Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ekim '18

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
1024
 

Bir Türkünün Hikâyesi “Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz”

Bir Türkünün Hikâyesi “Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz”
 

Gazanfer ERYÜKSEL

“Bazı şiirler bekler bazı yaşları” der Behçet Necatigil ustamız… Olmanın da ölmenin de bir vakti var şüphesiz. Bakıp görmenin, duyup işitmenin de… 
 
Sandıkçı Şükrü, Rize’nin dillere destan eşkıyalarından biri… Türküler yakılmış adına… Zülfü Livaneli o türküyü “Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz” adıyla okuyunca ülke çapında ünlendi bu türkü… 
 
Sandıkçı Şükrü, Rize’nin Portakallık (eski adı Haldoz) Mahallesi’nde kardeşinin bir düğünde bıçakla yaralanması üzerine, onu bıçaklayan Abdi Ağa’yı öldürüp hapse girmiş. Birkaç yıl Rize hapishanesinde yattıktan sonra arkadaşları Çımacıoğlu İbrahim, Kayalı Hüsnü ve Kemikbaş Memiş ile birlikte kaçmışlar. Uzun yıllar Rize ve çevre illerde eşkıyalık yaparken halktan yana tavırlarıyla sevilen biri olmuş.
 
Bu bilgileri 1981 yılında Rize’de beş gün araştırma yapan Saffet Uysal’dan öğreniyoruz. (Türküler Öyküler Yorumlar, Anabasis Yayınları, KASIM 2005)
 
Saffet Uysal bu çalışmada Sandıkçı Şükrü ile birlikte dışarıda kalan, yani eşkıyalık yapan, Keşişoğlu Kotan Ağa ve sendikacı Rahmi Rakıcı ile görüşerek bu bilgileri almıştır. 
 
Sandıkçı Şükrü’nün eşkıyalıktaki ilk olayı arkadaşı Manleli İsmail’i vurmasıdır. Olay şöyle gelişir. Manleli İsmail’in hanımı Gülşen, yemeğinin içine zehir koyarak Sandıkçı Şükrü’yü öldürmek ister. Bunu hisseden Şükrü, yemeği yemeyerek ölümden kurtulur. 
 
Arkadaşı İsmail’e durumu anlatarak haberi olup olmadığını sorar, habersiz olduğunu anlayınca karısını boşamasını ister. İsmail ise bunun kendi onuruna dokunacağını belirterek karısını boşamaz. İşte bundan sonra Sandıkçı Şükrü çok sevdiği arkadaşı İsmail’i öldürür. Ömrü boyunca da bunun acısını ve üzüntüsünü çektiğini söylediği anlatılmaktadır. 
 
İkinci öldürme olayı…
Sandıkçı Şükrü, şimdiki adı Boğaz, o zamanki adıyla İskelemoz Mahallesi’nden Bostanoğlu İzzet Dayı’nın kızı Fadime ile evlenir. Fadime’nin ablasının kocası Kikikli Yusuf ise bu evlenmeye karşı çıkar. Karısının kız kardeşi için “Nasıl olur da bir eşkıya ile evlenir?” demeye getirir. Sadece sözle kalmaz bir tüfek alarak Sandıkçı Şükrü’yü öldürmek üzere etrafta dolaşmaya başlar. Sandıkçı bakar ki olacak gibi değil, Kikili Yusuf’u öldürür. 
 
1908’den sonra İttihat ver Terakki iktidara gelince yurt genelinde eşkıyalara karşı bir takip politikası izlenmeye başlanır. Çarşambalı bir Kolağası gelip Rize’de karargâh kurar. Halkı da sıkıştırır. “Her gören haber verecek, elinde silah bulunan vurulacak” diye halka duyurur. 
 
Bütün bunlar olurken, Sandıkçı Şükrü, Of’un İkizdere Köyü’ndeki Sanlı mezrasında kışı geçirmek için hazırlık yapmaktadır. Bu hazırlıkları yaparken Uzunkaya’da bir eve gelir. Evinde kaldığı kadın Sandıkçı’nın geldiğini Uzun Ali’ye o da Kolağası’na bildirir. 
 
Kolağası, yanında halktan kişiler ve Sandıkçı Şükrü’nün eski arkadaşı Varilcioğlu Sadık da olmak üzere evi sararlar ve çatışma başlar. 
 
Bir ara Varilcioğlu Sadık, “Sandıkçı, daha ne bekliyorsun, teslim olsana!” diye bağırır. Bu seslenişi Sandıkçı, Varilcioğlu’nun kendisine bir mesajı olarak algılar. Nasıl olsa Varilcioğlu beni vurmaz, diyerek eski arkadaşının bulunduğu yerden çemberi yararak kaçmak ister. Şükrü, Varilcioğlu Sadık’ı birkaç adım geçer geçmez vurulur. Kardeşi Bayram ve yeğeni Mehmet ise teslim olurlar. Onlar bir süre cezaevinde yattıktan sonra ilk afta çıkarlar. 
 
Sandıkçı Şükrü öldürülmesine öldürülür ama ardında iyi bir ad bırakmıştır. Fakir fukaraya dönemin zenginlerinden Perilizade’nin mısırlarını dağıttığı, edep erkân bildiği, soylu bir eşkıya olarak yaşadığı için halk tarafından sevilmiş, adına türküler yakılmış olup günümüzde de ününü sürdürmekte ve sevilmektedir.   
 
Sandıkçı Şükrü’yü gören ve tanıyan Refii Cevat Ulunay, ondan “Yaptıklarından pişman olmuş, fakat affedilmeyeceğini bildiği için teslim olmayan, mert bir insan” olarak söz etmektedir. 
 
Sene üç yüz kırk bir nefsime uydum
Sebep oldu şeytan bir cana kıydım
Katil defterine adımı yazdım
Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz 
 
Bir yanımı sardı müfreze kolu
Bir yanımı sardı Varilcioğlu
Beş yüz atlı ile kestiler yolu
Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz 
 
Sen ağlama anam dertlerim çoktur
Çektiğim çilenin hesabı yoktur
Yiğitlik yolunda üstüme yoktur
Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz 
 
Zülfü Livaneli sayesinde bütün yurtta ünlenen bu türkü dışında Saffet Uysal Avukat Ömer Rakıcı’dan şu dizeleri de derlemiştir.
 
Kale yokuşunda sipere yattım
Rize şehrinde çok fişek attım
Tatlı yemeğime zehri kattın
Ancak kendimden kestim gümanı (*)
 
Baktım ki Varilci durur bir yanda
Arkamı çevirdim inandım ona
Ne bilirdim puştluk edeceğini bana
Dünyada puşt olan namudar olmaz
 
Kalk Sandıkçıoğlu yürü meydana
Duymadın mı yıkıldı Kayıkhane
İmansız gidersin tez gel imana
Karada gezenin imanı olmaz. 
 
(*) Güman: umut, güç, takat.
 
Türkiye’nin demografik yapısı, ekonomide yaşanan uygulamalar sebebiyle değişime uğramış ve kırsalda yaşayan nüfus kentlere yığılmıştır. Türkülerin kaynağı ise kırsaldaki hayattır. Bir diğer deyişle türkülerin kökü kurumuştur. İşte bu bağlamda türküler artık devamı olmayan bir kültür hazinemizdir. 
 
Babür Akdağ, ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 73
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 190
Kayıt tarihi
: 16.12.15
 
 

1952 Yılında İstanbul'da doğdu. Pertevniyal Lisesi'ni ve İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akad..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster