Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Nisan '13

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
116
 

Bir yazarı, en çok da acıları besler.

Bir yazarı, en çok da acıları besler.
 

Umarım bir gün yoksulluk ebediyen çekip gider bu dünyadan. Hiç olmazsa insanlığın son günü, kıyamet günü yaşanmadan


Yokluk ve yoksulluk, kimi yazarın, ana yazı kaynağıdır. Ruhunun ana besin damarını oluşturur yazarın bazen; yoklukları ve yoksunlukları... Depresyonda olmak, bunalım takılmak, yeni yaratıcılıkların, yeni duygusal patlamaların habercisidir bazen... Sıkıntı arttıkça bünyede; yeni yeni iç sesler, bazen de belli belirsiz imgelerle, düşler peşi sıra yağmaya başlar; yazarının duygu ve düşünce dünyasına... İyisi mi biz, Allah bereket versin! diyelim yazarımıza...

Eğer ben bir yazar sayılırsam, bu konuyla ilgili kendi yaşamımdan izlenimlerimi de aktarabilirim size...

Canım sıkkın olduğunda, yazdıkça rahatladığımı hissediyorum. Yazdıkça, kendime olan yolculuğuma dalıyorum; usuldan usuldan...

Dünyanın en iyi yazarlarının, toplumların en buhranlı, en çalkantılı dönemlerinden çıkması; sizce de bir tesadüf müdür? Bir yazara, insanlığın acılarını, savaşlardan, doğal felaketlerden daha iyi anlattırabilecek bir yeryüzü olayı var mıdır? 

Bir durumu, bir duyguyu içselleştirebilmenin en kısa yolu, onu aynen kendiyle yaşamak değil mi? Öyleyse, insanlığın acıları, mutluluklardan çok daha fazla motive ediyor olmalı; özellikle de toplumcu yazarları...

Bu konuda siz de kendinizi gözlemleyebiliyor musunuz; arasıra? İnsan, en çok da, en kötü hisettiği anlarda, kendini aşar, ruhundan taşar üstelik desem; bu söylediğime, siz de katılır mısınız?

Şunun şurasında, oturmuş, baş başa, göz göze, aynı ruhun içinde, sohbet ediyoruz; değil mi? İnsan,  derdini, sıkıntısını her ne kadar kendine saklamak istese de... Ruhunun en gerçek arkadaşlarını böyle durumlarda arayıp bulmaz mı? Konu en iyi yazarlar olsa bile, bu en insani durum değişir mi?

En nihayetinde, yazar da insan değil mi? " Her insanda, insanlığın tüm halleri bulunur." diyen sevgili  Montaigne'nin kulakları çınlasın!

Nasıl ki, sıradan insanları da, acı ve bunalımları besleyip büyütüyor, olgunlaştırıyorsa, en iyi yazarlar için de, aynı durum yaşanır. Aradaki en büyük fark, olsa olsa, yazarın sıradan adamdan daha fazla, daha çabuk farkına varmasıdır yaşadıklarının; yoksa başka bir şey değil...

Çünkü her insan, kendi benliğinde tüm evreni, tüm insanlığı aynalar, tekrar edip durur kendiliğinden; hem de durmak nedir bilmeden... Adı ister Tolstoy olsun, ister Dostoyevski, İster Nazım Hikmet olsun onun adı; İster Yaşar'ların en Kemal'i...

Evrenin silinmeyen izleri, yaşamın unutulmayan acıları, ha bire hatırlatıp durur kendini... Tıpkı duvarları rengini yitirmiş, Fi Tarihi'nden kalma, ahşap kokulu, bir evde, tek düze sesi duyulan, heyecanını çoktan yitirmiş bir duvar saatinin, susmak bilmeyen Guguk Kuşu misali... Öyle değil mi?

Not: Yazıda kullanılan görsel internetten alınmıştır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1317
Toplam yorum
: 3585
Toplam mesaj
: 73
Ort. okunma sayısı
: 1685
Kayıt tarihi
: 30.01.11
 
 

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler veTanıtım, A.Ö.F. Adalet Yüksek Meslek ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster