Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Temmuz '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
997
 

Bir yol ayrımı ve iki Türkiye

Bir yol ayrımı ve iki Türkiye
 

Kökeni Fransızca olan Rönesans terimi, ‘yeniden doğuş’ anlamına gelmektedir. Bizse daha çok Rönesans terimini daha okul çağımızda, Ortaçağ karanlığına karşı Avrupa’daki uyanışı, aklı, bilimi, sanatı özgür kılışı, reform sürecinin önünü açan kültür devrimini tanımlarken öğrenmişizdir.

Bu pencereden bakıldığında, Türkiye’nin Rönesans’ı ise Mustafa Kemal devrimi ve onun getirdiği yeni kültür anlayışı olarak tanımlanagelmiştir.

Zülfü Livaneli de, son kitabı, ‘Sanat Uzun Hayat Kısa’da, ‘Rönesansımız’ başlığı altında şöyle yazıyor:

‘Mustafa Kemal’in büyük projesi, Osmanlı’nın kuruluşundaki 13. yüzyıl felsefesini tekrar canlandırmak ve özellikle Yavuz Selim’den sonra Araplaşmış olan Osmanlı uygarlığını yeniden Anadolulu kılmaktır.
Büyük bir asker olduğu kadar, önemli bir kültür adamı olan bu dahinin ele aldığı kültür dönüşümü ve ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdir’ sözü, bizim Rönesansımız, yani yeniden doğuşumuz olarak algılanmalı.

Mustafa Kemal ne Batı taklitçisidir, ne de Doğu mistiği. O, Türkiye Cumhuriyeti’ni kendi toplumsal özü, yani Anadolu kültürü üzerinde yeniden inşa etmeye çalışmış bir devrimcidir.’


Bu anlayış, Türkiye’deki aydınlanma bilincine varmış insanların, sanata, akla, bilime öncelik tanıyan kişilerin kabul ettiği, yerleşik bir anlayıştır.

Oysa başka bir kesime göre, Türkiye’nin Rönesans’ı gerçekleştirilememiştir. Bizzat bunu iddia eden kesimlerin (bkz: Fethullah Gülen) Rönesans terimi ile tezatlıklarındaki ironi ise en hafif deyimiyle gülünçtür. Bir örnek vermemiz gerekirse: Bakın Livaneli, ‘Rönesansımız’ı yukarıdaki gibi tanımlayadursun, ‘100 Soruda Fethullah Gülen ve Hareketi’ kitabının yazarı Doğu Ergil ne diyor:

‘Gülen'in Anadolu Müslümanlığı, Türk Rönesansı ile dünyada ve İslam dünyasında yeni bir dönem başlatacak!’

Yani, gerçekleştirilememiş(!) 'Rönesansımız'ı, ‘Gülen’in Anadolu Müslümanlığı’ gerçekleştirecek…

Ben, Livaneli ve Ergil’in sözlerini yan yana koyup, bunların üzerine düşünmenin, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumun özeti ve ülkemizin geleceğini yorumlama noktasında çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Rönesans, yani 'yeniden doğuş'…

Bir yanda Mustafa Kemal devrimi, öte yanda Gülen’in Anadolu Müslümanlığı…

Akıl ve bilim öncülüğünde özgür yurttaşlar yetiştirmeyi düşünen bir devrim ile dogmalara ve hiyerarşiye dayanan bir cemaat anlayışı…

Sanırım, Türkiye tam da bu ayrıma doğru ilerliyor…

Ve hatta önümüzdeki referandum süreci de, genel seçimler de bu iki Türkiye’den hangisinde karar kıldığımızı oylayacağımız seçimler olacak.

Livaneli’nin Rönesans tanımıyla, Ergil’in ki çarpışacak…

Ve bizler ya ‘Rönesansımız’a, Mustafa Kemal devrimine sahip çıkacağız ya da Türkiye, cemaat anlayışının süsleyip püslediği dogmalarla ‘yeniden doğacak’…

O Rönesans'ı izleyecek 'Reformasyon' sürecinden, Türkiye'nin nerelere sürükleneceğinden bahsetmiyorum bile…

(www.telgrafhane.com)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın yazar aslında ne tip bir'' rönesans'' olacağını az buçuk sende tahmin ediyorsundur ama lafı eveleyip gevelemişsin.Bugün Kemalist düşüncenin bu topluma biçtiği elbisenin artık dar geldiği aşikar, bu toplum yeniden kendi rönesansını yaratıp ayakları üzerinde yeniden yükselecekse bunun Kemalist düşünce temelli olmayacağı da bir çok Kemalist tarafından bile kabul edilmekte..Fethullah Gülen ve takipçilerinin dışında toplumun yeniden yapılandırılması konusunda herhangi bir vizyonu olan topluluk cemaat yada düşünce akımı, şu anda bırakın kadro ve aksiyon boyutunu fikirsel düzlemde bile yoktur ya da kısırdır..Batıya baktığımız zaman toplumu ileriye taşıyan düşünce kurum ve fesefeler genellikle sol-sosyal demokrat gelenekten beslenirler. Türkiye'de Kemalist düşünce ve ''aydınlanmanın'' bir numaralı bekçisi olan ordu yaptığı 3 darbeyle böyle sol-sosyal demokrat bir geleneğin gelişmesine asla müsade etmemiştir.Kala kala elimzde model olarak cemaat modelinden başka bir secenek kalmaıştır.

mehmet umay 
 20.07.2010 16:20
 

Hocalar takımından daha çok onları besleyen şeytan Sam Amca ve uşakları, MArshall (Truman dokktrini) yardımıyla kazandığımız kurtuluş savaşını geri aldılar...NAsıl Çanakkale de ölenler İstanbulun alınmasıyla boşa ölmüşlerse Kurtuluş savaşında ölenlerde yerli ve yabancı kapitalistlerin ülkeyi doldurmsıyla boşa ölmüşlerdir. Onlar ki boşa olan ölümlerinde bile destan yazmışlar....Bizler ise boş yaşarken ölmüşüz. Hintliler bu çirkefliğe bir realite getirmişler ve "Kast" sistemini kurmuşlar...Dünyanın kurtuluşu da Düşünce mentalitelerini ayıran bir kast sisteminin kurulmasıyla mümkündür... Katiller, hırsızlar, sapıklar, fanatikler, şiddetciler,yobazlar, aşırıya gidenler, yalancılar, dedikoducular, çekemeyenler, tembeller, muhtaçlar, işçiler, işverenler, akedemisyenler ve Okuyup aydınlatanlar.

Süleyman Akyürek 
 20.07.2010 6:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 74
Toplam yorum
: 139
Toplam mesaj
: 29
Ort. okunma sayısı
: 1780
Kayıt tarihi
: 06.05.07
 
 

Zonguldak’ta doğdu. On altı yaşından beri çeşitli yerel, bölgesel ve ulusal gazete-dergilerde, ay..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster