Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Kasım '11

 
Kategori
Trafik
Okunma Sayısı
1327
 

Bir trafik hayâl edin ki...

Bir trafik hayâl edin ki...
 

Acı bir fren sesiyle olduğum yerde kalakaldım! Trafik ışıklarının bulunmadığı bir yaya geçidinin tam ortasındaydım! Kalbim deli gibi atıyordu. Korkmuştum!

“Önüne baksana ulan!” diye bağırıyordu biri !

Kafamı çevirip, bir cumartesi sabahında böylesine güzel sözlerle bana seslenen insanı görmek istedim! Yolun ortasında duran, tek rakibim THY dercesine sürdüğü minibüsünde ayaktaki yolcuları panik fren nedeniyle sağa sola savuran, yarı beline kadar camdan sarkan ve ben yaya geçidindeyim demem halinde eline aldığı levyeyle üzerime atlayacak apoletsiz kaptan şoförümüz bana bakıyordu! Gözlerindeki kin ve beni yok etme arzusu öylesine görünür ve hissedilirdi ki...

Ne yapmıştım? Yaya geçidinden karşıya geçmek istemiştim. Peki, hatam neydi? Bu ülkede yol üstünlüğünün yayaya değil, araçlara ait olduğunu unutmuştum!! Yani, İstanbul gibi bir metropolde trafiğin hiç durmadığı düşünülecek olursa -trafik ışıklı geçitler dışında- bir yayanın karşıdan karşıya geçmesi mümkün değildi.

Hayatımın çoğunu medeniyeti bizden farklı yorumlayan ülkelerde geçiriyorum. Ayağınızı daha yaya geçidine attığınızda 100 mt ötede frene basıyor araçlar. Korna sadece acil durumlarda çalınıyor, kırmızıda geçilmiyor, seyir halinde zikzaklar yapılmıyor, şoförlüğün sadece direksiyon tutmaktan ibaret olduğuna inanılmıyor, sollayan arabaya yol vermemek için gaza basılmıyor, bayan şoförler sıkıştırılmıyor, kaza olduğunda yumruklaşılmıyor; "haydee, Trafalgar'a, Eyfel'e... Sıkışalım Coni Amca, arkaya ilerleyelim Meri Teyze..." diye yırtınan çığırtkanlar, havalı kornalarıyla Miles Davis'i anan minibüsler de bulunmuyor! İşte, trafik anlayışındaki bu derin farkı kısa zaman dilimlerinde tolere etmekte zorlanıyorum bazen. Nerede olduğumu unutuyorum ve şoför arkadaşları da kızdırıyorum! Ezecekler beni bir gün, biliyorum!

O, nasıl çalıştığını bugün bile anlayamadığım korkunç gürültülü motoru yetmezmiş gibi bir de havalı kornasıyla bas bas müşteri çağıran dikdörtgen prizma minibüsleri ilk gördüğümde genç delikanlıydım! Aslında arka dingili dört tekerliydi ama ikisini çıkartıyorlardı ki ağır vasıta ehliyeti gerekmesin! O yükseklikteki bir aracın dengesizliğini düşünebiliyor musunuz! Vücudunuzdan bir böbreğinizin ya da ciğerinizin çıkartılması gibi bir şey! Yıllar önce Topkapı'da bu nedenle devrilen bir minibüsün içindeydim. Araç kapı yönüne devrilmişti ve ben de ayakta seyahat ettiğim için onca insan üzerime yığılmıştı. O travmayı yıllarca üzerimden atamadım ve hâlâ da mecbur kalmadıkça minibüse binmiyorum. Sonraki yıllarda emin olduğum bir gerçek daha vardı. Kesinlikle ruhsatlarında, “trafik kurallarından muaftır.” yazıyordu! Kırmızıda geçmek, yolun ortasında yolcu indirip-bindirmek, özgürce korna çalmak, ara gaz vermek; sol kol yarısına kadar camdan dışarıda, sağ el janti biçimde vites kolunda, radyoda damardan müzik serbestti. Bu araçlarda eminim sinyal kolu da bulunmuyordu, çünkü sinyale gerek yoktu. Yolların derebeyiydi onlar. Okul Minibüsü tanımındaki TIRbüs'lerden bahsetmiyorum hiç. Her geçen yıl biraz daha uzuyorlar! Kendi çocukluğum geliyor aklıma da, bata çıka karlarda yürürdüm okula. Islanan ayakkabılarımızı da sınıfın sobasının kenarında kuruturduk. Hep diyorum, keşke bir 20 yıl daha erken gelseydim dünyaya. Ama yine de mutluyum damalı Chevrolet'leri, Dodge'ları görebildiğime!

Geçmek bilmedi o bir iki saniye! Tepkimi merak eden şoföre “hatalıyım, çok özür dilerim” derken saygıyla elimi kaldırdım ve arka arka yürüyerek kaldırıma döndüm! Bu arada o da affetme erdeminin ona yaşattığı gururla başını iki yana sallıyordu! Çok üzmüştüm sabah sabah adamcağızı! Yaya geçidinden geçmek de neydi! Minibüse binmeli, son durağa gitmeliydim. Sonra da bir başka minibüsle geri dönmeli ve karşıya geçmek istediğim noktada inmeliydim! Gülmeyin!! Yayaların her an ölüm riski taşıdığı İstanbul'da en emniyetli çözüm bu!! Ya da şöyle bir mezar taşı hayâl edin: Ne şehittir ne gazi, mok yoluna gitti Niyazi !

Birbirimize saygı duymayı elbet öğreneceğiz ve bu kural tanımaz bıçkınlardan da, prizmatik ölüm makinelerinden de bir gün kurtulacağız. Ama ben o günü görür müyüm, işte bundan pek emin değilim! Çünkü bankalardan, marketlerden, telefonculardan kurtulsam da şu çakma kaptanlardan biri beni bir gün mutlaka ezecek!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Trafik dedince akla, tamam şimdi buldum, her an onun adı gelir; İst-İst-İstanbul...Yani şaşarım medeniyetin göbeğindeki bu rezaletin eziyeti ve çekilen cefasına. Fakat sözlerimin içinde yer vermeliyim ki Coni amca ve Meri teyze tiplemeleri çok hoştu.

Berra 
 01.11.2012 18:16
Cevap :
İstanbul'da toplu taşımaya oldukça önem veriliyor son yıllarda. Birçok hatta da minibüs belasını kaldırdılar, metro ya da metrobüs yerini aldı. Ender de olsa bizim minibüslerde Coni'ler, Meri'ler de görülüyor! Lunapark'ta sanıyorlar kendilerini sanırım:) Teşekkürler, sevgiler.  02.11.2012 5:58
 

Çok haklısınız ata bey. ama sakın bulaşmayın onlara. başınız derde girer.

Kapadokyalı 
 13.02.2012 14:25
Cevap :
Yok ya, tabii ki bulaşmıyorum. Aksine iltifat ediyorum:) Teşekkürler Adnan'cım. Sevgiler.  13.02.2012 19:08
 

Trafik bir sorun Yurdumuzda ama İstanbul başlı başına ayrı bir sorun.Eğitimsizlikle de sarmaş dolaş olunca iyice içinden çıkılmaz bir hal alıyor.Bazı şöförler çok agresif oluyorlar. Bunların psikolojik yönden incelenmesinde fayda var.Durumu müsait değilse sürücü belgesinin iptal edilmesi gerekir.Ama sürücü okullarında görevli bazı doktorların, adayları görmeden sağlam raporları verdiği de görülmüştür.Ticari araç kullanamayacak birine ticari araç kullanabilir diye rapor veren de görülmüştür, hatta görme kusuru olana dahi.Bunlar sanıyorum ahbap çavuş ilişkileri nedeniyle oluyor.Biraz da kursların ticari kaygılarından. En önemli olan, insanın yaşama hakkı es geçiliyor.Hak etmeyen insanların elindeki araçlarla masum insanlar hayatını kaybediyor.Aman çok dikkat edin Türkiye ziyaretlerinizde...:) Selamlar, mutlu kalın...

Ayşegül HAYVAR 
 12.12.2011 14:35
Cevap :
Ehliyetimi 1975 yılında aldım. 2 defa yazılıya, 3 defa da direksiyon imtihanına girmiştim. Nasıl sıkı olduğunu ve torpil, rüşvet geçmediğini anlıyor musunuz ve 37 yılda hatalı olduğum tek bir kazam yoktur. Ehliyet kesinlikle Emniyet Md'lüğü tarafından verilmeli ve kolay olmamalı. Kazaların artma nedeni özel okullar. "Kredi kartına 12 taksitle ehliyet." Anlayın ciddiyetsizliği. Teşekkürler, sevgiler.  12.12.2011 16:20
 

ankarada ikamet ediyorum mesleğim şöfürlük her hafta istanbul istikameti çalışıyorum ama şunu iyice öğrendim çakma kaptanlar genelde istanbulda adamlar emniyet şeridini ralli pisti gibi kullanıyorlar istanbulda sol aynadan çok sağ aynayı kullanıyorum altıma birisi girip pas pas olmasın diye hele birde ağzında sigara elinde cep telefonu ile mesaj atmaya çalışan bir ara tamamen kendin geçmiş şekilde sadcece telefona odaklanan yolun ortasında ışık varmış gibi duran bayanlar yokmu insanda ne sinir bırakıyor nede asap sonra pisko teknik istiyorlar bizlerden sen devlet olarak şöförlerini ilk önce eğit sonra pisko tekniğini iste bu işin emekcilerinden yani ömrünü yollara vermiş kaptanlardan paralı kurslarla bu iş olmuyor olmuyor olmuyor işin özü insanın kendinde sabır saygı hoşgörü buda bizde yok tam gaz yola devam.

Ali KARPUZ 
 05.12.2011 6:19
Cevap :
Siz de haklısınız. Herhalde otobüs şoförüsünüz. Allah kolaylık versin. Geçenlerde de belediye otobüsünde şoförle takıştım. Arabanın içi dolu ve ayakta kadınlar, çocuklar da var. Deli gibi gidiyor ve sonra bir fren yapıyor ki tutunabilmeye imkan yok!! "Kardeşim, aynadan arkana bir baksana. Yolcuların tamamı oturmuş ve de emniyet kemeri mi takmış! Sen bir toplu taşıma aracı şoförüsün. Arabanı ayaktaki yolcuyu savurmayacak şekilde kullanacaksın. Bu konuda sizi eğitmiyorlar mı?" dedim. Ne cevap verse beğenirsiniz!! "Rahatsız olduysan, taksiye bin." dedi. Bu zihniyet değişmediği müddetçe bizden bir mok olmaz. Teşekkürler Ali Bey, sevgiler.  05.12.2011 11:00
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 8314
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1125
Kayıt tarihi
: 07.03.09
 
 

Ne güzel bloglar yazdık, ne muhteşem dostluklar kurduk; onlar kaldı baki... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster