Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Mart '13

 
Kategori
İzmir
Okunma Sayısı
199
 

Bir zamanlar...

Bir zamanlar...
 

soldaki resim - 11/04/2012, sağdaki resim - 10/03/2013


Evet… Bir zamanlar bir ev vardı.

İzmir Hatay’da, İnönü Caddesi’nde oturanlar çok iyi bilirler bu evi. Bahçe içinde, etrafını ağaçlar sarmış güzeller güzeli eski tarz bi’ ev…

Küçüklüğümden beri çok sevdiğim, önünden geçerken büyük heyecan ve mutluluk duyduğum, ‘keşke bu ev, benim evim olsa’ dediğim; şehri, beton yığınlarının sarmasına inat ayakta kalan, caddenin en güzel köşesi olan ev.

*

Doğma büyüme İzmirli’yim ve hep aynı semtteyim.

Üniversiteye adım atana kadar, hep aynı yolları aşındırdım.

Semtimizin en bilinen ve en sevilen eviydi belki de, bu ev. İki katlı bu güzel yapının her zaman içini merak etmiştim. Şanslıydım ki lise döneminde, içini kısmen de olsa görebilmiştim. Üst katında bi’ dişçi vardı o zamanlar, bende ‘Ağız Sağlığı Haftaları’ dolayısıyla kontrol için tercihimi o dişçiden yana kullanmıştım.

Şimdi bile içini hatırlıyorum, üzerinden uzun yıllar geçmesine rağmen.

Eski tarz yarı saydam camlı kapılar, basınca gıcırdayan ahşap taban, eski tarz ev planı, mutfak ve banyo… Evet, her şey eskiydi o yıllarımın ve bu günün modernliğine göre ama o kadar güzeldi ki… Çok ferah ve aydınlık bir evdi. O zamanlar bakımlıydı tabi. Bahçesinde çiçekler, ağaçlar…

Alt katında, evin sahipleri, üç kız kardeş oturuyordu bildiğim ve hatırladığım kadarıyla… Arada sırada, şimdiki adı Uğur Mumcu Parkı olan, Hürriyet Parkı’nda görürdük kız kardeşleri. Kendi hallerinde insanlardı, bana hep ilginç ve gizemli gelirlerdi ve tabi ki öyle bir eve sahip oldukları için çok da şanslı.

Sonra, ben ayrıldım İzmir’den üniversite için. İzmir’e kısa zamanlı gelişlerimde, o evi hala yıkılmamış görmek o kadar mutlu ederdi ki beni. Çocukluğuma ve geçmişime ait güzel bi’ hatıranın hala ayakta olmasının mutluluğuydu bu belki de. Sahipleri ise pek görünmüyordu artık. Evin ve bahçenin durumu da pek parlak değildi ama yine de güzeldi ve hala bizimleydi.

Aradan yıllar geçti, yine. Ben okulu bitirdim; İzmir ve Ankara günlerinden sonra İstanbul’da yaşamaya başlamıştım. Güzeldi her şey… Tabi ki, İzmir’İ ve geçmişi unutmak mümkün mü. Çocukluğumu hatırladığımda, o ev de gelirdi aklıma anlık da olsa. ‘Ne güzeldi, acaba hala ayakta mı?’ diye gezinirdi aklımda düşünceler.

İstanbul’da yaşam devam ederken, annemin rahatsızlığı dolayısıyla geçici olarak İzmir’e geldim. Hastane günleri, kontroller ve bu sürecin koşuşturmaları derken kendime ayırabildiğim kısa zamanlardan birinde adımlarım beni o yöne sürükledi ve yine içim mutluluk doldu. Ev, hala oradaydı. Hemen iki kare çektim ve o güzel evi ölümsüzleştirdim. Evin yanına geldiğimde, artık bakımsızlıktan yok olmaya yüz tutmuş bi’ bahçe ve her şeye rağmen ayakta olan evi gördüm. ‘Yıkılmaz bu ev, bir şey olmaz!’ diye geçirdim içimden.

O sıralar hayat, yaşamımı İzmir’e taşıdı tamamen ve son ev taşımamızla birlikte o güzel ev, penceremden bakınca tam karşımdaydı artık. Sabahları hep bakıyordum güzelliğine. ‘Hep orada kal ve güzelliğinle bizimle ol…’ diyordum.

Derken…

Derken bir sabah uyandım, birkaç saat geçti ve makine sesleri yükselmeye başladı.
Evin yerinde bi’ harabe vardı artık. O güzel, masalsı evi yıktılar ve yok ettiler!
Yıllardır her şeye rağmen yaşayan ve ‘mutlu hissettiren ev’ birkaç dakikada beton yığınına döndü. O kadar çok üzüldüm ki… Bütün ‘iyi hisler’, caddemizin güzel yüzü yitip gitti. Her şey çok çirkin göründü gözüme. ‘Nasıl olur, nasıl!!!’ diye isyan ediyordum sessizce, ne anlamı ve ne önemi varsa…

Birkaç gün içinde yeni bir beton yığının temeli atıldı. Verdikleri rahatsızlıktan dolayı da özür diliyorlardı!!!

Evin karşısındaki muhtarlığa sordum, ‘ne oldu da yıkıldı ev?’ diye. Ölümler, hastalıklar derken evin yıkılmasına karar verilmiş! Tabi, bunlar sadece duyum. Gerçekleri, birebir yaşayanlar biliyor. Beni ilgilendiren tek şey, evin yıkılması ve ardında bıraktığı hüzün hissi…

Ve tabi ki hazin son! Lüks bi’ apartman yükselecekmiş o güzeller güzeli evin ve bahçenin yerine.

Şimdi, penceremden gördüğüm yükselen bi’ blok. Yaza biter, herhalde. Lüks ya da mükemmel olması neyi değiştirir ki, ‘o güzel ev’e dair, içimdeki mutluluğu ve güzel hissi öldürdükten sonra!

*

O iki katlı evi bilenler birbirlerine, yakınlarına, çocuklarına ya da torunlarına ‘bir zamanlar burada…’ diye başlayan cümlelerle o güzel evden bahsedecektir.

Ve, ben... İlerde, çocuklarıma ve torunlarıma, ‘bir zamanlar, bahçe içinde iki katlı güzel bi’ ev vardı…’ cümlesiyle başlayan, gerçek bi’ masal anlatacağım…

Başak GÜZEL

İlhan Aşıcı bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 51
Toplam yorum
: 26
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 456
Kayıt tarihi
: 12.07.11
 
 

Yazan & Okuyan & Sorgulayan   Burç : Başak Yükselen burç : Koç İlk nefes: 22 Eylül 1983, Perşembe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster