Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Eylül '11

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
475
 

Bir virgülde yaşamak

Bir virgülde yaşamak
 

Doğu, Batı, Salman Rushdie, öyküler, Can Yayınları


Hint kökenli İngiliz yazar Salman Rusdie, günümüzde postmodern ve sömürgecilik sonrası edebiyatın en önemli temsilcilerinden biri. Rushdie, Geceyarısı Çocukları, Utanç, Soytarı Şalimar gibi romanlarındaki kültürel çeşitlilik, çok seslilik, çok katmanlılık ve metinlerarası ilişkilerin yanı sıra olağanüstü düşsellik boyutu ve destansılık gibi özelliklerle geniş bir inceleme alanına açık olan yaratıcı, şaşırtıcı ve çarpıcı bir yazar. Batı edebiyatının büyülü gerçekliği ile doğunun geleneksel masalsı anlatı tekniklerini kurmacalarında buluşturan Rushdie, bir yanıyla doğuya bir yanıyla batıya açılan, her iki kültürü yapıtlarının dokusuna sindiren bir yazar olarak günümüz edebiyatında etkinliğini sürdürüyor.

Rushdie’nin dokuz öyküsünün yer aldığı Doğu, Batı adlı kitap, içerik, tarz ve biçemiyle yazarın pek çok özelliğini yansıtan bir toplam. Rusdie bu kitabı hakkında “Bu hikâyeleri Doğu, Batı ismi altında yayımlamayı düşünürken en önemli konunun virgül olduğunu gördüm. Zira bana öyle geliyor ki, ben o virgülüm işte, ya da en azından o virgülde yaşıyorum.” diyor. Ara yerde yaşamak, ne doğuya ne de batıya ait olmak; iki sözcüğü, dolayısıyla iki kültürel coğrafyayı ayıran ve aynı zamanda onları yan yana getiren bir virgülde yaşamak… Rusdie’nin yaşamından gelen “ara yer” kavramı hem mekânı hem de mekânsızlığı simgeliyor. Öykülerinde bu tema, düşsel boyutlar ve metinler arası ilişkiler kazanarak, arada kalmış kişilerin yaşantılarıyla birlikte işleniyor.  

Zengin ve şaşırtıcı bir dil  

Urduca, Hintçe kelimelerin yer aldığı zengin ve şaşırtıcı bir dille yazıyor Rusdie. Kelimelerle oynaması, onları eğip bükmesi, yazdıklarına yer yer gülünç ve ironik tatlar kazandırması ona özgünlük kazandırıyor. Bir büyücü gibi, kelimelere yeni renkler kazandıran, yoğun anlamlarla okurun çağrışım ve imge dünyasında dalgalanmalar yaratan Rusdie, dillerin ait olduğu kültürler arasındaki komik, sıradışı, düşündürücü farklılık ya da benzerlikleri vurgulayarak adeta bir kültür şoku yaratıyor; düşünce, dil ve kültür ilişkilerine yoğunlaştırıyor okuyanı.  

Kitaptaki öykülerde edebiyat tarihinden gelen şahsiyetlerle popüler kültürün, masallarla tarihin, fantastikle gerçekliğin kesişimlerini görüyor, doğu batı kültürel coğrafyaları arasında kalan, bir o yana bir bu yana giden karakterlerin yaşantılarına tanık oluyoruz. Doğu; Batı ve Doğu, Batı adını taşıyan 3 bölümden oluşan kitabın her bölümünde üç öykü var. İlk öyküde, yaşlı bir adamın genç bir kıza hayranlık yaşantısı dillendiriliyor. Sonrasındaki Bedava Radyo adlı öyküde neşeli bir üslubun içinde Hindistan’a özgü toplumsal renklere tanık oluyor; anlatıcının penceresinden öyküye açılıyoruz. Anlatıcı, doğunun mistik hikâye anlatıcısı gibi düşlerini, nargile dumanlarını ve kendi dünyasını öyküye dâhil ediyor. Bir ağacın altında oturup olanı biteni gözlemleyen ihtiyar anlatıcı, çekçekle yaşamın tüm yükünü çeken, büyük hayallerle yaşayan yoksul Ramani’nin gün gelip Bombay’da bir film yıldızı olma düşünü gerçeğe dönüştürmesini hikâye ediyor. Mucizelerle, akıl almaz gizemli olaylarla dolu, mizahi, ironik ve yer yer trajik bir öykü olan Sakal-ı Şerif, grotesk unsurlarıyla ilgi uyandırıyor. Doğuya özgü bir masal tadı alınıyor bu fantastik öyküden.  

Batı’dan gelen edebi ve tarihi figürler  

Batı bölümündeki Yorick öyküsünde Shakespeare’in Hamlet’inin renkli bir parodisini okuyoruz. İronik ve eleştirel bir dille örülen öykü metninin birdenbire bir tiyatro metnine dönüşmesi, Hamlet’teki olayların değiştirilip farklı bir üst kurmacayla sunulması, Soytarı Yorick karakterinin öne çıkarılarak yer yer Tristram Shandy’e atıflarda bulunulmasıyla karma, melez ve sürprizlerle dolu bir metin oluşturuluyor. Ara sıra kendisine seslenen anlatıcıyla uyarılan okur, finalde anlatıcının yazara dönüşmesiyle ayrı bir şaşırtmaca içinde buluyor kendini.  

Yakut Pabuçların Müzayedesinde öyküsünde insanlığın mucizeler bekleme zaafı üzerinde duruluyor; burada ironinin, abartılı ve absürt nitelikler alarak Kafkaesk boyutlarla buluşması etkileyici. Soyluluğun, kendilerine yeni bir geçmiş yaratan insanların alaysanması öykünün başka bir yönü. Sonrasındaki öykünün kahramanı Kristof Kolomb oluyor. Hindistan’a yolculuğa çıkan Kolomb, en batıya ulaşan bir kâşif olarak elbette Rushdie’nin ilgi alanına girecekti. Bir rüyanın rüyası gibi derin ve mistik bir kavram da var bu öyküde.  

İkili ötekilik ve çifte aidiyetsizlik  

Gökkürelerin Armonisi’nde iki ruhlu şizofren Eliot’la simgelenen ikilem ve karmaşa, aynı zamanda anlatıcının içsel ve kültürel karmaşasıyla buluşur. Eliot’ın dünyasında uyumu yakalayacağının yanılsaması içindeki anlatıcı; burası ile orası arasında, ikili ötekiliği ve çifte aidiyetsizliği arasında bir köprü kurmanın başka türlü bir yolunu bulduğuna inanır. Sürpriz ve sarsıcı bir sonla biter öykü.  

Çehov ile Zulu’da Rushdie’de sıkça gördüğümüz melez karakterlerle karşılaşıyoruz. Hint ve İngiliz kültürleri arasında kalan ve Londra’da yaşayan iki eski okul arkadaşının Uzay Yolu dizisine özgü çocuksu düşlerini yeniden yaşamaları ve diplomat olarak Hindistan’ın yakın tarihine yolculuk yapmalarıyla, acılarla dolu bir tarihe tanıklık ediyoruz. Bu öyküde film kurgusu tekniklerinden yararlanan Rushdie’nin yazı dünyasında sinemanın büyük önemi olduğunu da belirtmek gerek. Hindistan’da asıl trajedinin insanın ölümü değil, nasıl yaşadığı oluşunun vurgulandığı bu öykünün sonlara doğru mitsel boyuta açılması ilginç.  

Tapıcı öyküsünde de doğu batı arasında kalmış, melez kişilikler yer alıyor. Eski Demirperde ülkelerinden birinde satranç şampiyonuyken şimdi Londra’da kapıcılık yapan Karmaşık’la dadı Mary arasındaki sevgi ve yakınlığın anlatıldığı öyküde dil ve kültür karmaşası, insanların kültürel yalnızlıkları; ötekileşenlerin birbirlerinin yalnızlığına sığınmaları dile getiriliyor. Yabancı kimliklerin ırkçı çevrelerce küçümsenmesi, tehdit ve şiddete maruz bırakılmaları olgusu tüm gerçekliği ile ifade ediliyor.  

Anlatıcı, öykülerdeki ana temayı şöyle dile getiriyor: “Benim de boynuma geçirilmiş ipler vardı ve bugün hâlâ duran o ipler beni bir o yana bir bu yana, bir Doğu’ya bir Batı’ya çekiştiriyor, ilmekler daralıyor, ‘seç, seçimini yap’ diye emrediyor.”  

Kültürel zenginlik ve karmaşanın; insani, tarihi, psikolojik, sosyolojik ve fantastik boyutlarla işlendiği bu kitap, Salman Rushdie’nin öykücü kimliğinin sağlamlığını da kanıtlıyor.

Hülya Soyşekerci

hsoysekerci@gmail.com

Taraf Kitap 13.08.2011  

DUYGUALTN bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 14
Toplam yorum
: 22
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 1503
Kayıt tarihi
: 31.01.11
 
 

1957 yılında dünyaya geldim. 1975’te Üsküdar Kız Lisesi'ni bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversites..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster