Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Nisan '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
486
 

Birbirine küs kişiler ve kurumlar barış getirebilir mi?

Birbirine küs kişiler ve kurumlar barış getirebilir mi?
 

23 Nisan’ın dünyada ilk ve tek “Çocuk Bayramı” olarak önemli bir yeri var. Ancak biz büyükler için daha da önemli olan “Millî Egemenlik Bayramı” olması. Fakat bu kısmı nedense çok ihmal ediyoruz.

Bu anlamın bilinciyle 89 yıldır Millî Egemenlik Bayramını kutluyor olabilseydik, bugün toplumun demokrasiyi sindirmesi ve yaşadığı pek çok sorunu halletmesi açısından hayli mesafe alırdık diye düşünüyorum.

Bayramların bizim kültürümüzde dargınların barışması gibi bir misyonu vardır. Öyle ya milletçe sevincimizi paylaşarak neşeyle gülüp eğlenebilmemiz için, birbirimize nazımızın geçiyor olması lazım.

Konuşmayan, görüşmeyen iki kişi arasında, espri, şaka gibi şeyler yapılabilir mi? Hayır…

Peki ciddi konular tartışılıp halledilebilir mi? O da hayır…

Benim öteden beri hep idealim, devletin üst kademesindeki görevlilerin, mesai saatleri dışında ev gezmesi, komşuluk ilişkisi, misafirlik gibi sosyal vesilelerle birbirlerine gidip gelmeleri, çok önemli birçok meseleyi, gerilimden uzak böyle sıcak ve samimi ortamlarda halletmeleridir.

Fakat ne yazık ki, bugünkü bayram kutlamalarında, başbakanla muhalefet liderleri arasında bir selamlaşma bile olmadığını öğreniyoruz.

Aslında maalesef -muhalefet liderleri başta olmak üzere- siyasetçilerimizin, birbirlerinin yüzüne bakamayacak seviyesizlikte sözlerle, siyaset yaptığını zannederek, üzücü boyutlara varan bir tutum içinde olduklarını biliyoruz.

Ben, sadece yandaşlarını memnun etmek ve karşısında yer alanları kızdırıp üzmek için söylenmiş bu sözlerin, hiç değilse yan yana geldiklerinde sanki hiç söylenmemiş veya unutulmuş gibi davranılmasını beklerdim.

Çok zor bir durum olduğunun farkındayım. Aylardır sizin hakkınızda demediğini bırakmamış birine, sanki hiçbir şey olmamış gibi elinizi uzatabilir misiniz? Ya da o size uzatsa, “alay mı ediyor bu benimle” diye düşünmez misiniz?

*****

Ülkede yokluğunu her zaman hissettiğimiz ve her söylemde harcıâlem olarak kullandığımız “Barış”ın bu şartlarda nasıl oluşacağını gerçekten çok merak ediyorum. Hayallerin gerçekleşebilmesi için önce ona kesin inanmamız, sonra da bu inanç çerçevesinde oluşmasına yardımcı olmamız, gayret göstermemiz gerekir.

Halbuki bugün yaşadıklarımız, tarafların “Barış”ı gerçekten istediklerini bize hissettirmiyor.

Eğer taraflarda gerçekten samimiyet olsaydı, bugüne kadar iktidar barışın sağlanması konusunda proje üstüne proje üretir, bunları muhalefet, Basın ve kamuoyu nezdinde tartışmaya açar, başta DTP olmak üzere bütün muhalefet partileri, iktidarın birkaç misli çözüm önerileriyle başbakanın kapısında nöbet beklerdi.

Beş yıl önce başbakanın “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı en üst kimliktir” açıklamasını Milli Güvenlik Kurulu’nda sorgulayan Genelkurmay, tam olarak arkasında bile duramadığı, Türk milleti tarifiyle bir açılım (!) yaptığı için övgü beklemek ve Basın aracılığıyla hükümete mesaj göndermek yerine, bilgisi ve tecrübesi ışığında, parlamentoya yol gösterebilecek sayısız teklifler sunardı.

Hele kendilerini parlamenter kabul eden, “sorunu demokratik olarak mecliste çözelim” diyen DTP, 23 Nisan Milli Egemenlik Bayramı vesilesiyle, sadece sözde kalan bu teklifin içini nasıl doldurduğunu bugün bütün Türkiye’ye anlatırdı. Ve dinleyen herkes de, bu kabul edilebilir ve uygulanabilir bir projedir derdi.

Maalesef onlar, geceyi mecliste oturarak ama gündüz bayramı kutlama törenlerine katılmayarak asıl niyetlerinin “iyi” olmadığını deklare etmiş oldular.

Oysa ortalığı kötü niyetlilerin doldurduğu bir zamanda “samimiyete ve iyi niyete” çok daha fazla ihtiyaç vardı.

DTP’nin yaptığı bu talihsiz eylemin gerekçesi ise daha da vahim: Diyorlar ki, “Polise taş atan küçük çocuklara ağır cezalar verilmesini protesto etmek maksadıyla bu eylemi yapıyoruz.”

Zannedersiniz ki, polis durup dururken -sırf Kürt oldukları için- bu küçücük çocukları cezalandırmış, onlar da polise taş atmışlar… Bilmiyorum “insaf yahu” desem bu kelime duygularımı anlatmaya yeter mi?

*****

Sonuçta Egemenlik bayramımızı buruk kutladık. Barış umutlarımız bir başka bahara kaldı. Ancak giderek umutlarımızın azaldığını söylemek için müneccim olmaya gerek yok.

Barış, bu topraklarda yaşayan yediden yetmişe herkesin ihtiyacı. Barışa katkısı olmayan kaprislerin, bencilliklerin, ön yargıların, kötü niyetlerin cezasını, yarın hep birlikte çekeceğiz. O zaman ne iktidar, ne muhalefet, ne sivil, ne asker, kimse geri dönüşü sağlayamayacak.

Yazık değil mi?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 945
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster