Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Kasım '18

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
298
 

Bir Yüzden Bin Parça

Bir Yüzden Bin  Parça
 

   Bir rüzgâr eser  değişir. Meltem mi bu dersin,  ıtırlı bir koku mu?  Bir dal iğde olsun istersin, köşede munis bir menekşe. Ama  Frezya'dır o.  Olmadı  Lilyum. Asıl,  bin  yapraklı  bir çiçektir. Adını  sonra  söylemeli. 

   Etrafı  kendi  rengine  kesmeyi  bilmek onda,  donatmak  pürneşe  yine onda.

   Alametifarikası:  kendine serin  dışarıya sıcak. Yaydığı  bu sıcaklığı hep bir yanlışlığa yoranlar olacak, bir ilgi alametine sayacaklar. Canına minnet. O vakit  bir oyundur  tutturur.  Bir dev  aynasında  sandırdığı  olmuştur aşığını. Sonra bir bıçağın parıltısı mı,  başka türlü bir şey mi, birden ipini çeker.  Aşığın mabadına  bir tekme,  haydi  gönül  sarayından alaşağı.

                 İşaret parmağı havada.

                 İlginin hazzı  yeter mi? Yeter! 

                 İstemez  yan cebimde dursuncu.  Vurur çanı  bitirir oyunu.  Biliyor huy bu,  çıkmayacak hiç canından.

                 Ya  ötesi?                                                          

                 Bir ukte: Hem ağlarım hem giderim olmak.

                 Bir dize:  Başını koymadan  ölmek  yasak.

                 Bir çiçek düşünün ki, el değmeden sevilsin. Ama o isterse başka.

                 Semt pazarında bir tavır: Seçkin.

                 Yüzünde  uzak  bakışların  toplamı.

                 Toprağında  geçişkenlik  var. Ele güne katı değil. Kırıldığına susar çok çok.

                  Ama  dikensiz  sanma! Dağlayıverir.

                  Üç  renk  seç  deseler,  en yaraşanı   kırmızı.

                  İki sıfat  getirir akla: Hercai ve Harcıâlem. İkisi  arasında ip cambazı.

                  Üç ruh hâlinden ilki: Natamam. Hep eksikle sınanmış başkasıyla  kıyaslanmıştır.

                  İkincisi :Trapez. Coşkunluğundan. 

                  Sonuncusu: Tortu.  Kimi gecelerde  durulur çünkü.

                  Denizden çok   dağı  yeğler. Hani kımıldayan suda bir huzursuzluk  var.

                  Gözünden budağı esirgemediği  olmuştur. 

                  Baykuş  bilgeliğine hasreder.

                  Kavrayışlı.

                   Bir havai fişektir ilgisi, dağılır kâğıdın tenhasına.

                  Bir hayvan deseler: Kedi.  Önce meraklı oluşundan.  Merak, kediyi  öldürürmüş. Bilmez ki bu lafa neresiyle gülsün.  Sonra solar merakı. Hele de aşklarda. Dağınıklığına gelir kimisi. Eh, bilir ve  öder de bedelini.  Bir ayrılık bahçesinin kuytu yerine denk getirir elbet  kendini. Getirmesin.Tırmığını parlatır, oracıkta derin bir çizik  tam kalbine!

                  Gülüşü sesiyle koşut, birbiriyle  yarış eder gibidir. Sesiyle tüm makamları dolaşabilir. Ama hamamda çınlatmaz da  Schönbrunn Sarayı'nda billur bir avize.

                                                         SONRAYA KALAN ÇİÇEK

                  Adı sonra söylenecek  bir çiçek vardı  hani. Sırası geldi: Lotus'tur o. Çamurlu  suda  boyvermiş  çiçek.

                  Herdem babacı. Ama   başparmağında  görünmez  bir diş izi; süt çağının ötesinde emip durmaktan.

                 Sevilmek mi   sevmek mi desen  önce sevilmeye  atar zarı.

                 Sürgit bir ilgi ister ama sırnaşmadan.

                 Eline çabuk, bir  serçe telaşıyla adımlar sokakları.  

                 İtirazı  da hazır, ünlemi de.

                 Nidası ta  arka sokaktan duyulur.

                 Bir hâl: Sığ görünüşlü  derinlik. 

                 Sebep değil  sonuç, sokak değil ferahfeza  bulvardır.

                 Bir yerde dursa  kulis değil de sahneyi yaraştırır kendine.

                 İzleyiciyse eğer, mümkün mertebe en önde.

                 Bir eşya olsa: Mum ışığı ama  şamdanla.

                 Bir şiir : San. (*)

                 Son kertede  hem boy, hem cep aynası.

                 En bariz ruh rengi: Flu

                 Bir karar: Kararsızlık.

                 Gülüşünün ardındadır  hüznü ama  görebilene.

                 Sokağın sesini bulvara taşır. Taşkın. Onu en iyi tanımlayan şey, beğeniden sonra bu.

                 İlgisizlikten solar. O da niye?  Çocukluktan ince bir yeraltı suyu kaskatı kalmış içinde. Sızmaz da sızlar. Akmaz donmuştur. 

                Nidası da vaveyla imlâsı da.

                Hercai dedik ya. Yazmış fotoğrafının arkasına: Bu yoğurdu artık öyle yemeyeceğim.

                Dört mevsim açmaz da bir mevsimde saçılır.

                Tek şartla, mevsimi kendi seçecek.

                Ama ne açılma.

                Ah! 

                Hercailiğine meyletmeyip  bir de menekşe olabilse.

                Bir portre işte

                Belki ben, belki sen, belki o

                Ya her yüzden bir parça.

                Ya da  bir yüzden bin parça

                Kim bilir.

 

 

  (*)  Bir Cemal Süreya şiiri                                                                                                                                

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Edebiyat ima barındırır. Gerçeği apaçık yalın ve kendi karakteri olan sertlikten arındırıp, daha dolaylı yollarla, teşbihlerle, tasvirlerle bezeyerek daha naif ve üstü örtülü söyleme-anlatma sanatıdır. O yüzden, bir edebî yazının gerçekten kimi ve neyi anlattığını da ancak anlatan ve belki bir ihtimal anlatılan anlar ancak. Bu nedenledir ki gerçekten anlaşılmak isteyenin edebiyata pek yaklaşmaması gerektiği kanaatindeyim. Dolayısıyla bir edebî yazıyla karşılaştığımda da ben haliyle kimi-neyi anlattığı ile değil de, nasıl anlattığıyla, yani işin sanatsal yönüyle ilgilenirim. Ve keza yine sırf bu yüzdendir ki benim yazılarım da mesela sizin tam aksinize, gerçeği tüm o sertliğiyle, apaçık ve yalın bir şekilde ortaya koyan yazılardır. Zira hiçbir ihtimale, varsayıma, zanna, sanrıya olabildiğince mahal vermeyecek şekilde (kendimin olamasa bile) anlattığımın doğru anlaşılmasını isterim. Tercih meselesidir tabii ki. Herkesin tercihine de saygı duymak gerekir elbette. Esenlik dileklerimle...

Filiz Alev 
 06.11.2018 15:25
Cevap :
Edebiyata, olay, düşünce, duygu ve hayallerin dil aracılığıyla sözlü veya yazılı olarak biçimlendirilmesi sanatı dendiğinde sanırım kimsenin buna itirazı pek olmaz. Sizin tanımınız daha çok edebiyatın nasıl olması gerektiği üzerine. İma, teşbih, tasvir vs... Katıldığım noktalar var ama bütünüyle değil. Ama söz konusu edebiyatsa yöntemsel ve tanımsal farklılıklar hep olur. Edebiyat da biraz budur. Anlaşılmak bir mesele olmasaydı kuyuya, bir uçuruma bağırabilirdik. Ama her yazı yarına çıkmak ve yankısını bulmak ister. Bir ikna ya da genel doğru meselesi de değil bu tabii. Tercih meselesi dediğiniz gibi. İçerik konusunda da farklı düşünüyorum.Neyi anlattığımı o kadar önemserim ki onun hasbelkader iyi olabilmesi için nasıl anlattığıma ciddi kafa yorduğum olur. Bu, iyi ya da özgün olabilirse ve içeriği gölgelemezse tadından yenmez diye düşünürüm.İşin mutfağı işte.Bitmez anlatmakla. : ) Teşekkürler yaklaşımınız ve düşünceleriniz için, selamlar..  06.11.2018 21:30
 

Edebî derinliğinize duyarsız kalamayanlardanım. Öyle bir yazı ki yine, en elitinden. Takdir etmemek ne mümkün. Saygılar...

Filiz Alev 
 06.11.2018 6:50
Cevap :
Çok teşekkür ederim.Edebiyatta onaylanmak değil ama anlaşılmak isterim. Doğrusu bazen çok anlaşıldığımı düşünmüyorum.Yine de bir ses işte düşürüyor insanı peşine bir küçük, bir coşkun, bir kederli, bir düşünceli bir aksi...Toplamda bir iç ses.. .hepsi o.sağolun,selamlar  06.11.2018 11:51
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 113
Toplam yorum
: 1392
Toplam mesaj
: 114
Ort. okunma sayısı
: 1247
Kayıt tarihi
: 02.12.06
 
 

Eğitim, meslek, ilgi alanları... Günbegün ötede büyüyeni merak ediyorum. Bunları çıkardığında ger..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster