Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Aralık '07

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
723
 

Birey olabildik mi?

Birey olabildik mi?
 

İlk, orta, lise eğitimimizde...ya da daha eğitime başlar başlamaz demeliydim, tuhaf bir cenderenin içine soktular bizleri. Saygının, hoca sınıfa girdiğinde adeta şimşek gibi yerinden fırlayarak ayağa kalkmak olduğunu, hocamızı gördüğümüzde ceketimizin en üst düğmesini iliklerken kafamızı da hafifçe ileri ittirerek selam vermek ve gevrek bir “nasılsınız hocam?” demek olduğunu öğrendik.

Hocamız yüzünü tahtaya döndüğünde çeşitli şabalaklıklar yaparak gerçek te ne kadar da saygılı olabildiğimizi ise özenle gösterdik. Hocalarımızda bize çok saygılıydılar ve sınıfın ortasında öğrencilerini rencide etmekten çekinmediler . Elbette pırlanta gibi hocalarımızda oldu yıllar geçse de hiç unutmadık onları ama çoğunluk ne yazık ki koca bir sıfır alarak kalmıştı anılarımızda.

Sınıf yoklamasında numaralarımız okundu, isimlerimiz değil.

Bir örnek giyindik ve böylece eğer serbest giyim gelse, fakir arkadaşlarımızın zengin ve de güzel giyinebilecek diğer öğrencilerin yanında ezileceklerini bu yüzden de büyüklerimizin bir örnek giyim tarzını getirerek aslında eşitliği de getirmiş oldukları düşüncesini benimsedik.

Oysa aynı giyinmemize rağmen fakir öğrenciler zavallı bir kumaştan yapılmış ceketleri dökülen ayakkabıları ile zaten fena halde ayrılıyorlardı ki...Zengin ve fakir bırakın giysiyi saç traşından bile belli oluyordu ki.

Ama yok olsun bir örnek olmalıydık. Bu da birey olmayı tıpkı okul numaralarımızın ardında yitirdiğimiz gibi bir örnektir işte.

Zengin ve müthiş ilginç olan tarihimizi son derece can sıkıcı bir şekilde yazılmış kitaplardan öğrendik...ya da öğrenmiş gibi yaptık. Oysa büyüklerimiz bu kadar zengin tarihimiz içinden, aklımızdan yıllarca çıkmayacak orijinal bir takım tarihi olayları da içine katarak anlatsalardı; kuru kuru yılları, yerleri ve çalışılması gereken sayfaları bilerek sırf dersi geçmek için can sıkıcı bir şekilde çalışmayacak...bugün ermeni soykırımı diye karşımıza çıkan ülkeler ile bilinçli bireyler olarak haklı mücadelemizi çok daha kuvvetli yapacaktık.

Birey olarak yetiştirilseydik, yap denilince yapan insan yerine düşünen, sorgulayan, yeni çözümler bulabilen insanlar olabilecektik.

Mesela kendimden örnek vereyim. İyi okullarda okumama rağmen yap denilince yapan insan eğitimi almış şekilde yetiştiğimi ve uzun zaman sonra bunu üstümden atabildiğimi ve hatta zaman zaman kalıntılarını taşıdığımı itiraf etmem gerekir. Bir bilim insanı için ise en tehlikeli şey yap denilince yapan insan olmaktır.

Birey olarak yetiştirilmediğimiz için karşımızdaki bizden farklı bir şey söylediğinde onu anlamaya çalışmak yerine, hemen anlattıklarını kişisel algılayıp agresif bir savunmaya geçer olduk. Bunun da hiç farkına varmadık. Yaşımız 50 oldu, 60 oldu, 70 ve hatta 80 oldu ama anlamadık işte.

Büyüklerimize saygıdan dolayı söyledikleri herşeyi çoğu zaman kabul eder olduk. Pek tartışmadık. Oysa onlar en iyi bildikleri şeyleri söylüyorlardı ve ille de doğru olması gerekmiyordu.

Birey olsaydık eğer kendimizi başkasının yerine koyabilmeyi de öğrenebilir, gereksiz asabilikler göstermezdik.

Bana kalırsa eğitim sistemimiz birbirinin aynı olan ve renkliliğe izin vermeyen insanlar yetiştirdi. Bu da yıllar içinde toplumda ayrılıklara ve kırgınlıklara yol açtı. Bazılarımız ise ancak yıllar sonra kendi çabasıyla birazcık olsa da renkli olabilmeye çalışan insanlar oldular. Onlar da çoğu zaman toplum tarafından güzelce törpülendiler...hatta bu törpülenme metodlarına isimler bile taktık “mahalle baskısı” dedik. Keşke mahalle baskısı tersi yönde olsaydı... Sığ insanların baskısı yerine, derin insanların iyiliği ve berrak bir aklın yolunu teşvik edici bir baskısı olsaydı...harika olurdu.

Ve eğer birey olarak herkesin ne kadar değerli olduğunu görebilseydik birlikte yükselir, farklılıklarımızın aslında ne de büyük bir avantaj olabileceğini görür, kendimize yarayan parçalarını alır, hayatımıza monte etmeye bile çalışırdık.

Ama birey olamadık. Onun yerine ne olduk acaba?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bizde herşey şekilcilik üzerine kuruludur.Ast'ımıza sevgimizden,üst'ümüze saygımıza kadar...Öğretmen sınıfa girdiğinde ayağa kalkarak saygı göstermek(!) yerine onun dersinde başarılı olarak,ona en büyük saygı armağanını neden vermeyiz anlamış değilim halen."Dersinde başarı gösteren öğrenciye armağan olarak en çok ne verildi acaba?" sorusunu yanıtlmak için bir anket yapılsa sonuç ne çıkar sizce? Saygılarımla...

İbrahim Halil Yeter 
 16.05.2008 13:21
Cevap :
Belki de etraf ne der diye dusunmekten sekilci olduk...hani "dostlar alisveriste gorsun" misali. Dersinde basari gosteren ogrenciye herhalde en buyuk armagan (bence) ona gosterilecek saygi ve tesvik diye dusunuyorum. Saygi ve sevgilerimle.  16.05.2008 15:16
 

Tavsiyeniz üzerine yazınızı okudum ve çok yararlandım. Teşekkür ederim. İzin verirseniz bir ekleme yapayım: Sanırım, «birey olamama dan çok «birey yapılmama» olgusu söz konusu... Birey olmamızdan (kendi kararlarımızı kendimizin vermesinden) uzun bir süre yöneticiler korktu, şimdi ise tarikatların başındakiler... Saygılarımla...

Cem AYAYDIN 
 22.12.2007 17:07
Cevap :
Katkinizdan dolayi tesekkur ederim. Yorumunuza katiliyorum. Sevgi ve selamlarimla.  22.12.2007 17:20
 

Ne olduk acaba deyince sen, aklıma bu geldi... Çok güzel tespitler... Bizler düzenin parçalarıyız arkadaşım, sadece bazen bundan sıyrıldığımızı düşünüyoruz... Düzeni değiştirmek için bir şey yapmadıkça ona hizmet etmeye devam edeceğiz... Sevgilerimle...

Serdar Özdemir 
 18.12.2007 9:34
Cevap :
Senin de bu yorumun benim aklima baska bir seyi getirdi...birey olmak onemli dedim ama toplumdaki bir takim degisiklikleri de birey olarak olusturmak zor galiba. Sevgilerimle.  22.12.2007 17:27
 

Yazınızın bazı bölümlerine katılmıyor olsam da, düşünce olarak kesiştiğimiz çok ortak nokta var..Elinize kaleminize sağlık..Bence siz sorduğunuz sorunun cevabını hepimizden iyi biliyorsunuz...

Ali Gülcü 
 17.12.2007 14:33
Cevap :
bilmem ki...biliyor muyum acaba? Zor soru hakikaten. Sevgilerimle.  22.12.2007 17:28
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 237
Toplam yorum
: 729
Toplam mesaj
: 78
Ort. okunma sayısı
: 1275
Kayıt tarihi
: 06.08.07
 
 

Biyolojinin son yıllarda, özellikle son 10 yılda içeriğinin yoğun bir şekilde moleküler düzeye inmes..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster