Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Temmuz '15

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
1253
 

Bir yaşam hikayesi

Bir yaşam hikayesi
 

BİR YAŞAM HİKAYESİ


Bir masalım var benim, herkesin bir masalı olduğu gibi onların ki gibi.Basit,düz, dolambaçsız. Burada engin, pis kokulu, geçitler, korku dolu vadiler yok. Yüksek şatolar yok.Ya da şatoda beyaz atlı prenslerini bekleyen ince belli, uzun saçlı güzel prensesler yok.Yakışıklı prensler de yok.Herkesin ama herkesin masalında olmasını istediği şeyler var. Her masalda olduğu gibi bir de mutlu son var. Size sadece bunun sözünü verebilirim.
 
Masalım bir varmış, bir yokmuş diye başlamayacak. Çünkü zaten hep bir şeyler, hep birileri bir var oluyor ve yok olmuyor. Belki daha önce dinlediklerinizin adı bu yüzden masal, belki de masala bu yüzden benzemiyor, benden dinleyeceğiniz. Ancak masallarda engelleriz kötü bir şeyleri. Masallarda güzeldir her şey. Orman daha yeşil, deniz daha mavidir. Acıyorsak ve üzülüyorsak yine masallarda -bir yokmuş-  olur bütün acılar. O yüzdendir masallar şöyle başlar “ bir varmış, bir yokmuş” . Gerçek hayat ise bir varmış üzerine kuruludur. Çünkü herkes bilir ki var olanlar hiç yokmuş veya daha önce hiç var olmamış gibi olamazlar. Hayatımıza girenler hep bir vardırlar.
 
O yüzden –bir varmış bir yokmuş- diye başlamaz hikayeler. Bir vardırlar ve diğer insanlara var olma durumunu anlatırlar.
 
İşte anlatacağım şeyin masal olup olmadığı kararını size bırakıyorum. Masal olduğuna inanmak isteyenler için masal bu. Ama herkesin hikayesi aslında belki de kendi olağanüstü masallarıdır. Masallara ne kadar inandığımız ile ilgilidir sadece. Her zaman çok güzel olmayabilir ama her zaman olağanüstü ve inanılmazdır.
 
Zamanı ve yeri belli benim masalımın. Ordu’nun, Perşembe ilçesi mekan. Yazılmış ve yaşanan kuralların dışında herkesin kendi savaşını verdiği zorlu bir yer. İnsanlar zor, doğa zor. Zamansız bir hikaye. Geçmiş, gelecek ve şimdiye ait. Saatlerin ve ayların bir önemi yok. Bütün bir ömre sığan mutlu ve mutsuz küçük  anlardan ibaret. Perşembe doğası  ile küçük ve inanılmaz bir koy. Hayatımı değiştiren olaylar zinciri burada başladı.Hayatımda iki tane aşk oldu.Bir kollarına kendimi bir sevgili gibi  bıraktığım deniz,tutkuyla yüzdüğüm ve her kulaç attığımda neredeyse sevgiliyi kucaklar gibi olduğum. İki adını bile bilmediğim,sahip olma savaşımı verdiğim,ait olma duygusunu sonuna kadar yaşadığım ve neredeyse aramızda bir var olma savaşına dönen erkek. Ama bütün denizlere sahip olamayacağımı, aslolanın kendi hayatına sahip çıkmak demek olduğunu öğrendim ben kendi masalımda.
 
İşte benim masalımın başı sonu bu. Bütün hikaye bu. Bir hayat hikayesi bu.
 
-Bir varmış diye başlamaz hikayeler, ama bu hikaye bir varmış diye başlayacak. Çünkü siz ve ben onları tanımadan önce onlar BİR VARDI. Karadeniz’de yaşayan balık ve fındık ile geçinen iki  ailenin  karşılaşması muhtemel olan kız ve erkek çocuğunun hikayesi bu. Başka kardeş yok. Bu yüzden kendilerinin yaşayamadıkları bütün güzel hayaller bu çocuklar için kurulmuştur iki aile için de. İki genç içinde yaşam Perşembe de başlamıştı. Kaderin bir oyunu falan değil, yaşları evlenme için gelmiş iki kanı delinin tesadüf olamayacak kadar doğal karşılaşmasıydı bu. Biri, erkeğini beklediğini yeşillere ve mavilere haykırıyordu. Biri, sinyalleri doğru alıyordu. Aynı mekanlarda, farklı zaman dilimlerinde bulunuyorlardı. Bu yüzden kaçınılmaz olan karşılaşmaları, sadece evrenin saatini bekliyordu.
 
Karşılaşmaları öyle ahım şahım bir ortamda da olmadı üstelik. İronik olarak yazın yağmurlu bir köy düğününde oldu. Birden bire bastıran, insanı ürperten ve kış mı diye sorduran sırılsıklam, soğuk bir havaydı. Üşümüş ve ıslanmış olarak göz göze geldiler.
 
Sonra aşkın olağan hallerini yaşadılar. İlk öpüşmeler, fındık bahçelerinde buluşmalar, dokunmalar. Cesur bekleyişler, cesur gelişler. Çok daha cesur, istekler. Vücutlarının isteklerini zevkle karşılamaları. Sanki bir var oluş ve bir yok oluş vardı hayatlarında.Nefes almak için oksijen ihtiyaç duydukları şey değildi.Birbirlerinin bedenleri, tenleri yeterliydi. 
 
Çok gençtiler. Birinin adı Elif , diğerinin adı Semih idi. Ama ikisinin de adı aşk dı. Aşk kesilmişlerdi. Tutku onları anlatmaya yetecek bir kelime değildi. Tutku onlar da soyut bir ad olmaktan çıkıp, somut oluyordu. Her şey masalsıydı veya hiçbir şey masal değildi.
 
Tendeki ilk hisler,gözlerin buluşması gibi kaçınılmazdı. Deniz, onlar için tutkuydu ve aşk aynı zamanda denizdi. Midyelere, ayaklarını parçalayan kayalıklara rağmen  deniz kenarında buluşurlar ve saatlerce birbirlerine sokulup otururlardı. Birbirlerine dokunmak için denizin işaret ettiği sonsuzluğa ihtiyaçları vardı. Çünkü zannediyorlardı ki kendi duyguları da bazen kabaran, bazen dingin olan bu deniz gibiydi. Aşklarının her halini deniz ile özdeşleştiriyorlardı.
 
Her sene fındıktan sonra, Semih balığa giderdi. Tanıştıkları sene de gitti balığa. Hatta biraz da sevinerek gitti, çünkü düğün için para biriktirmesi gerekiyordu. Karadeniz insanının,alın yazısıydı fındık ve balık. Fındık az ,çok fark etmez, fındıktan gelen para yetmediğinden,bütün bir sene için  muhakkak çalışmaları gerekiyordu. Balık onlar için ikinci bir şanstı.Balıktan iyi kazanıyorlardı. Bu seneki balık parası ile eşya , bir daha ki sene  ev.Sonra borçlanarak, düğün. Hayaller basit ve olasıydı. Olabilme olasılığı yüksekti.
 
Elif’inde elinden hemen her şey gelirdi. Annesi gelinlik dikerdi köyün genç kızlarına Elif de hem yardım eder, hem de bu gelinliklere hikaye uydururdu. Her gelinliğin ayrı bir hikayesi vardı kendince.Annesine yardım ederken kendi hikayesinin de hayalini kurardı farkında olmadan. Diğer kızların kurduğu hayallerden daha güzel olurdu Elif in hayalleri. Semih ile fırtınaya dönen bir aşktı başlattıkları,ve Elif bunun için hiç çaba harcamamıştı sadece bedenine ve yüreğine izin vermişti. Hayallerini kurduğu  şeyi elle tutulur hale getirmişti.
 
Çok iyi yemek yapardı, yazın fındığa gelen amelelere önce basitten, sonra daha çeşnili bir şekilde yaparak eline bir lezzet katmıştı.
 
İnek sağar, yoğurt yapar, hangi tohum ne zaman çıkarılır, hangi tohum ne zaman ekilir. Sadece aya bakarak zamanı tahmin ederdi.Lise mezunu bir kızdı Elif.Semih onun her şeyi olana kadar o yaşamın her şeyi olmuştu. Okumuştu, öğrenmişti ve  açlığı o kadar çoktu ki hala öğreniyordu.
 
Semih de Elif ‘i ilk gördüğünde, ne  kadar güzel diye düşündü. Bana  bakar mıydı, beğenir miydi. Diye sordu kendisine.Gerçekten çok güzeldi Elif. Kendine has çıkık elmacık kemikli bir yüze sahipti, hafif balık etli,her şeyden önemlisi de gülen mavi gözleri vardı. Gözleri sıcacıktı. İnsanlar kaybolmak isterdi o gözlerde ve Semih de istedi,o gözlerde kaybolmayı. Elif elini tutsun,bedenine ve ruhuna sahip çıksın istedi.İçindeki erkeği Elif çıkarsın istedi. Semih ve Elif işte böyle  sevdiler birbirlerini. Bu duygularla da evlendiler. Aileler kırmadılar çocuklarını. Ellerinden gelen her türlü imkan ile aşklarına uygun bir düğün yaptılar. 
 
Babası evinin önünde beline kuşağına bağlarken, gözleri dolu dolu oldu Elif ‘in .Sanki bildiği ve öğrendiği her şeyi geride bırakıyor, bilmediği ve yeni öğreneceği bir dünyaya, yeni bir yolcuğa, kendi rüyasına gidiyordu, büyüdüğü, yaşadığı Elif ‘i  bırakarak.
 
Deniz kıyısında bir ev tuttular.Elif ağlayarak çıktı baba evinden, gülerek girdi aşk evine. Deniz kenarında  pembe panjurlu,bahçe içinde  masallardaki evlere benzeyen bir evdir neredeyse. İki aşk vardır, deniz ve Semih..
 
Her gün aynı rutinleri, rutinleştirmeden, aynı şeyleri farklı yaparak yaşadılar. Her gün yatağın aynı yerinden uyanmayı alışkanlık haline getirmeden başladılar yeni güne.Yaşamayı da  alışkanlık haline getirmeden, renk haline getirdiler kendileri için. Çok konuşmadılar, evrenin saati bedenlerinde saklıydı ve onlarda bunu aşk sandılar.
 
Balık ve fındık olmadığı zamanlarda, akşam yemeğindeki menü neredeyse hiç değişmedi. Balık veya pancar çorbası. Yoğurtlarını kendileri yaptılar. Balık ağlarını diktiler. Ellerine iğne battı. Güldüler ,birbirlerinin yaralarını öperken.
 
Para yoktu, ama bunun için can sıkmaya da gerek yoktu. Para yaşamın temeli olmamıştı. Ama ikinci planı da olmamıştı. Parasızlık çekmişlerdi. Ama para için birbirlerini yok etmemişlerdi.
 
Evlendikleri yıl Semih  balık sezonunda yine gitmişti. Elif’in en zor geçirdiği yıl bu yıl oldu. Evlendikleri yıl gidilen balık mevsimi neredeyse geçmek bilmedi. Her gün onu düşünmek, cevabını bildiği ama çözüm bulamadığı bir durumdu. Aklına geldikçe yüzünün kızarması, Semih için miydi, yoksa aşktan mıydı bilmiyordu.
 
Gelmeyeceğini bilerek saatlerce camın önünde beklerdi. Gerek kendi ailesi, gerek Semih ‘in ailesi onu yalnız bırakmadı. Evde kalmana gerek yok, diyordu babası. Yanımızda kal Semih gelene kadar diyordu Semih in annesi.  Halbuki ne kendi ailesi, ne de Semih in ailesi durumun farkındaydılar. 
 
Elif in yaşama sebebi, aşktı .İlk balık mevsiminden döndüğünde Semih’ in elinde iyi para vardı. Bununla evdeki birkaç eksiklerini aldılar. Hayallerini biraz büyüttüler.Elif ilk yıl evden hiç çıkmamıştı neredeyse. Kimseyle de  arkadaşlık yapmamıştı. Semih gelince hiç susmadı, hayallerini anlattı. Ve hayalleri için paranın gerekli olduğunu da. Fındıktan sonra bir miktar daha koydular kenara. Para birikiyordu yavaş yavaş. Çocuk istiyorlardı ama, hemen olmasın da diyorlardı. Korunmuyorlardı da.Doğal olan ne varsa yaşam ile ilgili onlarındı.Kurallar, yasaklar yoktu hayatlarında.
 
Semih, Elif ‘e her baktığında içinde adını koyamadığı tamamen hareketlerine yansıyan bir coşku hissederdi.
 
İkinci yıl balığa gittiğinde, gemiden hiç inmedi, karanın ona ayrılık getireceğine inanırdı. Karaya çıktığında Elif ten gerçekten ayrılmış  olacaktı belki. Semih bunu içten içe hissediyordu sanki. Deniz, Elif den uzaklaşmak için bir bahane ise, o bahaneye Semih sımsıkı sarılırdı.Tek bir bahane yeterdi Elif ten uzaklaşma sebebine.O yüzden karaya hiç  çıkma gereği hissetmedi.  İşini tam yapar, akşam radyo dinler, daha çok Elif ‘i düşünürdü. Elif de teknedeydi onunla.
 
Arkadaşları her seferinde ısrarla limana çıkmak için çağırdıklarında Semih  bu teklifleri geri çevirdi. Çünkü limana çıkmak para harcamak ve Elif’in hayalinin ötelemek ile aynı şey demekti.
 
İşte bazen kaderimizin, bize oynadığı oyunlardan biridir her zaman yaptığın bir şeyi yapmamak, yada hiç yapmadığın bir şeyi yapmak. Kader tam da buydu, Semih ve Elif ‘in aşkı için.
 
Semih, içinde Elif ‘in aşkını büyüttüğü bir liman akşamında arkadaşlarının ısrarına dayanamadı ve karaya çıktı.Çok içti ve dağıttı.Sadece Semih değil hepsi çok içti. Ve Semih bir kadın ile beraber oldu o akşam. Herhangi bir kadın değil. Adı,soyadı  olan, elle dokunabileceği sonra gidip bulabileceği bir kadındır. Ama sonra gidip bulmaz. Bulmaya fırsat da kalmaz zaten. Çünkü limandan ayrılırlar. Aşk ile beraber olmamışlardır, ama mutlu olmuşlardır. Verilmiş hiçbir söz olmadığı gibi , beklenen hiçbir şeyde olmamıştır. Kafasında bunun muhakemesini devamlı kurar. Aşk nedir. Aldatmış oluyor muydu sevdiğini, sadece karnını doyurmak gibi bir şeydi bu. Elif‘e bunu söylesemiydi?  Anlarmıydı sevdiği, onun yokluklarını ve ihtiyaçlarını. Kendisi böyle bir şey olsa ne yapardı. Bırakırdı. Kırılırdı, hayata küserdi ve geriye bakmadan giderdi.  Hayır bunu sevdiğine yapamazdı.
 
Semih in en son balık avı, böyle geçti.
 
Elif’in de bütün kışı cam önünde  geçti başlarda. Ara sıra bankaya gidip Semih in yolladığı parayı aldı. Elektrik, Su ve ısınmaya neredeyse hiç para ödemeyecek kadar tasarruflu kullandı Semih’in gönderdiği parayı. Kendide, kendileri için yaptığı ama çok olduğuna inandığı pekmezleri, turşuları, tereyağları her hafta başı pazarda satmaya başladı. Böylece eline tahmin ettiğinden fazla para geçmeye başladı.  Elif her işe yetişmeye ve bu işlerden para çıkarmaya başladı kendine göre. Elişi yapıyordu yeni evlenecek olanlar için.Pasta,börek ,düğün evlerine tatlı yapıyordu. Bazen temizliğe gidiyordu. Adı konulmuş bir işi yoktu ama adımı paraydı. En son balık ağlarını tamir ettiği balıkçıların, emeğini böyle sömürmelerine izin vermemek adına ufak bir rakam söyledi, sonra  rakam belli bir standardı olan bir paraya çevrildi. İyi bir paraydı da bu. Balıkçıların sebebi Elif in tek başına ayakta kalma savaşı vermesiydi, Elif in bu paraya itiraz etmeme sebebi ise,paranın çok hoşuna gitmeye başlamasıydı.
 
Gelinlik dikerken kurduğu   hayaller için küçük miktarlarda olan bu paraları biriktirmeye başladı.Bu hoşuna da gitmeye başladı üstelik. Camın önünde beklerken kurduğu hayallerin, biriktirdiği para ile orantılı olarak büyümeye başladığını görünce daha çok çalışmaya ve koşturmaya başladı.
 
Ev, araba belki ve çok çocuk.Hayallerin büyüklüğü bu kadardı. Bunların hayalini kurarken bile utanırdı,hayattan çok şey istediği için. İsteyip de olamama ihtimalini bile düşünmüyordu.
 
Eve gelip, kapıyı kapatırdı dış dünyaya, kendi dünyasını,yüreğini dinlerdi, orada bir Semih olmasını isterdi. Bulup çıkarma isteği ile bakardı, kendi dünyasına. Semih i gün içinde aklına getirmemek için bulduğu yollar ona para olarak geri dönmeye başlayınca akşamları da aklına gelmemeye başladı  bir süre sonra.
 
Semih’i unutmadı sadece hatırlamaya ve onu fiziksel olarak istemeye vakti olmadı.
 
Ama bugün başkaydı. Bugün ne oluyorsa, aklından hiç çıkmıyordu. Sabah kalkar kalkmaz mutfaktaki takvimin başına gitti. Ve daha önce Semihsiz geçen günler için attığı çiziklerden farklı bir çizik atarak, “BİR ŞEY OLDU” yazdı gelişigüzel bir şekilde. Günlük rutinin içine girmeden havayı kokladı, ne kokacağını bilmeden.
 
Semih, aynı saatlerde derin bir pişmanlıkla mücadele etmiyordu. Çünkü pişman değildi  yaptığı şeyden. İhtiyacı vardı yapmıştı. Adı, sanı, ismi yoktu yaptığı kişinin.Adı Kadındı.
 
Aradan aylar geçti, bütün bir balık sezonu  Semih hiç limana inmedi . Elif de o günü hiç unutmadan koşturmaya para kazanmaya devam etti. Semih ‘in birlikte olduğu kadın bir kere haber gönderdi görüşmek için. Semih de bu görüşmeyi kabul edecek yürek yoktu ama, cinsel olarak da müthiş bir istek duydu içinde yeniden.  Utanmasa gidip yapacaktı da. Kendinden, Elif’den, en çok da beraber olduğu kadına karşı bir utanç duydu. Hiçbir şeye sahip çıkamıyormuş gibi hissetti kendini. Halbuki herkesin korkusu geçsin istiyordu. Elif’e anlatmak istiyordu bu ihtiyacı neden hissettiğini, kadına da niçin sadece bu kadar olması gerektiğini söylemek istiyordu. Aklından Elif de çıkmıyordu, kadın da.
 
Elif ile Semih in balık sezonundan sonraki buluşması yine güzeldi. Geniş zamanlara sığamayacak kadar büyük olmuştu kavuşmaları. Geçmiş, şimdi ve gelecek..her şey konuşuldu ve masaya yatırıldı.
 
Hesaplar verildi.Semih limandaki kaçamağı  hiç anlatmadı. Elif ‘de biriktirdiği paranın ne kadar çok olduğunu anlatamadı. Bankadaki paranın Semih in beklediğinden fazlası olduğunu Semih öğrenemedi. Elif niye anlatmadığını bilmiyordu, ama anlatmaması gerektiğini biliyordu. Çok içgüdüsel bir hareketti. Asıl konuşulması gereken konular dışında her konuyu her ayrıntıyı konuştular. Yine birbirleri için var olma zamanı gelmişti. Birbirlerine tekrar aşık oldular. Aşkın ne olduğunu bilmeden. Beraber var olma savaşımında çıktıkları bu yol aşktı, aşk ile konulmuştu adı ama, beklentiler farklılaşmaya başlamıştı bunu öngörememişlerdi işte belki.
 
Bütün bir yazı fındık peşinde geçirdiler. Fındık topladılar.Kış için odun topladılar Semih ile birlikte.  Pekmez yaptılar satmak için.Semih kendi kazandığından daha çok parayı Elif ‘in kazandığını görmüştü. Belli bir mesaisi yoktu çalışma saatlerinin, kendi belirliyordu çalışacağı saatlerini  Elif. Semih,  Elif‘in bu kadar para kazanmasına sebep arıyordu. Nasıl bu kadar çok para kazanmaya başlamıştı kendi fark etmeden. Bunu kendi yokluğunun verdiği ihtiyaçtan çıktığını bir türlü anlamadı.
 
Elif de şunu anlamadı, Semih’in  şikayet ettiği halde aynı tekne ve aynı ekiple balığa gitmek için neden bu  kadar istek duyduğunu. Semih’ in uzun uzun denize neden baktığını, İçi içine neden sığamadığını bir türlü anlamadı. İlk aşık olduklarında konuşacakları çok şey yoktu çünkü bedenleri ile hareket ediyorlardı. Çünkü  aşklarının ölçüsü buydu. Konuşma konuları buldukça   bu konuların birbirlerinin ilgi alanlarına girmediklerini gördüler. Aşkın sadece  beden ve fiziksel  beğenme değil aynı zamanda, yaşam demek olduğunu anladılar birbirlerinin gözlerinin içine korkuyla bakarak ve dile getirmeden.   Kendilerini      birbirlerini anlamaya zorladılar, ama anlamadılar hiç.
 
Halbuki aşıktılar onlar. Elif eğer hala aşıksam, niye mutlu değilim diye , Semih de Elif e her baktığında bu aşksa niye aklım hala o kadın da diye düşünmeye başladılar.
 
Bu Hikayemin İlk kısmı. Sevgilerimle.AYRIK OTUM.
 
Bu

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 96
Toplam yorum
: 33
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 331
Kayıt tarihi
: 05.09.07
 
 

Size hikayeler anlatmamı beklemeyin, halen büyümek istemeyen birisiyim. Daha çocuk, daha yaramaz ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster