Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Mart '11

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
796
 

Bırakın gitsin -2

Bırakın gitsin -2
 

Bugün de sözüm kadınlara. 

Onu ilk kez gördüğünüz günü hatırlıyor musunuz? 

Hafif yanık teni, beyaz üzerine mavi çizgili tişörtüyle ne kadar hoştu? 

Bakışları, ciddiyeti. Ağır ağır konuşması, cool tavrı. Hangi konu açılsa söyleyecek sözleri vardı muhakkak ve kendinden emindi her haliyle. Gülerken, geçmiş bir olayı anlatırken, ciddi ciddi politika konuşurken hayran hayran yüzüne bakakalmıştınız. 

Görüşmenizin sonunda hemen ikinci kez nasıl görüşebileceğinizi sormuş, telefon numaranızı, mail adresinizi almıştı. 

Sonrasında gerçek ve sanal görüşmeler, mesajlaşmalar. Gezmeler, eğlenmeler. 

Ne kadar da benziyordunuz birbirinize. 

Derken, olan oldu ve o güzel yaz akşamında, siz şık bir restoranda, pizzadan lokmalar atıştırırken, hiç alakasız bir konu konuşulurken o sözleri duydunuz. 

"Karım olmanı istiyorum. Beraber yaşamamızı ve yaşlanmamızı. Benimle evlenir misin aşkım?" 

O ne güzellikti öyle. 

Kalakaldınız. Anneniz sorup duruyordu günlerdir. Siz de çok sevdiğiniz adamın geleceğe ilişkin planlarını, asıl niyetini çok merak ediyor, evlenmek için can atıyordunuz. 

"Evet!" dediniz sevinçle."Tabii ki evet!" Gözleriniz doldu bir anda. 

Dünyada değil gökyüzündeydiniz sanki artık. 

Hızla gelişiverdi herşey o akşamdan sonra. 

Güzel bir nişan ve sevdiklerinizin ailenizin bir araya geldiği harika bir düğün. Gelinliğiniz, elinizde beyaz gonca gül demeti. Gözünüzü eşinizden alamamıştınız. 

Sizden daha mutlu kim olabilirdi ki. 

Sevgiyle, mutlulukla rüya gibi geçen aylar. Cicim ayları ve sonrasında, gittikçe sıradanlaşmaya sıkıcı olmaya başlayan günler, geceler. Aranızdaki tılsımın buhar olup uçmaya başlaması. 

Bunca sevgiye rağmen neden bozulur ki tılsım zamanla? 

Güzelsiniz bakımlısınız. Onunla sohbet edecek kadar kültürlüsünüz. Maddi sorununuz da yok. Ama ruh eşim dediğiniz adamla ilişkiniz, frekansınız değişiyor mu ne biraz? 

Siz işten eve onu özleyerek geliyorsunuz oysa o gazete okurken kafasını kaldırıp bakmıyor bile size.İltifatlar seyrekleşiyor. Konuşmaları azalıyor giderek. Neden?Neden? 

Yolunda gitmeyen birşey yok ki oysa. 

Daha yuvanız bütünleşecek genişleyecek zamanla, çocuklarınız da olacak? 

Sonra bir gün bir akşam eve geç geliyor eşiniz. 

Giderek sıklaşıyor gecikmeler. 

Anlıyorsunuz birşeyler ters gidiyor sizin için. Tehlike çanları çalıyor. 

Ağzını arıyorsunuz hatasını yakalamak ümidiyle ama o, sizi şaşırtırcasına dürüst. Pat diye gözlerinizin içine bakarak yavaş yavaş sizi kalbinizden vuracak o cümleyi söylüyor. 

"Üzgünüm. Ama elimden gelen bir şey yok. 

Ben başkasına aşık oldum. 

Geçen hafta gittiğim iş yemeğinde bir gazeteci bayanla tanıştım. Ona çok aşığım. O da beni seviyor. 

Sen benden daha iyi birisine layıksın çok iyisin. Beni affet senden ayrılmak istiyorum." 

Yumruk gibi iniyor beyninize sözler. 

Sevdiğiniz adam artık sizi sevmiyor. Ayrılmak istiyor. Oysa ne eksiğiniz vardı ki. Herkesin hayran olduğu tahsilli, iyi huylu bir kadındınız. Yemekleriniz konuşulurdu arkadaş çevrenizde. Becerikliliğiniz. Ama olmadı işte. 

Ağlıyorsunuz geceler boyu. Kabullenmek ne kadar zor. Onsuzluğun ihtimalini düşünmek bile zor. "İnşallah fikrini değiştirir, yeniden sevgisini kazanırım" diye ümitlenirken, bir gün, evinize bir boşanma davası tebligatı geliyor. 

İşte adamınız, onca sevdiğiniz eşiniz uçup gidiyor, ayrılıyor sizden. 

O kadın. Ah o kadın. O kadın kazandı işte. Kimbilir ne kadar basit, karaktersiz, sevimsiz bir kadındır. 

Sonra eşinizin sizde kalan birkaç ceketinin cebine bakıyorsunuz. Bir şey yok. 

Kitaplarının arasını karıştırıyorsunuz.not defterlerini ve evdeki bilgisayarı. Bir alakasız dosya içinde bir resim. Ne kadar da hoş bir kadın. Sizin kadar değilse de çok hoş 

Kıskançlığınız had safhada. Siz eşinizi eş olarak ölünceye dek, kabul edip sevmiştiniz. O size aitti oysa şimdi? 

Sizi bırakmak istiyor."o kadar kolay değil " diyorsunuz. 

"Ben bilirim ona yapacağımı". Oysa o size bir yanlış yapmamış ki. Sadece başkasına aşık olmuş ve dürüstçe söylemiş size. Dalavere çevirmek yolunu seçmemiş. 

Olsun. Kadınlık duyguları zaptediyor aklı mantığı. İçinizde büyük bir nefret. 

Her türlü anlaşmalı boşanma teklifini geri çeviriyorsunuz. 

Halbu ki, bir insan olarak ta hiçbir kötülüğü olmamıştı ki size. 

"Olsun o kadını sevmemeliydi. Hayatı boyunca sadece beni sevmeliydi." 

Artık siz kendiniz olmaktan çıkıyorsunuz. Başka bir kimliğe bürünüyorsunuz ve intikam hırsı kaplıyor her hücrenizi. 

Boşanma davalarına gitmiyor, yeni talepler, talepler öne sürüyorsunuz. 

Adalet sistemi de sizden yana.siz de sadece vicdanınıza tabisiniz. Eğer vicdanınızda, kişiliğinizde zaafiyet varsa sürüm sürüm süründürmek için emek, para ve zaman harcıyorsunuz. 

Siz hırsla bu davaları uzatırken adam sevdiği kadınla beraber ve sizin kadar mutsuz da değil üstelik ama haliyle yeni bir başlangıç ta yapamıyor. 

Size gelince, yalnız ve hırs dolusunuz. Öfke yüzünüzü bile çirkinleştiriyor, uykularınızı kaçırıyor sağlığınızı bozuyor. 

Aslında kum saati yalnızca sizi bırakıp giden erkek için değil sizin için de işliyor. Üstelik kadınsınız. Yıllarınızı bu hırsla geçirirken yaşlanıyorsunuz da ve maalesef kadınlar erkeklerden çok daha hızlı yaşlanıyor. Kadın dediğin de şarap misali yaşlandıkça güzelleşmiyor. Devir, 35 yaş üstü kadınlar için çok zalimce geçiyor. 

Oysa, unutmamalısınız ki erkek te kadın gibi etten kemikten değildir sadece. Ruhu, kalbi, düşünceleri vardır. 

Bir erkek, başkasıyla olmak istediği, sıkıldığı, size kırıldığı ya da sadece içinden geldiği için, siz olmadan yaşamak, sizden ayrılmak isteyebilir. İnsani bir biçimde bunu tercih edebilir. 

Ona böyle eziyet yapar, çektirirseniz onu kazanmanız bir yana zihninde de sıfır değere düşersiniz. 

Oysa daha medenice ayrılabilseniz, "istiyorsan git güle güle" diyebilseniz" en azından eski hoş anılarla ve saygıyla anacaktır sizi. Dost kalmanız bile mümkündür. Kapılar eş olarak kapansa da dost olarak aralık kalabilir. 

Bir kadın onurlu gururlu bir şekilde, geceler boyu ağlasa da, yıkılsa da gözyaşlarını içine atıp gerektiğinde "güle güle" diyebilmeli bence. Hiç kimse kimsenin sevgisine ipotek koyamıyor sonuçta. 

Giden ömür her iki tarafın ömründen gidiyor ve nefret ile intikam hırsı yerleştiği gönülleri çöle çeviriyor. 

Hiç bir kadın kendi kıymetini bilmeyen ya da sevgisine değer ve karşılık vermeyen birisi için ömür boyu yas tutmaya layık değildir. 

Kadınlar. 

Dünya güzeli, genci, akıllısı, beceriklisi, melek huylusu da olsanız, sevdiğiniz adam, eşiniz sizi sizin kadar sevmiyor ya da yalnız kalmak veya başka birisiyle olmak için gidiyorsa, bırakın gitsin. 

Kim başka birisine tamamen sahip olabilir ki şu zamanda. Kim bir sevgiyi ve beraberliği sonsuza dek garanti edebilir ki. 

Bırakın sevdanız kendini sınasın. Dayanabildiği kadar dayansın. Sizi birlikte 30-40-50 yıl bağlasın ya da yeterince güçlü değilse, bırakın inceldiği yerden kopsun. 

Madem ki bir imzadan, çok daha sağlamdır kalpteki imza; başkasını seven kalbi başka sevgiyle mühürlü bir erkeğin sizin yanınızda olmasının ne anlamı olur ki. 

Gitmesini hata olarak görüyorsanız, hata yapmak ve hatasını anlayıp anlamamak ta her insanın hakkı değil mi? 

Hayat bir elde ediş ve kaybediş silsilesi değil mi. 

Nice sevdiklerimizi toprağa verip kaybetmiyor muyuz nihayetinde? 

Bırakın sağlıkla "sevgisinin götürdüğü yere" gitsin. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 144
Toplam yorum
: 216
Toplam mesaj
: 58
Ort. okunma sayısı
: 386
Kayıt tarihi
: 21.09.07
 
 

Merhaba...  Üniversite mezunu Kamu İdaresinde  çalışan bir bayanım. Ankara'da iki oğlumla yaşıyorum..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster