Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Eylül '08

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
3766
 

Bir yokluk öyküsü "bayramlık elbise"

Bir yokluk öyküsü "bayramlık elbise"
 

Her yanı bayram telaşı sarmıştı, evler baştan aşağı temizleniyor, evlerin camları kızlar tarafında siliniyor, kilimler çeşme önlerinde yıkanıyordu. Çocuklar bayram günü toplayacakları şekerler için en güzel poşetleri bulmaya çalışıyorlardı.


Köyün fırınlarında bayram çörekleri pişiyor, durumu iyi olan aileler bayram için tatlı hazırlıyorlardı.


Çocuklar babalarına verdikleri siparişlerin yolunu gözlüyorlardı. Kimine ayakkabı, kimine buluz, kimine pantolon, kimine entari alınacaktı.


Köyündeki bu telaş ve koşturmaca bir karınca kolonisini andırıyordu.


Güneş başını eğmeye başlayınca bahçede bulunan kiraz, erik, mahlep, kavak ağaçlarının gölgesi uzuyordu. Çocukların gözü köyü şehre bağlayan “yazı yolunda” idi. Yazı yolu, köylülerin umutlarını bağladıkları, şehirden gelecekleri bekledikleri, hayallerin başladığı tozlu köy yolu idi. Şehre gidecek arabalar yoktu. Zenginler atla, orta halliler eşeklerle, fakirlerde yaya olarak giderdi. Fakirler yüklerini bazen omuzlarında bazen de komşularının hayvanlarının terkisine atarlardı.


Yazı yolunda şehirden gelenlerin bir kısmı görününce çocuklar babalarının önüne koşmaya başladılar. Babalarına kavuşan çocukların soruları ardı arkası kesilmiyordu.

- Baba ayakkabımı aldın mı?

- Baba benim ki nerede?

- Çorapları unutmadın değil mi?

- Baba ver ben taşıyayım


Şehirden kimi yaya, kimi atla eşekle gelin babalar, dedeler yorulmuş, terler içinde kalmışlardı. Babaları gelmeyen çocuklar tekrar yol kenarında oturmaya başladı. Çocuklardan istekleri alınanlar sevinçli alınmayanlar ise ağlıyordu. Ağlayan çocukları babaları farklı metotlarla teselliye çalışıyorlardı. Biraz büyük olanlar durumu anlayabiliyordu ama küçüklere laf anlatmak nerede ise imkansızdı.


Makbule kadının dört kızı vardı. Bunlardan bir tanesi 1938 depreminde anne ve babasını kaybetmiş makbule kadının yakınının yetimi idi. Makbule kadın onu da öz kızlarından ayrı tutmuyor Allah’ın bir emaneti olarak düşünüyordu. Ona göre yetim kız evin bereketi idi. Ailece çektikleri yoksulluğa rağmen ona bir gün olsun kötü söz söylememişti.


Makbule kadının da kocası şehre inmişti. O da evin bayram eksiğini görecekti. Bütün köylüler şehirden dönmelerine rağmen Makbule kadının kocası dönmemişti. Yazı Yolun da babalarının yolunu gözleyen kızlar karanlıkla beraber eve dönmüşler babalarını evde beklemeye başlamışlardı. Kimi kırmızı bir ayakkabı, kimi üzerinde çiçekli bir elbise kimi…. Hayal ediyordu.


Akşam karanlığı tüm yollar kapatmış, evlerde gaz lambaları bitmesin diye kısık kısık yanmaya başlamıştı.


Makbule Kadın ve çocuklar akşam çorbalarını içtiler. Ama kızların babaları ve bayramlıklar gelmemişti. Hepsinin gözlerine uyku perde gibi inmeye başladı. Birer birer ocağın başında uyudular. Makbule kadın çocukları şilteden yaptığı yataklara yatırdı. İçinde bin bir soru ile eşinin nerede kaldığını merak ediyordu. Acaba kızlara bayramlık alabilecek mi idi. Kendisi için bayramlık istememişti. Eğer para artarsa pekmez kaynatmak için bir kazan almasını istemişti.


Beklemeye başladı, zaman ilerlemiyordu sanki. Dakikalar saat, saatler gün gibi geliyordu. Karanlık her şeyi kapanmıştı, gaz lambasını kapatmış ocağın alevinden çıkan ışıkla idare ediyordu. Evlerinin önündeki yoldan geçen ayak seslerini dinliyor, bu ayak seslerinden birinin eşinin olması için dua ediyordu

Yorgun bir adım yavaş yavaş evin kapısına yaklaşıyordu. Kuru bir öksürüğün arkasında kapı vuruldu. Gaz lambasını aldığı ateşle tutuşturdu.Titreyen lambanın ışıkları ile kadın kapıya yöneldi.

- Kim o?

- Benim


Kadın kapının arkasındaki sürgüyü yavaşça çekti. Elindeki lambanın ışığı yorgun kocasının yüzüne vurduğunda kocasını sırtında bir kazanla gördü. İçeriye girdiler adam kazanı bir kenara bıraktı.


Kadın bir kocasının gözüne bir kazana baktı. İstediğim kazanı almış diye içinden geçerdi. Ancak eksik olan bir şeyler vardı. Çocukların bayramlığı görünmüyordu.


Kocası ocağın başına oturdu, sırtını kerpiç duvara dayadı bir tütün sardı. Ocaktaki çorbayı pişiren ateşin korunda sigarasını yaktı. Ciğerlerine doru sigara dumanını iyice çekti. Nerede ise boğulacaktı. Arkasında derin bir nefes aldı.


“Bayramlık alamadım, bütün parayı kazana verdim” dedi. Odayı derin bir sessizlik kapladı. Adam başını öne eğdi, sigarasını ciğerlerinin en ücra köşesine kadar bir daha bir daha çekti, başını öne eğdi. Sigarasını bitirir bitirmez yatağına yattı. Yıkılmış asırlık heykel gibiydi.


Makbule kadın karanlığın içinde “Keşke kazanı almasaydın da çocuklara bayramlık alsaydın” dedi. Ama adam onu bile duyamadan uyumuştu.


Yarın bayramdı, çocuklar ne giyecekti. Koskoca kızdılar. El alem ne derdi. Sandıkta yılladır sakladığı bir beyaz kumaş duruyordu. Ondan elbise olur mu diye düşündü. Neden olmasın hiç yoktan iyidir diyerek sandıktan beyaz kumaşı çıkardı.


Köy derin uykuda bayramı beklerken o sabaha kadar bütün kızlarına birer elbise dikti. Elleri ile. Uyku gözünü kapadığında eline batan iğne ile uyanıyor. İşini bitirmeye çalışıyordu. Çünkü yarın bayramdı.


Gün ağarmaya başladığında, sabah ezanı da minareden okunmaya başlamıştı. Oda kızlarına diktiği elbiseleri bitirmişti. Ama bir sorun vardı. Elbiseler bembeyazdı. Bu şekilde biraz komik duruyorlardı.

Kocasını namaza kaldırdı, adam sabah namazına gitti. Sabah namazından sonra imam Kur’an okudu adet olduğu üzere herkes Bayram namazını kılıp eve öyle gelecekti.


Kocası camiye giden kadın elbiselerin beyazlığına bir çare bulmak istedi. Erkekler bayram namazına başladıklarında aklına bir fikir gelmişti. Doğruca bahçeye indi. Bahçede bulunan mahlep ağaçlarının olgunlaşmış, kıp kırmızı olanlarından topladı. Eve dönerek beyaz elbiselerin üzerine mahlep boyası ile çiçekler yaptı. Evin duvarındaki çiviye elbiseleri astı.


Kocası bayram namazından dönmüştü. Evde ne varsa sofraya koydu. Kızları uyandırdı. Kızlar uyanır uyanmaz “babam bayramlık aldı mı anne?” diye sordular. Kadınla kocası göz göze gelmişlerdi. Kadın “almış almış” dedi.


Çocukların yüzünde büyük bir sevinç adamın yüzünde ise bir yıkılmış ifade hüküm sürüyordu. “anne nerede bayramlıklar” diye sordu çocuklar.


Kadın “öbür odada” der demez çocuklar odaya girdi. Kocasının anlam veremediği bir çığlık yükseldi odadan


“Babam bayramlık almış babam bayramlık almış, seni seviyoruz baba”

www.hasanmahir.com

Kurtuluş savaşı yıllarından sonra yaşanmış. gündelik hayattan bir öykü

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

böyle bir hikaye ile karşılacağımı ama engel olamadım kendime, tıklayıverdim okumak üzere. Çok dokunuyor bana böyle hikayeler. Elimizdekilerin kıymetini daha mı iyi anlıyoruz böyle şeyler okuyunca, dinleyince bilmem. Çocuklarımıza anlatabileceğimiz güzel bir hikaye. Bayram hediyesi niteliğinde. Size de iyi bayramlar... Sevgilerle

Gülün içinden 
 29.09.2008 0:51
 

anneannemin annesinin bayram günü çocuklarını sevindirmek için, kök boyalarla çuval bezlerini andıran kumaşları boyayıp onlara bir gece içinde giysiler dikmesini hatırlattı..Anneannem bayramlık bir giysimi beğenmediğimde anlatmıştı bu anısını. Nasıl da utanmıştım, sıkı sıkı sarılmıştım ona..Bayramınız kutlu olsun, sağlıcakla kalınız..

Güller_Açarken 
 28.09.2008 13:21
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 65
Toplam yorum
: 68
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 3194
Kayıt tarihi
: 16.01.07
 
 

Çeşitli dergi ve gazetelerde, gezi, deneme, öykü, şiir yazan bir yazar. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster