Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Aralık '09

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
3008
 

Bir Türk filmi: Bornova Bornova

Bir Türk filmi: Bornova Bornova
 

Son zamanlarda bir filme gitmeyi düşünüp de gidene kadar "Aaaa, nerdeyse vizyondan kalkıyormuş" duygusunu yaşıyorum. Yooo, ben çok geç kalmıyorum. Nedense bazı filmler ki "güzel" olduklarını ya da ödül aldıklarını duyuyorum, birkaç haftada hani şu herkesin kolayca ulaşabildiği alışveriş merkezlerinden gelip de geçivermiş oluyor. Bu duyguyla en son panik halinde “Film gösterim saatleri”nde “Bornova Bornova” filmini aradım. Neyse ki gösterimden kalkmamıştı ama tahmin ettiğim gibi sadece bir yerde oynuyordu.

Geçtiğimiz günlerde kendi başımıza ya da birlikte, Neşe ile sanki “Sinema günleri” yaptık. En son ikimizin de izlemediği “Abimm!” filmine gittik. Aklım “Bornova Bornova” filmindeydi. Ne konusunu biliyordum ne oyuncularını. Her zamanki duygusallığımla, sanırım, aydınlık şehrime ait bir film olduğu için izlemek istiyordum. Ve büyük bir özenle film hakkında hiçbir yorum okumadım. Sadece ödül aldığını biliyordum ki ne ödülü olduğunu bile unuttum ve anımsamak istemedim.

Yılların tek başına film izleme alışkanlığıyla Neşe olsa da gidecektim olmasa da ya o da izlemek istedi. Sonunda cuma akşamüzeri İzmir Sineması’nda buluştuğumuzda filmin başlamasına nerdeyse beş dakika kalmıştı. Öncesinde bir “buluşamama” telaşımız vardı ki sormayın. Bu telaşın üzerine ışıklar sönüp de filmle baş başa kalıverdiğimizde, film bütün sakinliği ve sadeliğiyle bizi içine alıverdi. Az sonra, aydınlık şehrimde, aydınlık bir yaz gününde, bir mahallenin köşesindeki ağacın gölgesinde, duvarın üzerine oturuverdik ve çiğdem çitleyerek yaşadık olanları.

Lise çağındaki evlatlarımızın, kendilerine yansıtılan bir ayna gibi bu filmi izlemelerini isterdim. Onların yaşadığı “kötü” lüklerin bazıları öyle sade, öyle sıradan anlatılıvermiş ki!.. Mahalledeki bazı “Abi” lerin onlardan nasıl geçindiği… güçleri yetmediği ya da “yiğitlik”lerine bir şey sürülmesin diye karşı gelemeyişleri… karşı cinsi ve kendi cinslerini keşfedişleri… erkek/ kadın olma “serüven”leri… büyümeyi yaşayışları ve “büyüdüm”lerini ifade ederken yaptıkları yanlışlar… Hayatın içindeki yanlış insanlar ve yanlış “erkek (!)”ler. Ve her şeye rağmen bütün saflığıyla seven bir delikanlı. Film boyunca izlediğiniz bu delikanlı (Öner Erkan), sanıyorsunuz ki gerçek hayatında da böyledir de onun hayatını sanki gizli kamerayla, öylesine çekivermişlerdir. Ama filmin sonunda, birkaç dakikadaki “delikanlıyı” izleyince anlıyorsunuz ki, iyi oynamış.

Ve, film bittikten çok sonra, öylesine seyrediverdiğiniz ama satır aralarından aklınızda takılı kalanlar; işsizlik, taciz, “siyaset”e ödenen bedeller, sporcu “oldurulmayan” sporcu ruhlu çocuklarımız… sizi derinden etkilerken, “Nasıl olacak da evlatlarımızı ‘kötülükler’ den koruyacağız?” duygusunun yüreğinizi eziverdiğinin farkına varıyorsunuz.

İyi seyirler olsun; sinemada gösterimini yakalayabilirseniz tabi.

(Yönetmen: İnan Temelkuran/ Senaryo:İnan Temelkuran/ Yapımcı:İnan Temelkuran / Görüntü Yönetmeni:Enrique Santiago Silguero/ Müzik:Harun Iyicil, Ferit özgüner/ Oyuncular: Öner Erkan, Damla Sönmez, Erkan Bektaş, Kadir Çermik, Murat Kılıç)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yorumunun başındaki "A...a...aaa..." ları görünce espri olsun diye yazdın sandım. Ama az önce öğrendiğime göre gerçekten şaşırmışsın:) Bense sana söylediğimden o kadar emindim ki:) Sevgiler tekrar fırın balık yanında yenen minik soğanlı:) salatalardan yansıyan mavilerle.

derinmavi.. 
 15.12.2009 19:24
Cevap :
Afiyet olsunnnnn:)))))))))))))  15.12.2009 19:25
 

Hem de derinmavi...hem de İzmir Sineması ve 16.45 matinası! Ve hem de Neşe ile birlikte...Yoksa bu Neşe Evrim mi ne ! 2009 en iyi film Altın portakal şampiyonunu sadece tek bir sinemada hem de o kadar az izleyici ile birlikte izlemek...Siyah beyaza yakın çekim teknikleri, sadeliği, yalın ve doğallığı, oyuncuları, senaryosu , mesaj verme gayreti olmaksızın doğallık ve hayatın içindeliği ile verdiği mesajlar. Ben İnan Temelkuran'ın daha ilk denemesinde altın portakalı hak ettiğini düşündüm.Dikkatle izleniyor, ilk yarıdaı ağır gidenr tempo ikinci yarıda sürprizleri ile şaşırtıyor .Abimm'e gelince...Lecçe-vent Üzümcü'nün oyunculuğunu tüm yakışıklılığına rağmen hep beğenmişimdir, Yakışıklılık karakter rollyerinde dezavantaj çoğu zaman çünkü. Bana John Steinbeck'in Fareler ve İnsanlar'ını anımsattı film. Ama senaryo ve kurgu da biraz terslik vardı sanki. Sıcacık bir komedi olarak giderken film birden drama dönüştü, dönüşmesi gerekir miydi? Film ve de kahvaltı günlerine devam canım arkadaşım

Neşe İleri 
 15.12.2009 14:41
Cevap :
Aman da birisi yazıma yorum yazmış:) Hoş geldin arkadaşım:) Zaman zaman yazılarıma gelen yorumları yanıtlarken "Katkınız için çok teşekkürler" derim. Katkıda bulunmuşlardır gerçekten. Senim yorumun da dört dörtlük bir katkı olmuş. Yazımın kurgusunda yazmadığım/ yazamadığım şeyleri yazıvermişsin. Yani; çok teşekkürler katkın için:) Film ve kahvaltı günleri.. ne iyi ettik değil mi? Sahi Sahilevlerini ne zaman keşfediyoruz? Not: Abimm! filmini anlatmak istemedim, sevmedim çünkü. Ve merakla "Neşeli Hayat" a gidebileceğim zamanı bekliyorum; film hakkında tek satır duymadan giderim umarım, yoksa keyfi kaçıyor. Sen izlemişsin, yalnız gideceğim artık. Sevgiler arkadaşım, beyazperdeden yansıyan renklerle ama ille de mavilerle.:)  15.12.2009 18:30
 

Yaşadığımız şu günlere bakınca hayatın kıyıda köşede kalmış tadını bulup çıkartmanın hiç de kolay olmadığını düşünüyorum. Ama sen bu konuda da bir harikasın. Yine keyif dolu bir güne veda olmuş. Sakın kıskandım sanma, sadece imrendim sana! Sevgiler...

A y s a n c a 
 14.12.2009 22:33
Cevap :
"Hayatın kıyıda köşede kalmış tadını bulup çıkartmak..." Filmde anlatılanlar da tatsızdı. Ne kadar "gerçek" de olsa, gri hücreler film olduğunu biliyor ve "seyretmenin" keyfini yaşıyorsunuz. Şu an yaşadıklarımız da "film" olsaydı keşke; her derin maviye uğurladığımız şehitte, her grizu patlamasında (hala azımsanmayacak kadar grizu patlamaları olabiliyor), her töre cinayetinde, her... "bu filmi daha önce görmüştüm" duygusuna kapılıyor insan ama maalesef hepsi gerçek. Sevgili Yusuf, ben senin kıskanmadığını bilmez miyim:) Olsa olsa daralan vakitlerinin kıymetinin farkına varmışsındır ve biliyorum kiii (bu "ki" leme de reklamlardan kalma yeni keyfimiz)"Bu kadın, bir çocukla tek başına yıllardır her işin üstesinden geldiği gibi bir de hayatın keyfini çıkartıyor" deyip imrenmişsindir. Sevgiler sana, aydınlık şehrimin yasemin kokulu mavileriyle.  15.12.2009 9:15
 

arkadaşım, filmi izlemedim ama öner erkan ı çok beğenirim doğal bir yetenek olduğuna inanırım ,daha önce bir kaç yerde izlemiştim ve bu filmdeki oyunculuğuyla antalya da en iyi erkek oyuncu ödülünü aldığını hatırlıyorum senin de beğeniyle anlattığın filme gitmek şart oldu artık:)) güzel şehrine ve sana sevgilerimle.

sevtap özkahraman 
 14.12.2009 10:56
Cevap :
Lütfen git :) Çok şey beklemeden git ama; sakin, sade, doğal bir film. Aslında "sıradan" demek istiyorum ama dersem, "basit"e indirgeneceğini, benim söylemek istediğimden çok farklı olarak değerlendirilebileceğini düşündüğümden diyemiyorum. Ancak izlersen bana hak vereceğini düşünüyor veeeee sonrasında ikinci bir yorum bekliyorum:) Çok teşekkürler katkın için. Sevgiler, nergiz kokulu mavilerle (: Öğle arasında evime gelirken, az önce bir kaç demet aldım:)  14.12.2009 12:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 209
Toplam yorum
: 2556
Toplam mesaj
: 478
Ort. okunma sayısı
: 3222
Kayıt tarihi
: 29.03.07
 
 

Yazmak... Öyle güzel, öyle hoş ve öyle derin bir eylem ki!.. Olmazları bile oldurabiliyorsun. "Ke..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster