Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Mart '11

 
Kategori
Dilbilim
Okunma Sayısı
3489
 

Bir yazım hatası; Red kelimesi üzerine

Bir yazım hatası; Red kelimesi üzerine
 

Şevket Yalaz


'Red' kelimesine geçmeden önce uzun bir girizgah yapalım: 

Bir dilin, doğru kullanılmasına yönelik bir istek oldukça tehlikeli olabilir. Çünkü dilde mutlak doğruluk yoktur ve dili doğru kullanmak bir tür doğruluk arayışına yol açar. Bu doğruluk arayışı da dilin asli özelliğiyle çatışır. Dilin asli özelliği, onun bir organizma, bir ruh, bir yaşayan varlık olmasıdır. Bu nedenle sabit ve mutlak bir doğruluk ile çatışır. 

Dil bir canlı varlıktır dediğimizde, onun donmuş bitmiş, tamamlanmış bir araç, aygıt olmadığı ileri sürülmüş oluyor. 

Oysa, kanımca, yaygın bir görüş olarak dilin tam da böyle bir varlık olduğu düşünülür: 

"Dil söz dağarcığı ile çok zengin ve doğru kullanımı ile mükemmel sonuçlar verir. Yeter ki bu söz dağarcığına ve onu doğru kullanmanın bilgisine sahip olalım." 

Hiç kuşkusuz dilin söz dağarcığını bilmek ve dili kurallarına göre kullanmak son derece önemlidir. Ancak buna önem vereceğiz diye, dilin yaşayan bir organizma ve bu nedenle sürekli yenilenmesine ket vurulmaması gerekir. 

Dilin hem bir kurallar bütünü olduğunu hem de onları yıkıp geçen bir canlı olduğunu savunmayan bir görüş eksik olur. Onu salt kurallar bütünü olarak gören kişi, dili durağanlaştırır, yaşanan her günün yeniliğini eski dilin kavramlarına feda eder ve bu yolla onun kullananlar üzerinde baskı aracı haline getirir. Dili salt değişen bir yapı olarak gören bir kişi ise dilin temel mantığı olan uzlaşımdan, sembolizmden uzaklaşmış olur. Dilin temel mantığı, kişiler arasında sessel ya da dilsel uzlaşımlar üzerinden anlam üretmektir. Bu uzlaşımı mutlaka sağlamak gerekir yoksa dil anlam üretemez. 

Dil için esasında iki kişi yeterlidir. Ama toplumlar çok büyük sayılarda insanlardan oluşuyor ve bunların biraradalığı siyaset denen şeyi ürettiği için, milliyet kavramı ile birlikte, dil, din ve milliyet ekseninde bir devlet toplum modeli yaratılıyor. Bu hiç kuşkusuz çağımızın ve eski dönemlerin meşru bir siyasal öğretisi olmakla birlikte, dilin toplumlar üzerinde bir kimliklendirme ile baskı aracı haline getirilmesine yarar. Yani otoriter bir siyasallaşmanın aracıdır. Burada dil tamamiyle başka amaçlarla silah olarak kullanılır. 

Dilin doğru kullanımı bu bakımdan, siyasal bir nitelik de taşıdığında kendini daha güçlü hissettiren bir ideolojik aygıt oluyor. 

Dil siyasal silah olarak kullanılsa da, belli uzlaşımlara uymak zorunda olsa da, sonuçta, dilin yaşayan bir varlık olduğu olgusu değişmez. 

Neden dil yaşayan bir varlıktır. Bu çok basit, nasıl ki, bir birey, kendi kişisel gelişim tarihi içinde sürekli dış dünya ile etkileşim ve devinim içindeyse, toplum da öyledir. Bu karşılıklı etkileşim ve devinim sürekli olarak yeni bir dili yaratır. 

Öyle ki, her yaşanan günde dil de ölümler ve doğumlar olur. Bir dilin sözdağarcığı sözlüklerde saklanır ama onlar kullanılmadığı için bir anlamda ölmüştür. Onların kullanılmaması, dili iyi bilmemek, dil dağarcığına sahip çıkmamak demek değildir. Artık o kavramın, o kavramının çağrışımlarının, o kavramın nesnel gerçeklerinin, o kavramın ruhunun, içerdiği anlam derinliğinin, yapısal dilbilimde bir öğe olarak taşıdığı yerin çökmesinden başka bir şey değildir. 

Bazı yaşlı insanların ya da ruhunu güncele bağlayamamış genç insanların yeni nesilin kendileriyle birlikte getirdiği dilsel yeniliklere garip bir karşı çıkışları vardır. Bunlardan en yaygını internet aracılığı ile gelişen iletişim diline karşı çıkıştır. Oysa işte dilin özünü gösterdiği örnek durum tam da budur. Yeni neslin yeni gelişen teknolojik aygıtları kullanırken yarattığı nesnellik ve toplumsallık, eskilerin, kendi dönemlerine ait, onların dönemlerinin nesnel gerçekliklerinin ruhunu yansıtan kavramlarıyla iletişime girmesini beklemek çok yanlıştır. Çünkü esasında nostaljik dürtülerle, yani kendi çağının çöküşünün farkındalığının yarattığı psikolojik savrulmayla, kendi dönemlerini yansıtan kavramlarla bugünün kavramsal dünyasını ve ruhunu bir ele geçirerek psikolojik doyum ararlar. 

Bunu da güya öyle iyi niyetlerle yaparlar ki, inanasınız gelir. Bu güya iyi niyetli sözler de, 'dilimizi koruyalım, onu doğru kullanalım, söz dağarcığımıza sahip çıkalım, gençlere bunu öğretelim -gençleri köleleştirelim-' olur. Bu da dilin toplumsallığının kaçınılmaz bir durumudur, yeni ile eski çarpışacaktır. 

Ve tabi siyaset de devreye girer burda. Dil bir milletin bilmem nesidir diye güzelleme yaparlar. Böylece dil, meşru olsa da, gizli faşizmin bir aygıtı haline gelir.. 

Millet esasına dayanan her söylem özünde gizi faşizmdir. Tabi şu anda dünyada millet kavramı baş tacı. O nedenle bu eksendeki toplumlaşmalar kötücül olarak görülmüyor, ama baskıcı ve insanları çatışmaya sürükleyen bir kavram. Hiç kuşkusuz, dünyalı, bu millet kavramını da bir gün yok edecektir. Gruplaşmaları başka kavramlar belirleyecektir. 

Dil o zaman da varlığını sürdürecek ve hiç de dinin ve milletin bağlaşık kavramı olarak bir toplumu kuran asli unsur olmayacaktır. 

Dil, hiçbir zaman bir toplumun asli kurucu olamaz. Bunu yaptığınız zaman o dili kullananları baskı altına almış ve dili toplum üzerinde bir baskı aracı olarak kullanmış olursunuz ve dilin de kendi öz niteliği ile çelişmesine vesile olmuş olursunuz. 

Bütün bu açıklamalarla birlikte, bir kişiye, bir dili doğru kullanmayı önermenin tek kabul edilebilir tarafı, o dili kullanan kişinin kullandığı dilin uzlaşımları sağlayan doğrularını öğrenmeye açık olmasıdır. 

Mesela birisi Türkçe'nin kurallarına göre red kelimesinin yanlış yazım olduğunu, doğrusunun ret olduğunu bildiği halde, red kelimesini kullanmayı seçiyorsa, ona tek denecek şey "Eyvallah, yolun açık olsun." olur. Ama eğer bu kişi red'in doğru yazım olduğunu sanıyorsa, onu, onun iyiliği için aydınlatmak gerekir. 

Şimdi "Red yazılsa ne olacak ret yazılsa ne olacak, sonuçta her ikisi de aynı anlama geliyor!" diyenler olabilir. Buna ben de katılabilirim, şu kadarla ki, Türkçe denen dil açısından doğrusunun ret, yanlışısın ise red olduğunu bilmek koşulu ile. 

Ancak her ikisi de oluyor nasılsa diyerek, yanlış yazımların önünü kesmemek, o dili elbette bozmaz, -çünkü küçük bir unsurdur ve zaten yeni bir dilsel yapı olarak da görmek gerekir onu- ancak dilsel tutarlılık açısından o dili kullanmanın estetetiği ile bağdaşmaz. Estetik ruhtaki uyumdur. Hiçbir işlevsel sorun yaratmasa da, onu kullanan kişinin ruhundaki, -dilin çıktığı dünya- estetik tutarsızlık kişiyi rahatsız eder ve buna karşı gelmek, bu tutarlılığı arayanlarla uzlaşımsal bir noktadır. Öyle bir kişinin de, red yerine ret kelimesini yazın diye söyleyebilmesi haklı zeminini bulur. 

Dili özgür bırakalım, her yeni giren kelimeyi baş tacı edelim ve eğer yaşıyorsak, günceli takip etmek zorundaysak, onu kullanmaya çalışalım. 

Unutmayın, genç olmak, gününü ve günceli takip etmekten geçer. Yoksa genç olmak ne demektir ki? Biz kime genç deriz, bedensel olarak genç olana ama aynı zamanda aktüalitenin ruhunu taşıyan bu bedensel olarak yeni olanlara gençlere deriz. Güncele bağlandığımızda bedensel olarak gençleşemeyiz ama tinsel olarak gençleşiriz, çünkü o dini beden olarak da taşıyan insanlarla bir farkımız kalmayacaktır. 

Dile giren kelimelere reverans yapalım, dilsel yapıdan düşen kelimelere de güle güle diyelim. Dil de canlıdır ve ölür ve öldüğü için doğar. Ölmeyecek olsaydı doğamazdı, di mi? Onun ölümüne ve doğumuna saygı duyalım. Dili baskı aracı olarak değil, özgürleşme aracı olarak kullanalım. 

Not: Milliyet Blog, gönderdiğiniz bir yazıyı reddettiğinde, size bir mesaj yolluyor ve orada 'red gerekçesi' ibaresi kullanıyor. Yakınlarda retlerle ilgili blog başlığı altında bir yazı yazıldı ve orada da 'red gerekçesi' ibaresi kullanıldı. MB yorumlar köşesine daha önce bu yanlış yazım konusunda yazdığım halde yayımlanmadı, ya da ulaşmadı. Sözkonusu blog yazısına da bir yorum yazdım, ama ya ulaşmadı ya yazar yayımlamadı, ya da MB editoryası belki engelledi, hiç fikrim yok. Tek fikrim, o red gerekçesi ibaresini bir yazım ortamında, anlı ve şanlı olarak gördüğümde, irkildiğim. 

Dilde uzlaşım arayışı ve onun estetik duygusununun mümkün kıldığı apaçık bir dilsel yanlış dururken, buna ilişkin bir şey söylememek, dile ve o dili kullananlara karşı pasif saygısızlıktır. Bu vesile ile dil üzerine hızlı bir düşünmeyle perspektifimi de en azından kendim için bir kez daha ortaya koymuş oldum. 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ben hiç iltifat etmem,içimden yüreğimden geleni söylerim.Kedinin yokluğuna henüz alışamadım,beni karşılıyor,ders verirken pencerede oturuyor,ve çok seviyordu ama hayat böyle bir şey,herşey herkes için tüm bu duyguları deneyimlemek için bu alemdeyiz.Herşey gönlünüzce olsun !

Tanju 
 23.04.2011 0:32
Cevap :
Evet. tabi, güzel olsa dahi, sahici olmayan şeyi söylemek, söyleyeni değerli yapmaz. Sahici olmadığı için kötülük bile sayılabilir. Çünkü karşındakini yanıltırsın. Üstelik iki yüzlülük, sahtekarlık işlerini de iyi gizler. Dilerim kısa sürede kendinizi iyi hissersiniz, belki başka bir kedi ile ya da hayvan ile eksik kalanları giderirsiniz. selamlar.  24.04.2011 0:25
 

Elinize sağlık dil bu kadar güzel anlatılabilir.Ben İngilizce öğretmenliği yapıyorum.Dilin organik olduğunu hep aktarmaya çalışırım.Eskimo dilinde "yalan " sözcüğü yokmuş,çünkü toplumda böyle bir eğilim yokmuş.Sizi ölen kedimin yasına ortak olduğunuzda tanıdım,yazılarınızı büyük bir zevkle okuyorum.Çok boyutlu bakış açınız ve beyninizin hem sağ hem de sol bölümlerini bir bütün olarak kullandığınız için insanların sizi anlamakta güçlük çekmesi çok doğal.Hoşgörmelisiniz.Tekrar çok teşekkür ederim....

Tanju 
 21.04.2011 0:13
Cevap :
Teşekkür ederim yorum ve iltifat için.. Dilerim benim yorum da size iyi gelmiştir. Selamlar..  21.04.2011 10:44
 

neye dayanarak karar verdiniz Sn. felsefice? yanılgılarınıza dayanarak mı? Bu bir görüş değildir, gerçeğin ta kendisidir, "var olan"dır. Üstelik çok yerinde bir öngörüyle, muhtemel yanılgıyı önlemek adına kanıtı dahi sunulmuştur.

Filiz Alev 
 31.03.2011 21:46
Cevap :
Öyle anlaşıldı ki yazımda ele aldığım konuyu bilmiyorsunuz; bir konuyu ele almayı hiç bilmiyorsunuz. Kavramları doğru kullanmayı da bilmiyorsunuz. Bilmemek ayıp değil de, bilmediğini bilmemek ama onu dayatmak başka bir durum, eksik kalsın o yüzden.  01.04.2011 15:12
 

"red", bir hukuk terimidir ve her bilimsel terim gibi gerektiğinde, olduğu gibi kullanılmasında Türkçe için bir mahzuru olmadığı gibi, zaten öyle de kullanılması gerekir. Bütün bilimsel terimler aynen olduğu gibi günlük konuşma dilinde de, yazın dilinde de kullanılır. Hak hukuk konularına atfen de , "ret gerekçesi" denemez mesela, doğrusu "red gerekçesidir". Ayrıca TDK Büyük sözlükte de aynen yer almaktadır. Keza Hukuk Terimleri Sözlüğünden de ulaşabilirsiniz.

Filiz Alev 
 31.03.2011 1:12
Cevap :
Farklı görüş için teşekkür. Aka yorumunuz görüşümü değiştirmemiştir. Ve aslında görüşünüzün yerindeliğine de katılamıyorum. Hem konu açısından hem de bloguma bağlantısı açısından birkaç kademeli izah gerektiren sorunlar taşıyor. İlgi için tşk.  31.03.2011 12:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 582
Toplam yorum
: 851
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 569
Kayıt tarihi
: 21.10.07
 
 

Ankara'da yaşıyorum. Çeşitli güncel konularda, zaman zaman 'neden olaya böyle bakılmıyor' diye dü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster