Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Aralık '07

 
Kategori
Müzik
Okunma Sayısı
4075
 

Bir Türkü, bir öykü (2) Hem okudum hem de yazdım.

Bir Türkü, bir öykü (2) Hem okudum hem de yazdım.
 

Hem okudum hem de yazdım,
Yalan dünya senden bezdim,
Dağlar koyağını gezdim,
Yiten yavru bulunur mu...

Yavru yitmeye görsün bir kez. Bulunmaz. Değil dağların koyağı, ırmakların kaynağı, yaylaların çimeni, ovaların çiçeği, hiç bir şey, hiç bir kişi geri getiremez onu. Ehh ana yüreği bu. Dayanması zor. Dağlara düşüp araması doğal; ne ki giden geri gelmez. Şundan ki, yiten candır. Alıp yerine koyamazsın. Nefesin sonu çıkmaya görsün boğazdan bir kez. Dönüşü olmaz. Ama, ağlamak, döğünmek, türkülere sığınmak da insanların kendi elinde.

Türkümüze öykü olan olay, 1930'larda Çorum'un Osmancık ilçesinin Hacıhamza kasabasında geçer. Kasabada köklü bir aile yaşar o yıllarda. Bu ailenin de Mehmet Bey adlı bir oğlu vardı. Mehmet Bey, geniş omuzlu, kaytan bıyıklı, iri kıyım bir delikanlıdır. Çevresindekilere yaptığı iyiliklerden ötürü de herkesin saygısını, sevgisini kazanmıştır. Yeni evlendiği eşiyle de çok iyi anlaşmaktadır. Hele eşi ona nur topu bir oğlan çocuğu doğurduktan sonra da daha mutlu olmuştur. Bir çocuk ki gözleri yumuk yumuk. Uzun, upuzun saçlar, tombiş bilekler. Anası bir yanını kendine benzetiyor; babası bir yanını. Bak Mehmet diyor karısı "çenesi, kafa yapısı, ağzı sana benziyor, gerisi bana" Mehmet Bey: "Ya parmakları" diyor. "Bak bak serçe parmaklarında eğrilik var. Tıpkı seninkiler gibi. Ama uzunluğu da bana benziyor parmakların". Çocuk daha bir mutlu ediyor aileyi. Evin havası birden değişiyor. Gelenler, gidenler çoğalıyor. Dosta ahbaba teller çekiliyor. "Bir oğlumuz oldu" diye. Uzaktan mektuplarla kutlayanlar. Sözün özü; evde bir şenlik, bir şölen. "Aaaa... İzmir'den Nurettin Amcalardan tel geldi. Kutluyorlar. Bu da Adana'dan Niyaz'lerden geliyor. Bu tel de Çorum'dan, ama tebrik teli değil. Bak hele Mehmet neymiş? "Şey Hükümet teli bu. Bir iş için çağırıyorlar. Gitmek gerek. Hükümet işi ihmale gelmez. Tez zamanda gitmeli' diyor Mehmet Bey. Vakit öğleyi geçkindir. Ama olsun Hükümetin çağrısı gecikmeye gelmez. Tez elden gitmeli. Varıp anlamalı işin aslını. Adamlarına seslenir. İki at eyerlemelerini söyler. Karısına da "İşim biter bitmez dönerim. Hem yavruma da ufak tefek bir şeyler alırım. Sana da giyecek gerekli. Elbiselerin bol geliyor üstüne. Gelen gidenimiz olur bu günlerde.

Ele güne karşı ayıp olur. Bir kaç elbiselik alırım. Anamı da unutmamak gerek. İlk torunu kadının. Nasıl da yoruldu gebeliğinde senin. Meraklanmana gerek yok. Çorum ne çeker ki. Akşam Osmancık'a varırız. Sabahın erinde ordan çıksak, karanlık çökmeden tutarız Çorum'u.

Mehmet Bey bir yandan bunları söylüyor; bir yandan da kucağına aldığı oğlunu seviyor. Kokluyor, öpüyor, bağrına basıyor. Bırakamıyor çocuğu kucağından. Sonunda adamı ile yola koyuluyorlar. Yolda silahlı iki kişi atlıyor önlerine. Saç-sakal birbirine karışmış, iki dağ adamı bunlar. Yolun dar boğazı. Yana yöne kaçacak yer yok. Ancak geri dönülebilir. Mehmet Bey de ona davranıyor. Ama, daha atını dönderir döndermez iki kişi de orada peydahlanıyor. "Canınızı seviyorsanız davranmayın. Kurşunu yersiniz yoksa. Boşaltın ceplerinizi, atlarınızı da bırakıp, koyulun yola" diye ünlüyorlar. Mehmet Bey bakıyor kaçış zor. Teslim olup, parasını silahını, atları vermek de işine gelmiyor. Gurur meselesi yapıyor. Bir anda atıyor kendini yere, silahına sarılıyor. Adamı da atıyor attan kendini yere. Seyip kalan atlar, kişneyip tepiniyorlar. Aynı anda da kurşunlar vızılamaya başlıyor. Mehmet Bey bir ağacı siperlemiş kendine, basıyor tetiğe. Adamı da sol yanından ateşliyor silahını. Vuruşma epey sürüyor. Mehmet Bey'in de adamının da kurşunları azalıyor. Daha dikkatli kullanmak zorunda kalıyorlar kurşunlarını. Çok geçmeden onlarda bitiyor. Eşkıya azgın. Bir iki kez yine teslim çağrısını yapıp, basıyorlar kurşunu ardından. Mehmet Bey'den bir "Ah" sesi yükseliyor. Yığılıp kalıyor bir kenara. Adamı derseniz ağır yaralı yıkılıyor yere. Neden sonra ayıkıp bir bakıyor ki sağ yanında yatıyor Mehmet Bey. Cansız. Üstü başı kan içinde. Kendisi de yaralı. Cepleri boşaltılmış. Silahları da yok yanlarında.

Haber Hacıhamza kasabasına ulaşınca, anasını, karısını, hısım-akrabasını bir ağıt tutuyor. Kimi beşikte yatan üç günlük yavruya üzülüyor; kimi Mehmet Bey'in yiğitliğini dillendiriyor. Kişiliğini övüyor. Sonra tüm bu duygular, bir türküye dil oluyor. Hacıhamza kasabası da Osmancık ilçesi de dar geliyor Türküye. Yankılanıyor, yankılanıyor.

Kaynak:

Yaşar Özürküt
Öyküleriyle Türküler 3
İstanbul, 2002

Hem okudum hem de yazdım

Kaynağı & Mahlası : Ali Ciyez / Çorum

Türkü uzun ancak söylenen bölümler koyu yazılmış dörtlüklerdir.

Hem okudum, hem de yazdım,
Yalan dünya senden bezdim
Dağlar koyağını gezdim,
Yiten yavru bulunur mu

Kurşun gelir sine sine
Merhem koyun yaresine
Öldürmüşler Mehemed'i
Haber verin annesine

Seni Vuran dağlımıydı
Kurşunları yağlı mıydı
Düşman seni vurur iken
Senin kolun bağlı mıydı

El yazıya, el yazıya
Duman çökmüş Gölyazı'ya
Kurban olam, kurban olam
Beşikte yatan kuzuya

El veriyor el veriyor
Orta direk bel veriyor
Döndüm baktım sağ yanıma,
Mehemmedim can veriyor

Atalardan aldım öğüt
Derelere diktim söğüt
Hep kırılsın Avşar eli
Mehmet gitti babayiğit

Karalı bayrak kaldırdım
Çifte davullar dövdürdüm
Kınamayın komşular
Kademsiz gelin getirdim

Türküyü dinlemek isterseniz;

Ahmet Gazi Ayhan'dan

http://fizy.org/yOphxq2llOy3

Sazı ve sözü ile çok iyi icra eden Bayraktaroğlu (İskilip'li Muhiddin)

http://fizy.org/y6R8nShqaWtZ


Resim ve alttaki bilgi: http://www.corum.gov.tr'den/ alınmıştır.

Hacıhamza Kalesi
Hacıhamza Beldesindeki İncesu Deresi’nin kuzeyinde yer alan kale yamuk planlıdır. Şeriye Sicil kayıtlarında III. Ahmet tarafından 1723 yılında yapıldığı anlaşılan kale, 1940’lı yıllara kadar kasaba halkını içinde barındırmıştır.


SUSMASIN AĞAÇLAR, KARARMASIN GELECEK

Türk Hava Kurumu yangın söndürme uçağı alım kampanyasına katılalım.

"YANGIN" yaz, 3919 a kısa mesaj olarak gönder, sen de katıl. Bedeli 6 YTL'dir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hem okudum hemde yazdım yalan dünya senden bezdim.sevgiler.

Murat GÜLCEK - Yakamoz35 
 06.12.2007 4:17
Cevap :
İşte öyle sevgili Murat. Türkü hem babaya ağıt hemde beşiktekine gözyaşı. Dinliyoruz ama nasıl yazılmış bu sözler, öyküsü nedir öğrenince insan bir tuhaf oluyor.Görüşmek üzere sevgiler.. Narlıdere'me acımadınız mı 5 gol atılır mı, :(el insaf  06.12.2007 10:44
 

Çok hüzünlü bir öykü,pek çok türkünün içinde barındırdığı sesli hüzün.Ellerinize sağlık.Sevgimle

mavinin güncesi hanife 
 05.12.2007 16:13
Cevap :
Selam sevgili Hanife, dediğim gibi sıra türkülere geldi, ama hüzünlü geldi. Türkülerimizin ardında hep bir olay var ve ne yazık ki bir çoğu hüzünlü. İlk iki türküde hüzünü yaşadık, yeter diyelim. Diğerleri farklı olacak, sevgilerimle.  05.12.2007 17:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 240
Toplam yorum
: 1731
Toplam mesaj
: 236
Ort. okunma sayısı
: 2440
Kayıt tarihi
: 13.04.07
 
 

6 Mayıs, bir Hıdırellez günü "Merhaba dünya" demişim. Geçen elli küsur yıl. Bir şarkı vardır Osma..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster