Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Nisan '14

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
248
 

Bir uzun Hikaye onun hikayesi (yirmi beşinci bölüm - devam edecek)

Bir uzun Hikaye onun hikayesi  (yirmi beşinci bölüm - devam edecek)
 

O çocuk


Bu şekilde uzunca süre karın ağrısını tedavi etti. Karnı acıkmıştı. Kahveden getirdiği kalan ekmeği, peynir ve zeytini katık edip yedi. Üzerine toprak ibrikten suyunu içti. Ama karnı doymamıştı. Bakındı ekmek var mı diye. Ekmek örtüsünü açtı. İçinde çok kuru birkaç parça katmer, biraz da ufalanmış yufka vardı. Onları yemeyi düşündü.

Ama ağzında çiğnediği ekmeklerin tadı bir çeşit gelmiş, yine midesini bulandırmıştı. Öğürüp kalktı. Dışarı çıkmaya korkuyordu ama kusacağı gelmişti. Çaresiz kapıyı açtı, hemen kapının önüne öğürüp az önce yediklerini çıkardı.

Bu arada karşı evde Kör Hacer kapının önünde abdest alıyordu. Çocuğun öğürtüsünü duymuştu. İçinden “Çocuk kusubba, üşütmüş ellem” diye geçirdi. Aklına Emine Yenge’nin çocuk için yalvarışı geldi. “Giden, şu çocuğa nediyo diye bakayım.” dedi.

Ama çocuğun Emine Yenge için “nine” deyişi aklına gelince yine içini kıskançlık kapladı. “Hıh! Bene neyimiş ya… Garı kirayı alıp çıtır çıtır yiyicek, çocuğun tasası bene düşücek. Heç bilem değil. Bene ne ya… Anası değilin, ninesi değilin; bene neyimiş ya…” dedi. Bu sırada abdestini de almıştı. Namaz kılmak için evine girdi.

Çocuk az önce ne yediyse hepsini çıkarmış, biraz rahatlamıştı. Etrafın karanlık olduğunu fark etti, içi ürperdi. Hemen odasına girip kapıyı “tırkıladı”.  Ekmek örtüsünün yanında duran zeytini ve bir parça peyniri kâğıda sarıp sonra yerim diye oraya koydu. Tekrar taşı kızdırıp havluya sardı, yatağın içine koydu ve yatağa girip yattı. Kusunca içindekiler hep çıktığından karnı çok açtı.

Ama çaresizdi. Köyü, evi aklına geldi. Orada, evinde hiç böyle aç kalmamıştı. Anası, babası ne yapar yapar onların ihtiyacını görür, karınlarını doyururdu. Anasının yaptığı yemekler, bulgur aşı, tarhana çorbası, sarma; ot ekmeği, katmer, cısdırma hep aklından geçiyordu. Bunları düşünürken karnı daha da acıkmıştı. Bu düşüncelerle yatağın içinde ağıp dönerken uykusu geldi ve uyudu.

Çocuk uyuduğu sırada köyde de son hazırlıklar yapılıyordu. Adam da ağılı bacanağına emanet edip gelmiş, akşamdan bir çuval kök ve bir torba çırayı hazır etmişti. Kökleri güzelce parçalamış, oğluna iş kalmamasına çalışmıştı.

Kadın da yiyecek torbasını hazırlamış. Kendi elleriyle ördüğü iki adet iç kazağı, bir adet örgülü dış kazağı, üç adet yün çorabı ve “göynek” dediği atletini, donunu hazırlamıştı. Bu arada Emine Yenge’ye de hediye olarak bir kenarı işlemeli yazma, iki adet “yanaşlı” yün çorap koymuştu.

Kocasının asker arkadaşına da bir yün çorap, bir de kardeşine yün çorap, ayrıca asker arkadaşının “kardeşlik” olduğu karısına iki adet kenarı işlemeli yazma, iki adet yanaşlı yün çorap, ayrıca çocukları için üç adet yün çorap koymuştu. Bunları torbaya koyarken kocasına neyin kime ait olduğunu tek tek gösterip “Sakın garışdırma ha…” diye sıkı sıkı tembih ediyordu.

Adam bu tembihlerden sıkılmış “Tamam garı, sen de beni hepden gaba zeyin eddin ha…” diye tepki gösteriyordu. Kızlar da bunları hazırlayan analarına sessizce yardım ediyordu. Küçük ablası, çocuk için iki gündür acele acele ördüğü yün çorabı babasına verirken “Bunu Kezban aban örüvedi de.” diyerek kendi hediyesini diğerlerinden ayrı yere koydu.

Küçük çocuk bu sırada ortalıkta biraz dolaşıp uyumuş kalmıştı. Kadın neden sonra onun uyuduğunu fark etti. “Gızlaa, oğlan açıkda uyumuş görmeyosunuz?” diye küçük çocuğu yerine yatırmalarını söyledi. İşleri bitince sabah erkenden kalkmak için sözleşip yattılar.

Kasabada da çocuk erken yattığı için sabah erkenden uyanmıştı. Yine karnı ağrıyordu ve çok açtı. Bu yüzden yataktan çıkmadan, uyanık yatıyordu. Sonra kalktı, kalkarken gözü karardı. Yatağın yanına oturdu. Göz kararmasının geçmesini bekledi. Ocağa baktı, biraz ateş olduğunu gördü. Kök çuvalında kök kalmamıştı. Zorlukla kalktı, dışarı çıktı. Emine Yenge’nin çenttiği çalıların arasından kuru olanlarından dört beş dal alıp geldi, ocaktaki közün üstüne koydu. Üfleye üfleye tutuşturdu ama çok hâlsiz kalmıştı. Zor zahmet taşı kızdırıp havluya sardı, yatağın içine koydu; kendi de girip yattı. Havluya sarılı taşı da kıçının altına koyup rahatlamaya çalışıyordu. Ayağa kalkacak hâli de yoktu. Bir süre sonra adeta kendinden geçmiş yatıyordu.

O sırada köyde adam, kızlar, kadın ve küçük çocuk köyün bekleme yerinde kamyon bekliyorlardı. Az sonra bir kamyon gelip yanlarında durdu. Kamyon, çocukla geçen hafta okula kayıt için giderken bindikleri pazarcıların kamyonuydu.

Oğluna ayakkabı hediye eden adam bu sefer şoför mahallindeydi. Kamyon durunca camdan başını çıkarıp selam verdi. “Ne o bizim oğlan? Gine evcek yollara düşmüşsün.” diye seslendi.

Adam onu görünce kardeşini görmüş gibi sevinmişti. “Sormu bizim oğlan, bundan keri böyle, sene söz verdim ya, ne edip edicez oğlan okudcez deyi. Telaş ondan.” dedi. Şoföre cevap verirken kök çuvalını kasaya koymak için arabanın kenarına çıkmıştı.

Karısının kızların yardımıyla uzattığı çuvalı zor zahmet kasaya koyarken “İleş gibi bu yav.” diyordu. Pazarcı “Arkıdeş, torbuları buruya ver. Hava soğuk, sen de buruya binersin.” dedi.

Adam kasada gitmeyeceğine memnun olmuştu ama yine lafın gelişi “Sizi sıkışdırmeyen” dedi. Hem o pazarcı hem de yanındakiler “Ne sıkışması yav, şuncaz yolu sıkışsak nolucek?” dediler. Adam yiyecek ve öteberi olan üç torbayı ve içinde tarhana çorbası olan toprak ibriği pazarcıya uzattı. Karısına ve kızlara “Siz buradan dönün, ben akşama gelirin.” deyip kamyona bindi.

Kadın, kızlar ve küçük çocuk gerisin geri köy yoluna girdiği sırada kamyon da yürümüştü. Adam kamyonun içindekilerle selamlaştı. Pazarcının sarışın oğlunu göremedi. “Senin oğlan arkıda mı yoğusam?” diye sordu. Pazarcı “Yok, o gelmedi. Biz de sizin kasıbadan öteye gidmecez. Hava gine bozucek gibi. Böğün zaten erken döncez gibi. Sen geri gelceksen, işini hemen gör, benim yanıma gel.” dedi.

Adam içinden “Vardır bir bildikleri, sormak bene mazife değil.” diye geçirdi. Yola devam ederken yolculara yanına aldığı Bafra sigarasından ikram etti.

Pazarcı “Ne o bizim oğlan, artırmışın yav” dedi. Çünkü geçen sefer Üçüncü sigarası vardı yanında. Adam “Yok yav arkıdeş, geçen kasaba iki mal verdim. O sıra gelen giden olursa ikram ederin deyi üç paket bundan alıgoduydum. Şindi birini yanıma aldım. Kasaba yerinde adama yediğine, keydiğine göre gıymat veriyolar. Biliyon benim içdim ciğaraya garip öldüren deyola. Ha böğün bundan içem de hepden garip bilmesinle dediydim.” diye açıklama yaptı.

Pazarcı “Abo bizim oğlan, avukat gibi gonuşuyon valla.” dedikten sonra yanındaki üç kişiye ve şoföre adamın çocuk okuttuğunu, oğlunun da çok faydalı olduğunu anlatıyordu.

Bu sırada kendinden bahsedilen adam biraz mahcup olmuş, ötekiler de bir köylünün çocuk okutmak için çırpınışını içlerinden takdir etmişler ve kendileri için “Bi bu adam gadar olumadık, bok gibi de para gazanıyoz.” diye söyleniyorlardı.

Sohbet koyulaşmış, dokuz dolaşım falan fark edilmeden geçilmiş, kasabaya gelmişlerdi. Kamyon pazarcıların yayındığı meydanda onların yayındığı yere geldi. Hepsi aşağı indiler. Önce adamın eşyaları, çuvalı indirdiler.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 182
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 223
Kayıt tarihi
: 12.02.13
 
 

Sanat Enstitüsü yapı bölümünden 1967 yılında Denizli'den mezun oldum. Buca Mimar Mühendislik Özel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster