Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Aralık '17

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
316
 

Bir Yiğit Gurbete Gitse

Bir Yiğit Gurbete Gitse
 

Anadolu’da yetişen bir yiğit askerliğini yapmak için köyünden, kasabasından ayrılacağı zaman daha gitmeden belli olurdu çoğunlukla durumu. Onu yolcu ederlerken gittiği askerde gözleri açılacak, hayatın bazı gerçeklerini öğrenip asker ocağının düzenli yaşayışı, disiplini, hasret, gurbet kavramlarına yavaşça fırında pişen seramiğin sertleşmesi gibi pişeceğini.

Daha teskereyi almadan dışarıya açılmanın, büyük şehirlerin, dünya nimetlerinden faydalanmanın güzelliklerini görüp hemen kendine bir Vizyon çizerlerdi.

Kimi Erzurum’dan, kimi Çankırı, Çorum’dan, kimi Sivas’ın yaylalarından, Kars’ından, Edirne’sinden bir tanıdığının tavassutu ve yardımı ile ilk bulduğu işe kene gibi yapışırdı.

Hemen arkasından kardeşi, emmioğlu, dayıoğlu derken her bulduğu işe çağırdığı akraba ve hemşerileri derken bendi yıkılan barajlardan boşalan sular seller gibi boşalan köylerimizde insan kalmadı.

Çok nadiren üniversite okuyanlarda bulundukları mevki ve makamlara o Anadolu’nun dürüst, yağız delikanlılarını da daha gözleri yeni açılmaya başlayan kırk günlük bebekler gibi debelenen Türkiye’nin ilk temel taşlarına güvenilir bir kasa görevlisi gibi oturdular.

O yıllarda sıladan mektupların leyleklerin ağzına tutuşturulduğu, güvercinlerle haberlerin uçurulduğu, kara trenlerin bacalarından tüten kara dumanları bırakan lokomotiflerin getirip götürdüğü, buram, buram hasret kokan sevgilerin taşındığı yıllar içerisinde.

Analarına, Babalarına yazdıkları mektupların köyde okuma yazma bilenler tarafından okutulduğu, sarı sepetlerle hediyelik yumurtaların taşındığı, kış gelince yıllık yiyeceklerden çocuklarına hazırlanan kışlık çuvalların, başlarındaki sivri takkelerle, yandan üç düğmeli şalvarları, ayaklarındaki gıslavet lastiklerle ziyaretle şenlenen evlatların evleri derken, yıllar yılları kovaladı.

O yılların devlet bursları ile Avrupalarda okuyan mühendislerimizin, yeni açılan üniversitelerde yetişen vatansever insanların hayal edip yapmaya çalıştıkları uçaklar, devrim otomobilleri, ağır sanayimizin hareketlenmeye başladığı yıllara engel koyan tek dişli medeniyet canavarları bir adım attırmadan heveslerimizi kursaklarımızda bıraktılar.

O yılların eğitim gönüllülerinden müteşekkil eğitmen ve köy enstitüleri, kâh siyasi, kâh kişisel nedenlerle kapatılarak insanlarımızın geleceğe yönelik hamleleri hep engellendi.

Ellili yıllarda Vizyon çizen siyasetçilerimiz hiç yere tasfiye edilip kimi asıldı, kimi hapislerde çürütüldü. Derken seksenli yılların sonlarında teknolojik hayatımıza giren bilgisayar sistemlerinin getirdiği kolaylıklar, makineleşme ve sanayileşmede artık 3D çizim ve kesimlerle insan gücü olmadan çalışan tezgâhlar çalışmaya başladı. 

Bizim tarımla uğraşan köylerimiz boşalırken bir traktör almaktan uzak çiftçimiz ilkel metotlarla çalışmaya hep mecbur edildi. Gelişmiş ülkelerin modern tarım metotları ile dünya pazarlarının açılması ile tasnif dışına itildiler.

Bu durum köydeki yeni nesil gençlerimizin tamamen kaçmasına neden oldu.  Geldiğimiz bu noktada mantar gibi açılan Butik Üniversitelerden mezun olan gençlerimizin uluslararası rekabet edebilecek derecede yetişmemesinden kaynaklı boşta gezen bir dünya insanla doldu.

İte kalka büyük çabalarla kurulan teknik ve bilim üniversitelerimiz uluslararası sıralamalarda ilk beşe, ona girerlerken, bu yıl ilk beş yüze ancak girebilir duruma düşüp gerilediler.

Gelişmiş teknoloji devletleri, siber bir dünya çağında uzayın derinliklerinde hayat ararken, biz hala yıllardır bir otomobil üretemediğimiz gibi, gelen bir sille atıyor, giden bir sille atıyor.

Adamlar elektrikle otomobil yapıp yollara salarken, hidrojenle üretilen arabalar test sürüşleri yaparken, Amerika’da sürücüsüz tırların yük taşımacılığında kullanacakları yapay zekâ ürünü araçlar imal ederken, bizimkiler atlet, don muhabbeti üzerine kurulu siyaset yapmaktan geri durmuyorlar.

Etrafımızdaki ateş çemberinden bize sıçraması muhtemel tehlikeleri bertaraf etmek için yaptıkları gözle görülür pek bir şey görünmüyor.

İçimiz hain dolu, dışımız hain dolu. Bu hainler yetişirken bağıra, bağıra ikaz edildiği zaman onlara çanak tutanlar her devrin adamı mantığı ile yine sahnelerde, sahne arkalarında yine çadır tiyatrosu oynamaya devam ediyorlar.

Artık çiftçimizin organik tohum bulamadığı, İsrail menşeli tohumların genetiği değiştirilmiş bir dünya tohumu ile olası bir biyolojik savaşta tüm insanlığı aç bırakabilecek tehlike potansiyeline eriştiğini kimse görmediği gibi, birde görenler kulağının arkasına yatıyorlar.

Uyuşuk embesil gençliğimiz sosyal medya serserisi olmuş Leyla gibi ortalıkta gezer oldu. Adamlarda ruh kalmadı, sevgi, saygı kalmadı, hedef odaklı bir çalışma kalmadı. Hep hazırdan yiyen, giyen bir nesille karşı karşıyayız.

Artık ilim, bilim, bilgi insanların parmaklarının ucunda. İsteyip ulaşamayacağın bir bilgi yok artık. Buna rağmen yeni nesil ne kitap okuyor, ne araştırıyor, ne geliştiriyor.

Teknolojik oyuncakların ve beyin algılarını nötr hale getiren oyunların perde arkalarındaki dehlizlerdeki kol gezen tehlikelerle geziyorlar. Öğretim ve inanç sistemimizin sürekli değiştiği, formatlandığı bir dönemden geçiyoruz.

Esas tehlike bağırarak geliyor da milletin umurunda değil. Yarın bir gün yapay zekânın devreye gireceği bir ortamda işsiz kalacak insanlar nasıl geçinecek. Devletin gelirlerinin sosyal bir sorumluluk içinde insanların temel ihtiyaç ve gereksinimlerinin karşılanacağı, ileriye dönük uzay çağı projelerinin alt yapılarının hazırlanması gerekmez mi?

Hele önümüzde olması muhtemel bir deprem gerçeği var ki hayali bile insanı korkutmaya yetiyor. Konu ile ilgili Bakanlık gerekli ikazları yapmalarına rağmen, bilim adamları teknik hatırlatmaları yapmalarına rağmen çok bir değişiklik gözlenmiyor. Kadercilik anlayışına inanan insanımızın sonunu neler bekliyor Allah bilir.

Dedim ya bir yiğit gurbete gitse

Gör başına neler gelir

Bekleyip göreceğiz…….. sonumuz hayır olur inşallah kalın sağlıcakla…. 27.08.2017 Adil Bozkurt

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 73
Toplam yorum
: 170
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 395
Kayıt tarihi
: 10.11.17
 
 

 ÖNSÖZ: Ben ne uyak bilirim ne bir kafiye/ Yarım asırlık ömrüm geçti nafile/ İçimden geçenler hep..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster