Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Nisan '20

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
23
 

Bir Zamanlar Su Değirmenleri

Su değirmenleri aslında insanoğlunun doğanın gücünü kontrol altına alarak kendi hizmetine sunduğu ilk teknik tasarımlardır, ilk makinelerdir diyebiliriz. Hem yakın doğuda hem batıda xı. Yy’da kullanılmaya başlayan su değirmenleri Anadolu’da  1970’li yılara kadar çok yaygın bir şekilde kullanıldı. Su değirmeni yüksek bir yerden oban denilen kapalı su oluğu ile suyun değirmen çarkına düşürülür, bu çarka bağlı taş suyun gücüyle döndürülür. Alttaki değirmen taşı sabittir. Bu sabit taşın üstünde ince paralel yivler açılır. Ezilen tahıl un olarak bu yivler yardımıyla taşın ortasındaki boşluğa taşınır. Oradan bir olukla dışarıdaki unluk haznesine gelir.
 
Su değirmenleri elektriğin olmadığı dönemlerde ve suyun bol olduğu dönemlerde çok kullanışlı ve toplumların tek tenik makineleriydi. Şimdilerde artık nostalji mekanları olmuş durumda.  
 
Su değirmenlerinin güzel bir yanı da suyla çalıştığından ekonomik olmasıydı. Elektrik faturası olmazdı. Elektrik kesinti si gibi bir sorun da olmazdı; su azalırsa değirmenci küreğiyle gider, bir iki kürek daha su çevirir, sorunu çözerdi. 
 
Issız yerlerde olduğu için midir bilmem su değirmenleri benim için hep ilginç yapılar olmuştur; bir o kadar da romantik mekânlardır.
 
Su değirmenleri mutlaka bir yamaca, uçuruma, dere ağzına kurulmak zorunda olduğu için yerleşim yerlerinden uzakta olurdu. Eski zamanlarda bu konumdan yararlanan zeybekler bu mekânlarda zaman zaman kaldıkları, değirmenlerden un, ekmek alıp beslendikleri bilinir. Bu konuda size kısa bir öykü aktarayım değerli dinleyenler.
 
Yıl 1884 yılıdır. Tefenni Bey köylü Ali Bey bir yanlış anlaşılma yüzünden dağa çıkmak zorunda kalır. Artık eşkıyadır. Ali Bey Ballık Boğazındaki Çatal değirmenin orada saklanırken değirmenin suyu bulanık gelir. O saat anlamıştır kendisi için koca bir atlı ordunun geldiğini. Yoksa koca değirmen taşını döndüren bu kadar kalabalık bir akarsu neden bulansın.
 
 Mahkemeye çıkarılacağı sözü verdikleri için çatışmaya girmeden teslim olur. Ancak verilen sözde durulmaz ve başı kesilerek saraya gönderilir. “Ali Bey Daş Başında Oturur.” Türküsü bu yaşanmışlığı anlatır.
 
Değirmecilik zanaatının Gayrimüslimlerden bize geçtiğini görüyoruz.  Ya da bir dönem Müslümanlar uzak durmuş demek daha doğru olur.  Burdur merkezde de bu böyle Dirmil yöresinde de... Sebebi ise buğdayın bir nimet olarak ezilip un edilmesinin günah olacağı inancından ötürü Müslümanlar değirmencilikten uzak durmuşlar. Böylece bir dönem değirmencilik Gayrimüslim olan Rum ve Ermeni kökenli vatandaşlar tarafından yapılmış. Bu durumu belgeleyen bir türkümüz vardır.
 
Bu türkünün sözlerini Tepeli Hasan yazmış  ve Muzaffer Sarısözen tarafından derlenmiş. 'Onikidir Şu Burdur'un Dermeni' türküsünün sözleri şöyle.
 
 
 
On ikidir şu Burdur'un dermeni  
 
Dermencisi Urum deyil Ermeni  
 
Ya kendisi imanım(efem)aman 
 
Ya kellesi gelmeli  (çıkarılan bölüm)
 
                 Bağlantı
 
 
 
Bir incecik yol gider dermene   
 
Oturmuş çayır ile çimene
 
Hem severim imanım(efem)aman
 
Hem döverim kime ne
 
                 Bağlantı.
 
Ay karanlık görünmüyor izimiz  
 
Al karanfil mor şişede ıslanır
 
Üç kardeşiz kurban gitsin birimiz
 
Bir gün olur deli gömül uslanır
 
Burdur Folklor ekibi Ankara’da Atatürk’ün huzurunda çalıp söylerken bu türküyü dinleyen Atatürk, Rum ve Ermeni vatandaşların incineceği gerekçesiyle ilgili bölümünün çıkarılmasını ister. O günden sonra türkü o biçimiyle söylenmez.[1]
 
Bu türküde geçen on iki değirmenin adları ise şöyle:
 
Ayan Hasan Değirmeni, Tıkırdık Değirmeni, Kabacalı Değirmeni, Sadık Altınkaya Değirmeni, Velicangil Değirmeni, Tapucu Yakup Değirmeni, Ali Bey Değirmeni, Kaymakamoğlu Değirmeni, Çobanönü Değirmeni, Bavli Değirmeni, Hamit Değirmeni ve Hatip Hoca Değirmeni .[2]
 
Değirmenlerden bugün sadece 2'si ayakta kalmış. Bu gün bu değirmenler  'Baş Değirmeni' ve 'Hamit Değirmeni', un fabrikası olarak hizmet vermektedir. 
 
Peki bu gün ne durumdalar ona bakalım: Her köye elektriğin ulaşmasıyla kısmen sayıları azalmıştı. Daha sonra baş gösteren kuraklık su değirmenlerinin birer birer kapanmasına neden oldu. Nüfusun köylerden kentlere göç etmesi, köy insanımızın büyük bir çoğunluğunun bile ekmeğini fırından almasıyla her türlü değirmenlerin kapanmasına neden oldu.
 
 
 
Değirmenlerle ilgili söylenen deyim ve atasözleri şöyledir:
 
Bu değirmenin suyu nereden geliyor? Kaynağı belirsiz zenginlik için kullanılır.
 
Değirmene gelen nöbetine kail olur:  Yapılacak işlerde hatır gönül değil sıraya saygı gerektiği vurgulanır.  Değerli dinleyenler değirmene vardığında sıra varsa şöyledir. Alışveriş kuyruğunda olduğu gibi insanlar sıralanıp sırada durmaz. Öğütülecek buğday çuvallarını gelen sırasıyla dizer. Sırası gelen çuvalını değirmenciyle organize bir şekilde buğdayını öğütür ve bizzat kendi ununu alır. Bugünkü fabrika biçimindeki değirmenlerde götürdüğün buğday tartılır. Kaç kg una karşılık geliyorsa o kadar unu alır dönersin. Yani kendi götürdüğün buğdayın ununu değil değirmencinin verdiği unu alırsın.
 
Sakalını değirmende ağartmak:Yaşlandığı halde cahil olmak. Genelde bu sözün tersi kullanılır. Kişi:  “Ben bu sakalı değirmende ağartmadım,” diyerek tecrübesini vurgular.
 
Değirmenlerin çeşitlerine gelince: Elle çevrilebilen el değirmenleri, hayvanların çalıştırdığı değirmenler, su değirmenleri ve elektrik ile çalışan son nesil değirmenler, diye sıralayabiliriz.
 
Değirmenlerde buğday, mısır gibi tahıllardan un, bulgur, keşkek yarması hatta tuz da öğütülür. Arpa, yulaf gibi ürünlerden de hayvan yemleri.
 
 Ellili yaşlarda olanlar anımsarlar: kışın kavurga dediğimiz çerezlerimizi su değirmeninde öğütürdük. Mısır, nohut, buğday önce kavrulurdu; buna kavurga denir. Yaşlılar için yemesi kolay olsun diye bu kavurga değirmende öğütülürdü. Kışlık çerezlerimizi böyle yapardık.
 
 Değirmenlerde biber, kimyon gibi her türlü baharatlar öğütülür. 
 
Kahve çekme değirmenidenilen daha küçük el değirmenlerini de söylemek gerek.  Kahvenin lezzetli olması için taze çekilmiş kahve tercih edilir.
 
                “Değirmencilerin piri olan Yunus Peygamber, değirmeni icat eder, kurar, fakat buğdayı değirmenin boğazına bir türlü akıtamaz. Bu sırada değirmene şeytan gelir. Yunus Peygamber’e dönerek ‘Eğer beni değirmene ortak edersen, çömlekten değirmenin boğazına buğdayın dökülmesini sağlarım’ der. Yunus Peygamber buna razı olmaz… Umudunu kesen şeytan çıkıp giderken Yunus Peygamber’e döner ve ‘Bir şartım daha var, eğer buğdayını eksik söyleyenin fazlasını -eksik söylediği miktarda buğdayını- bana verirsen buğdayı çömlekten değirmenin boğazına döktürürüm’ der. İşin içinde hile olduğu, şeytan da hileli işlerle uğraştığı için, Yunus Peygamber bu teklifi kabul eder. Bunun üzerine şeytan gelir, değirmen taşının üzerine çıkar, bir elini çömleğin üzerine, diğer elini dıştaki tahtanın üzerine, ayaklarını da değirmen taşının üzerine koşar. Şeytan bu durumda iken dönen değirmen taşı şeytanı, şeytan da çömleği titretir. Böylece, titreyen çömlekten değirmenin boğazına düzenli olarak buğday dökülmeye başlar.” [3]TRTAntalya Radyosu konuşmam.
 
 
[1] Faik İnce MAKÜ İçimizdeki Değerler Sempozyumu 2010
 
[2] Kaynak AA
 
[3] Burhan Oğuz’un resmi sitesi

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 57
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 651
Kayıt tarihi
: 19.06.09
 
 

Gazi Üniversitesi, Eğitim Fakültesi Kastamonu Eğitim Yüksekokulu Sınıf Öğrt. bitirdikten sonra A...

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster