Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Eylül '06

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
370
 

Bir varmış, bir yokmuş...

Bir varmış, bir yokmuş...
 

Bir varmış bir yokmuş... Evvel zaman içinde kalbur zaman içinde... Bir ülke varmış. Bu ülkenin pek çok düşmanı fakat tek tük de dostu varmış. Bu ülkede herşey çok iyiymiş. Ta ki abidik gubidik yöneticiler başa geçip bunları yönetmeye başlayana kadar.

Bu ülkenin halkı koyun gibiymiş. Yani çok saf, temiz ve tamamen eğitimsiz. Bu ülkede çok manidar ve çok garip bir kazanç yolu varmış. Bu o kadar garip bir kazanç yoluymuş ki en başından en sonuna herkes bu kazanç yolunu benimsemiş. Bu kazanç yoluna halk yadırgamasın diye çok da güzel bir isim koymuşlar. "ÇORBA PARASI". Ne kadar anlamlı ve güzel bir isim değil mi? Çorba parası...

Ama bu ülkenin halkı o kadar saf ve koyun gibiymiş ki kimse sormuyormuş çorba parası ne kadar diye verirken bir çorba dükkanı açacak kadar parayı. Belki de işlerine geldiği içinmiş... Herkese benimsetilmiş bu uygulama belki güzellikle belki de zorla. Öyleki mecburi bir uygulama gibi oluvermiş bu çorba parası. Kimse de halinden şikayetçi değilmiş ha. Tabi bazıları soruşturmak istemişler bu uygulamayı ama ibret-i alem olsun diye öyle bir susturuluyorlarmış ki bi daha kimse sorgulamaya değil cesaret aklından bile geçiremiyormuş. He bi de bu halkın çok tuhaf ve de düşündüren "dünyayı ben mi kurtaracağım... böyle gelmiş böyle gider... ben tek başıma ne yapabilirim ki?" gibi bir kaç joker gibi her yere uyan bahanesi varmış. Tabi bu bahaneleri dost gibi görünen düşmanları bulmuş. Ama nihayetinde işe yarıyormuş ya...

Ama herkes koyun gibi değilmiş tabi, dedik ya varmış içlerinde sistemi sorgulamaya çalışanlar, bişeyler üretmeye çalışıp çözüm arayışı içinde olanlar. Ama bu sayı o kadar azmış ki nerdeyse istisna gibi bu yüzden istisnalar kaideyi bozmaz deyip bu halka koyun gibi saf ve temiz benzetmesini yapmışlar. Tabi bi o kadar da cahil. Ama halk ta tam kusurlu değilmiş bu konuda, çünkü dedik ya çok düşmanı varmış bu güzelim ülkenin.

Öyleki bu halkı nasıl daha fazla uyutabiliriz diye bir fikir bulmuşlar. Harika bir fikirmiş bu, her evde olan bir sihir kutusu varmış. Akşam olunca tüm ev halkı başına geçer saatlerce sanki yüksek dozda uyuşturucu almış gibi başında otururlarmış bu kutunun. Bayaa işe yarıyormuş bu uygulama .Öyleki ne anne babanın çocuklardan bi haberi varmış ne de çocukların onlardan. He tabi arada geçen konuşmalar diyaloglar oluyormuş gece boyu. Mesala kumandayı bana ver(kumada bu sihir aletini kullanmaya yarayan alete diyorlarmış), çekil yerimden vs. Hatta yaşamları olmuş bu sihir kutusunda (he sihir kutusuna da bi isim koymuşlar, tabi televizyon demişler bu alete) yayınlanan programlar. Onlarla yatıp onlarla kalkıyorlarmış. Ama bu güzel ülkenin ve kendi güzel saf akıllarının kullanıldığının farkında bile değillermiş, belki de farkındalarmış ama o kadar cezbetmişki bunları bu programlar "hayır" diyemez olmuşlar.

Günün birinde şahit olunan bu halkın saflığının ve koyunluğun bir başka örneği anlatılmış bu masalda. Olay bu ülkenin sosyal sağlık kurumuda geçiyormuş. Olaya şahit olan kişi sağlık karnesini onaylatmak için gittiği bu kurumda karşılaştığı manzara karşısında şok olmuş. Karne onayı için özel bir kat tahsil edilmiş. Tabi onaylatmak isteyen çok olunca... Danışmaya sorduğunda danışmamtırak şahıs asabi şekilde aşşağı kata in orda onaylat demiş. Aşşağı inmiş bu şahıs karnesini yeniletmek için. İşte şaşırtan ve düşündüren olay burda geçmiş. Burda tam üç gişe varmış. Biri danışmamı nedir belli değilmiş. Soru sorsan bağıra çağıra insanı kapıyormuş bu kişi. Diğer gişede ise yaklaşık 200 kişi kuyrukta, ta kuyruk dışarı taşmış şekilde bekliyorlarmış.Ve son kuyrukta sadece 5 kişi varmış.Bu şahıs önce anlayamamış durumu belki başka bir işin kuyruğudur diğeri diye danışman müsvettesinin yanına biraz korkarak biraz da meraklı, azarlanması pahasına sormuş:
- "Pardon hangi tarafta karne yeniliyorlar acaba?"
Adam herzaman ki sinirli ve asabi sanki zorla orda tutuluyormuşta asıl işi danışmanlık değil berberlik gibiymiş gibi cevap vermiş daha doğrusu bağırmış:
- "İstediğin kuyruğa geç hepsi de aynı işi yapıyor ne soruyorsun" demiş. Evet gişelerin hepsi aynı işi ve sadece bu işi yani karne yenileme işini yapıyormuş. Bu şahıs 5 kişilik sıraya geçip 5 dakkada işini halletmiş ve çıkmış ordan, hala şaşkın ve durumu anlamaya çalışarak. "Nasıl bu kadar saf bir toplum olabilir" diye geçirmiş içinden, çünkü işini halletmeye gelen herkes hiç sormadan hemen en uzun kuyruğa geçiveriyormuş ve orda kendini memur diye tanıtan kişininde hiç umrunda değilmiş durum. Kimseye yardım etme gereği duymuyormuş orda mesai saatinde çayını ve kekini yerken. Ama bu ülkede bişeyler yapmaya bişeyleri değiştirmeye halkı uyandırmaya çalışan umutlu yaşam dolu insanlar varmış. Belki bir gün bunlar halkın uyanmasına bilinçlenmesine ve eskiden atalarının olduğu gibi güçlü bir devlet ve halk olup refaha kavuşabilmesine yardım edebilirlermiş. Allah'tan umut kesilmezmiş. Hatta kimbilir böylece muassır medeniyetlerinde üstüne çıkabilirmiş bu halk. Çünkü bu ülke ve bu halk daha önce bunu yapmış ve şimdi de yapabilecek kapasideymiş. Kim bilir?

Tabi bu masal böyle uzayıp gidiyor. Ben hepsini bugün anlatamayacağım ama daha sonra devamını yazmaya çalışacağım. Şimdi acaba bu ülke hangisi diye tahmin etmeye çalışın ve acaba bu ülke hakkında ne yapılabilir diye düşünün lütfen. Asla ben bir kişiyim demeyin çünkü tarihin akışını değiştiren herkes bir kişidir. Siz neden böyle bir kişi olmayasınız...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 701
Kayıt tarihi
: 13.09.06
 
 

Adım Emre. İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi mimarlık bölümü öğrencisiyim. Makale yazmayı seviyorum...

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster