Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Mayıs '11

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
829
 

Bireycilik/ Toplumculuk karşıtlığının üstünü örttüğü gerçek…

Bireycilik/ Toplumculuk karşıtlığının üstünü örttüğü gerçek…
 

Sırça köşklerinde oturup, sokağın dertlerine dair reçeteler üretmekle iştigal eden nazenin ruhlu aydın biraderlerimiz her nedense büyük bir özenle “toplumculuk” ile “bireyciliği” birbirinden ayrı tutarlar… 

Bu aydın türü, Tanzimat’tan yola çıkıp Cumhuriyet Türkiye’sinin kapısını tıklatan, ama bir türlü de içeriye doğru adım atmaya cesaret edemeyen T.C. vatandaşlarıdır ki, bunlar, tabelasında psikiyatri yazan bir köprünün önünde birbirlerini itekleyerek sıra girmeye çalışmaktadırlar… 

Kimileri liboş adını verir bu insancıklara… 

Kimileri dönek. 

Kimileri ise, yandaş-liberal aydın!.. 

Bu aklı/evvel “düşünür”ler, nedense bir türlü, “bireyin nerede yaşamakta olduğu, ” sorusunun yanıtını düşünmezler… 

Sahi, birey nerede hüküm sürüyor? 

Toplumun içinde! 

Peki bireyin rengini, değerlerini, kimlik ve kişiliğini belirleyen en önemli etken ne? 

Toplum! 

O zaman neden toplumsal olarak bireyin kurtarılması eylemi ile, kişinin kendisini yaratma eylemi birbirlerinin karşısına konsun?.. 

Bireyin kurtarılması eylemi, topluculuğun en temel ilkesidir!.. 

Çünkü toplumcu bilir ki, birey toplum dışındaki soyut bir varlık değildir. 

Birey, kendi var/oluşu için çaba harcarken, aynı zamanda ve bir yandan da sağlıklı bir bireyin yetişmesine olanak sağlayan toplumsal koşullar için mücadele vermek zorundadır. 

Toplumcu olmadan bireyin kurtuluşuna [gerçek anlamda] omuz vermek mümkün değildir. 

Gerçek bireycilik, insanoğlunun içinde yaşadığı toplumdan yabancılaşmasının acılı serüveni değil; söz konusu yabancılaşma da dâhil olmak üzere yaşanan tüm yerel koşulların, bireye dönük bir bakış açısından yeniden biçimlendirilmesi yönünde hem toplumsal ve hem de bireysel zeminlerde mücadele etmektir. 

Gerçek ve bilinçli bir toplumculuktan geçmeden, reel anlamda bireyci olamazsınız. 

Toplumculuk/bireycilik ayrımını abartılı bir biçimde kültürel arenaya sunduktan sonra, alternatif olarak bireyciliği öne çıkartanlar, kişisel çıkarları toplumla çatışan kendisi küçük/ adı büyük bir zümrenin gizli mensupları ya da askerleridir… 

Bu gizli ve gizil zümre, incedir, zariftir, bilgilidir ve bulunduğu zeminin rengine bürünme konusunun üstadıdır, ustasıdır… 

Kırılgandır, eğilgendir, süpürgendir… 

Teorik olarak el öpmeye karşıdır, fiziki olarak takla atmaya gönüllüdür. 

Sıkıntılıdır ve bunalımlıdır! 

Ruhu ızdırapla kaynar ama acının kuytusunda “yok satan” bir dükkânı vardır… 

O dükkânın içinde içkinin her çeşidi bulunur. 

Rakı tezgâhının bir altında ise, hediyesine Kuranı Kerim satılır. 

Atlantik ötesi e-posta trafiği getirilerin yükünü, tekne, makam, havuzlu villa ve 4 çeker cipler götürünün bilânçosunu oluşturur. 

Bireycilik, toplumculuğun tam karşısındaki makamına oturtulmuştur. 

Çünkü toplumculuk insan için değildir. 

Çünkü, kendi zümrelerinin çıkarına işleyen düzenin rayına çomak sokulması kendi küçük topluluklarını alt/üst edecektir. 

Üstte olanların alta düşmesi olasılığı vardır. 

Çanlar bu büyük tehlike için çalmakta ve toplumun zihnini bulandırma görevini başarı ile yapmaktadır. 

İşte bu küçücük söylemin altına gizledikleri büyük korkuları budur! 

soruyusormak@gmail.com 

www.soruyusormak.com 

www.kitlecizgisi.com 

www.dnm-ler.com 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 911
Toplam yorum
: 360
Toplam mesaj
: 28
Ort. okunma sayısı
: 466
Kayıt tarihi
: 30.01.09
 
 

1942 yılının Şubat ayında Bursa'da (Mehmet Kemalettin'den olma, Emine İffet'ten doğma olarak) dün..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster