Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ekim '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
2945
 

Bir yönetim biçimi olarak Cumhuriyet

Devlet ve yönetim biçimleri, Aristo’dan bu yana benimsenen genel bir kabule göre, üç grupta incelenebilir. Devletler, mutlakıyet, meşrutiyet ve cumhuriyet; yönetim biçimleri ise: monarşi, oligarşi ve demokrasi. Mutlakıyet rejiminde, halk yönetimin hiçbir yerinde yoktur ve hiçbir aşamasında söz sahibi değildir. Yönetimde monarşi, yani tartışmasız mutlak yetkilere sahip yöneticiler söz konusudur. Meşrutiyet dediğimiz, mutlakıyetin biraz daha gelişmiş biçiminde ise halk, yönetime değişik oranlarda (az veya çok) dahil edilmiştir. Yani mutlak yetkilere sahip olan bir yönetici, kendi yetkilerini sınırlamayacak biçimde, halk temsilcilerinden ya da kendi atadığı insanlardan oluşan bir kurulun oluşumuna ( parlamentoya) izin vermiştir. Tüm yönetim biçimlerinin belli oranlarda bulunabileceği bir geçiş biçimidir. Cumhuriyet ise bir devlet biçimi olarak, yönetimin, halka dayandığı bir sistemdir. Cumhuriyetlerde mutlak yetkili kimse yoktur ve yetkinin kaynağı halktır.

Yani devlet biçimi cumhuriyetse yönetim biçimi demokrasi olması gerekir. Yahut da, cumhuriyet denildiğinde ilk akla gelen şey, demokrasidir. Demokrasinin ise ayrıntılara girmeden, en kaba ve bilinen en basit tanımı; halkın kendi kendini yönetmesidir. Öyleyse cumhuriyeti cumhuriyet yapan en temel ve en önemli öğe demokrasi olmaktadır. Onun için demokrasi kavramı, cumhuriyetle ne denli iç içe ve bütünleşmiş ise, cumhuriyetin içi ne denli demokrasi ile doldurulmuş ise, insanlar o denli gerçek bir cumhuriyetle karşı karşıyadır. Eğer demokrasiden mahrumsa cumhuriyet, adının cumhuriyet olmasının fazla bir anlamı yoktur. Yeryüzünde o kadar farklı cumhuriyetler vardır ki; birçoğunun cumhuriyet kavramı ile yakından uzaktan alakası yoktur. Örneğin yakın geçmişimizde: Romanya’da Çavuşesku’nun, Bulgaristan’da Jirkov’un, halka karşı ve halkı ezen, halk cumhuriyetleri; yönetimi zor kullanarak ele geçirip, ölünceye dek cumhurbaşkanı kalan Hafız Esat’ın ve yerine cumhurbaşkanı olan oğlu, Beşir Esat’ın Suriye Cumhuriyeti böyledir. İçinde laikliği barındırmadığı için, halk iradesini engelleyen İran İslam Cumhuriyeti; tek seçimde ömür boyu cumhurbaşkanı seçen cumhuriyetler ve benzerlerinin aslında cumhuriyetle hiç bir ilgisi yoktur. Bırakın cumhuriyeti, bunlar ilk çağ krallıklarıyla bile kıyaslanamaz.

Çünkü ilk çağlarda bazı ülkelerde krallar bile (özellikle Batı’da) seçimle ve hatta belli süreler için iş başına getirilmiştir. Örneğin Isparta Kralları böyledir. Bu yüzden cumhuriyetimizi değerlendirirken önce demokrasiden başlamak gerektiğini düşünüyorum. İsterseniz buyurun birlikte bakalım. Cumhuriyetimizin içinde ne kadar demokrasi vardır ve ne kadar demokratik bir cumhuriyettir, insan haklarına ne kadar saygılıdır? Demokratik değerler açısından, çağdaş bir cumhuriyete ne kadar yakın, ya da bunun ne kadar uzağındadır. Doğrusu cumhuriyetimize demokrasi açısından baktığımızda, maalesef dolu tarafı az, boş tarafı çok fazla ve oldukça düşük nitelikli bir cumhuriyet karşımıza çıkmaktadır. Daha doğrusu Atatürk’ten aldığımız cumhuriyetin üzerine bir şeyler koymuş muyuz, yoksa biraz daha boşaltmış mıyız belli değil. Özellikle 12 Eylül 1980 sonrasında, dayatılan mutlak monarşiyi, ileri bir cumhuriyet gibi sahiplenmemiz istenmiştir. Demokrasinin kırıntısının bile bulunmadığı, yönetimde ulus egemenliğinin sıfırlandığı bir yönetim sistemini, adı cumhuriyettir ve içinde biraz da laiklik vardır diye savunmamız istenmiştir.

Oysa bu sistemde halk, siyasi partiler yasası ve seçim kanunları ile tamamen dışlandığı gibi, bir de parlamentonun üstünde ve ağırlığı atanmışlardan oluşan bir kurul oluşturularak, halk yönetimden tamamen dışlanmıştır. Hani derseniz ki; “Nasıl olur. Çok partili hayata geçildi. Hak ve özgürlükler zaman içinde genişletildi.” Evet ama uygulamada; halk iradesi her şeyin üstüne çıkabildi mi? Yoksa mevcut egemen güçlere mafya, çete gibi yeni güçler mi eklendi. Hukuk devleti olmak anlamında “Atatürk döneminin ilerisindeyiz” diyebiliyor musunuz? Atatürk dönemindeki kadar halkın ciddiye alındığını, halka değer verildiğini, düşünüyor musunuz? 29 Ekim 2010’da cumhuriyet, Atatürk’ten günümüze gelişerek, ilerleyerek gelmiştir diyebilmemiz için, yukarıdaki soruların çoğuna olumlu yanıtlar verebilmemiz gerekirdi diye düşünüyorum. Ama maalesef, olumsuz yanıtlar çoğunlukta.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 81
Toplam yorum
: 22
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 660
Kayıt tarihi
: 21.11.08
 
 

Nazmi Öner 1946 yılında Burdur’un Bucak İlçesine bağlı Seydiköy’de doğdu. Seydiköy İlkokulu v..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster