu". Bir felâket, bir yoksunluktu. O son sigarayı alırken bunu düşündüm. Aslında benim için sigaraya ulaşmak hiç de zor değildi. Ona her an ulaşabilirdim. Tıpkı şimdi olduğu gibi. İstersem bakkaldan alabilirdim, istersem arkadaşlarımdan bulabilir, hatta herhangi tanımadığım birinden dahi isteyebilirdim. Ama, sigarayı bırakmayı ben kendim için istiyordum. Sağlığım için, kendi hayatımda, söz sahibi olmak istediğim için. Ama istersem, o bana çok yakındı. Ama ben istersem! O duygularla, sigarayı yaktım, arkadaslar muhabbet ederken ben sigarayı düşünüyordum. Bir kaç nefes çektikten sonra, o sigaranın bana hiçbir zevk ve keyif vermediğini anladım. Ve sigarayı kül tablasına bastırarak sigarayı bıraktım. Meğerse sigaraya olan tutkum, onun yokluğunu göze alamayışımmış!

Sigarayı bırakırken 21 ve 66 gün gün kurallarını bilmiyordum. Bir uzmandan yardım almak da hiç aklıma gelmemişti. O zamanlar Sağlık Bakanlığı'nın "sigarayı bırakma hattı" da yoktu. Ama şimdi var. Uzman kişilerden yardım almak isteyen herkes kolayca destek alabiliyor. Benim sigarayı bırakabilmem ise, tamamen ısrarcı bir kişi olmam sebebiyledir. Kişiliğimi ve öz güvenimi kaybetme pahasına denemelere devam ettim. Hayal kırıklıkları, üzüntüler, sıkıntılar yaşadım. Ama yılmadım. Sonunda da Allah'ın da yardımıyla başardım. Sigarayı bıraktıktan bir kaç yıl sonra iş yeri hekimine gittiğimde, kendi sağlık kartımı gördüm. Sigara içtiğim yıllarda nerdeyse her ay doktora çıkmışım. Ya hastalıktan ya da ilaç yazdırmak için. Sigarayı bıraktıktan sonra ise 2 yıl boyunca iş yeri hekimine hiç uğramamışım. O gün bir defa daha sigaradan kurtulduğuma şükretmiştim.

Bu mücadelede kaybettim, kaybettim, kaybettim, kaybettim, kaybettim. Ancak yılmadım, mücadeleye ve denemelere devam ettim. Sonunda da ben kazandım. Benliğimin yılgınlıkla kabullenmiş olduğu, sigaranın esaretini en sonunda kırabildim. Buradaki en önemli nokta, mücadeleye devam etmekti. Yenilgiyi kabul etmemekti. Bu mücadeleden öğrendiğim ders; eğer herhangi bir şey için yeterince kuvvetle ister, o uğurda mücadele verir, gayret edersem sonunda mutlaka kazanacağım gerçeğini idrak etmek oldu.

*Nevzat Keleş-"Hayatın Yönü" Adlı kitabının "Alışkanlıkların Gücü" adlı bölümünden

 

İsmail Kavasoğlu bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 20
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 218
Kayıt tarihi
: 28.01.17
 
 

Blog yazarlığına kişisel gelişim, hayat menkıbemizi bulmak ve farkındalığımızı artırmak için başl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster