Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Aralık '08

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
7906
 

Bir Türk filmi: Issız Adam

Bir Türk filmi: Issız Adam
 

Sevdiği adamın kollarından sıyrılıp yüzüne baktı kadın, sevgisinin izlerini arar gibi. “Mavi-yeşil bir şey, mavi bir telaş var yüzünde.” diyordu adama, adam; “Telaşı at mavi kalsın sadece.” dedi. Ada ve Alper. Tenlerini paylaşana kadar geçen sürede az uğraşmadılar birbirleriyle. Alper büyükşehirde; İstanbul’da, tek başına yaşayan, bu tek başınalığını kazancının ve erkek olmasının gücüyle birleştirip, teknolojinin olanaklarını da kullanarak, farklı cinsel zevklerin peşinde koşan biri. Ada ise, o güne kadar yaşadığı sevgilerden; sevgisizliklerden yıpranmış, yılmış, tekrar aynı sevgisizliği yaşamak istemeyen ve bu yüzden de tek başına olmayı tercih edip, duygusallığını bir yana atmaya çalışarak, güçlü durmaya çalışan bir kadın.

Ve bu iki farklı insan ilkin bir kitapçıda rastlaştılar. İkinci el hayat gibi, Ada ikinci el kitapların, Alper’se eski plakların derdindeydi. Ada’nın bulamadığı bir kitabı bulduğunu sanarak peşi sıra koşan Alper, onu, çocukların hayallerini gerçekleştirdiği; masal kahramanı giysiler diktiği dükkânına kadar takip etti. Yemek yapma becerilerini artık sadece özel müşterilerine sergilediği ünlü bir lokantanın sahibi olan Alper, bu kez becerilerini Ada’yı tavlamak için kullandı; havuçlu kek yaparak dükkânına gitti ama keki birlikte yemek kısmet olmadı. Yanında çay da içemediler, cilveleşir gibi yaptıkları ağız kavgası sonrasında çayı Alper’in gömleği içti. Ne kadar geri dursa da, nedense peşini bırakmayan hem de hoş bir şekilde bırakmayan Alper’e “kanıverdi” sonunda Ada. Sevgili oldular; elele sarmaş dolaş yollarda ya da yalnız yaşamaya alışmış, aynı yatakta, sevişmenin dışında başka kadınla yatmayan Alper’in yatağında birlikte uyuyarak. Zamanla birlikte kahvaltı yaparak. Ada geçmişten gelen bütün korkularına rağmen koyuverdi kendisini ve buna en yakın kız arkadaşı da şahitlik etti.

Sonra bir türlü gidemediği(!) memleketinden annesi geldi Alper’in; hani hepimizi var eden ailemiz vardır ya; işte onun temel direği olan anne. Alper’in böylesi ünlü bir mesleği yapmasının, onun ders çalıştığı odada kuzinenin üzerinde yaptığı yemeklerle “nedeni” olan anne. Oğluna inanarak ilk sermayesini sağlayan baba ise artık hayatta değildir.

Anne… İzleyiciye çok tanıdık gelen annelerden biri. Hani memleketten gelirken sarma yapıp getiren… Getirdiklerini de hani pazara çıkılan çantalara koyan, başı eşarplı, ayağı kalın çoraplı anne. Oğlunun ünlü lokantasında yemek yerken, işini yapan garsona yardım etmeye çalışan anne… Ve “Paris” gibi bir mekânda, yemeklerini sunan, ailesinden tamamen farklı bir yaşantıyı yaşayan oğulun, annesinden adeta kaçınılmaz “utancı”. Şimdilerde bir çoğumuzun unuttuğu, Semiramis Pekkan’ın “Bana yalan söylediler”, Ayla Dikmen’in “Anlamazdın” ya da Nil Burak’ın “Yalnızım ben”…. şarkılarında “eski hayatları” yaşamanın peşinde koşan ama kendini “var” eden ailesinden, “eski” yaşantısını anımsatan; varlığıyla ortaya koyan annesinden utanan bir evlat; Alper.

Alper’in sıkıntısını anlayıp, bir akraba düğününe gelen anneye, Ada sahip çıktı ama bu onun için pek de iyi olmadı. Ada’nın “klasik kız” davranışları sonrasında ve tam da Ada’nın artık Alper’e güvenip, “Bu adam benim hayatımda var, ben de onun hayatında varım.” dediği anda… Hiç beklemediği bir anda… Alper; “Ayrılalım.” dedi. Ayrılalım… Ayrıldılar. Herkes acıdan kendisine düşen payı yaşadı. İlk anda sevgisini yüreğinden kanatırcasına koparan Ada’nın acısı daha büyük görünse de zamanla Alper’in yüreği daha çok acıdı. Sonra?.. Yaşanmayan bir sevda daha ve yıllar sonra merhabalaşan iki eski sevdalı… Peki sevdaları? O eskimiş miydi dersiniz? Bunu, Çağan ırmak tarafından seyircisine adanmış bu filmi izlerseniz öğrenebilirsiniz.

İyi seyirler olsun.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

üzerine bir sürü sosyolojik analizlerin yapılabileceği bir film. Bence Irmak'ın en kötü filmi, ama sonuçta bir Irmak yapımı. Filmde sevginin, duyguların ön plana çıktığı sahneler gerçekten başarılı. Fakat Ada'nın Alper'e sevişmeyi öğrettiği sahnenin dışındaki erotik sahneler aşırı ve abartıya kaçmış. Bir çoğuna ya gerek yoktu veya gereksiz yere detaylar verilmiş. Filmde mesajları seyirciye vermenin tek yolu göstermek değildir. Örneğin; Hitchkok'un filmlerinde perde arkasında sapığın bıçağı kadına sapladığı sahne kanlı vahşi sahneleri vermiyor, ama seyirciye ne olduğunu gayet net anlatıyor. Irmak cinsellik sahnelerinde bu yolu denemeliydi.

yaşar açık 
 28.12.2008 9:52
Cevap :
Filmi izlemeye başladığımda, bizden müzikler, dizilerden tanıdığım insanlar ve mekanlar olmasa bu filmin kesinlikle "yabancı" bir film olduğunu söyleyebilirdim. Teknik anlamda ve bakış açısı olarak öyle çekilmiş. Bu anlamda içeriği de öyle; "anne" nin bizim annelerimizden ve anne geldiğinde Ada'nın "bizim kızlarımızdan" olmasının dışında. O yüzden bu film Çağan Irmak'ın farklı bir bakış açısıyla kimbilir belki de etkilenmesiyle çekilmiştir, bilemiyorum. Erotik sahneler de öyle geldi bana. İlk başta netten tanıştıklarıyla yaşadığı sahneler dediğiniz gibi "gölgelenerek" çekilmiş ama bunu da sanki bizim örf ve adetlerimize aykırı geldiği için yapmış gibi. Belki yeni bir filminde oraları da "açar". Ama o zaman bizim sevdiğimiz Çağan Irmak olmaktan uzaklaşır, diye düşünüyorum. Çok teşekkürler katkınız için. Sevgiler, aydınlık şehrimden yansıyan mavilerle.  28.12.2008 12:40
 

"Sevgi realiteye zıt yönde gelişmez.." mi. Bence tam tersi; gerçek bir sevgiden söz ediyorsak, realite de neymiş; umurunda bile olmaz! Ama bir bedel ödenirmiş.. o da ayrı konu.

derinmavi.. 
 19.12.2008 7:19
 

Ada neden sevgisinin değerini bilmeyen bir adamı hala seviyor? Neden hala bir zamanlar yüreğini kanatan bir adamın derdinde? Alper'i yıllar sonra tekrar gördüğünde yüzünü buruşturup arkasını dönebilirdi.(Çağan Irmak'ın bir bildiği olmalı) Alper açısından öyle değil ama; o sevmeye devam edebilir; Ada sevilecek bir kadın çünkü:) Sağ olun bu değerli yorumunuz için. Sevgiler, birbirini seven, sevgilerinin değerini bilen sevgililerden yansıyan mavilerle.

derinmavi.. 
 18.12.2008 21:35
 

Kadın her ne kadar bu filmde alışılagelmiş üzere geri planda gösteriliyor ve erkek yönlendirmesi altında sevgisini yaşamaya mahkum gösteriliyorsa da, Alper'in olumsuzluklarından daha az olmayan Ada nınkiler karşılaştırıldığında birinden diğerine hak geçmez. Ekseriyetle Ada haklı görülmek isteniyor ahlaki ve duygusal bakımından. Ben bu kanaatte değilim. Ada, Alper'den belki daha hümanist ama daha realist değil. Sevgi realiteye zıt yönde gelişmez ne yazık ki.. Alper'in annesine yönelik hoş olmayan tutumunun yarattığı boşluğu apar topar Ada nın doldurması gayet eklektik ve temeli olmayan bir eklenti. Yine de Ada nın bu değerlendirmelerden galip çıkarılma uğraşlarını ben klasik kadın ezilmişliğinin püritanlıkla bağdaştırılması zorlaması olarak görüyorum. Filmin, oyuncu rollerinin bazı kısımlarının, iddia edildiği gibi, başka yabancı filmlerden çalıntı olması bizim değerlendirmemiz dışında. İki kişiyle başlayıp iki kişiyle ve iki mekanla biten bedava bir fim ama iyi para getirmiş. Hak

Birkan Can 
 18.12.2008 18:23
Cevap :
Yorumunuza yetmemiş sayfa:) Yaşadıkları olumsuzluklar düşünüldüğünde hak geçmemesi.. hak ya da haksızlık.. Burda bana "haksız" gelen şey şu ki Ada öyle düşünmüyor sanırım; sonradan Alper'in babaevine gidip, odasında onu yaşamaya, anlamaya çalıştığına göre öyle olmalı, Ada o güne kadar sevgi konusunda çok aldanmıştı; bunu Alpere sınır koymaya çalışmasında algılıyoruz. Alper'inse böyle bir derdi yok. O kabaca "seks" derdinde. Ada'yı bulunca, seks; yeni bir çeşit yanısıra ondan yansıyan sevginin güzelliğini de yaşamak istedi. Ama "sevgi"yi yaşaması, sürdürmesi..yapısına uygun değildi; aynı yatakta yatamamak, sabah aynı fincandan çay içmeyi bir sevgi gösterisi gibi sunmaya çalışıp, sözüm ona Ada'yı incitmeden, bir an önce göndermek istemesi gibi detaylar bunu düşündürtüyor ister istemez. Bence burda kadın ezilmişliği yok, değeri bilinmeyen bir "sevgi" var. Sevgi derdinde olan Ada olduğu için de onun değeri bilinmemiş ve "haksızlığa" uğramış gibi oluyor. Benim anlayamadığım da şu; az sonra  18.12.2008 21:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 209
Toplam yorum
: 2556
Toplam mesaj
: 478
Ort. okunma sayısı
: 3232
Kayıt tarihi
: 29.03.07
 
 

Yazmak... Öyle güzel, öyle hoş ve öyle derin bir eylem ki!.. Olmazları bile oldurabiliyorsun. "Ke..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster