Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Aralık '16

 
Kategori
Danışmanlık
 

Bireysel Markalaşma

Sosyal medyanın ciddi bir güç olduğu bu dönemde kişisel markalaşmanın önemi de her geçen gün artmakta. Artık işe alımlarda sosyal medya hesaplarınız incelenmekte, nerede ne yediğiniz,  nereye gittiğiniz, yılda kaç tatile çıktığınız ve kendi hayatınıza dair attığınız her adım takipçileriniz tarafından takip edilmekte. Ne kadar çok paylaşımınız repost /retweet alıyorsa okadar popüler, ne kadar takipçiniz varsa o oranda takip edilmeye değersiniz. Sosyal medyada başlayan bu serüven aslında kendimizi tıpkı bir marka gibi görüp doğru konumlandırmanın önemini bize gösterdi. Yarattığımız imaj bize hem iş yaşamında, hem de sosyal yaşamda birçok avantaj sağlamakta. Temsil yeteğimizi geliştirerek tıpkı markaların kendilerini konumlandırdıkları gibi biz de kendimizi doğru konumlandırabilir, bir markanın bundan elde ettiği tüm avantajları biz de kendimiz için sağlayabiliriz. 
 
Marka nedir?
 
Marka oldukça geniş bir kavramdır ve pazarlama ilkesi markaya pek çok farklı tanımlar getirmiştir.  Marka genel olarak, bir ürün ya da malın başka bir ürün ya da maldan ayırt edilebilmesi için kullanılan işaret, şekil ve sözcüklerin tümüne verilen addır. Bu yüzden bir kurum ya da kişi için marka olmak ayırt edici olmak anlamına gelmektedir. Kısacası uzun ve sabır gerektiren bir süreçtir. Marka’nın tarihine bakıcak olursak tarihi ilkçağdan, Eski Yunana, Batı Avrupa’da Ortaçağ’a, Osmanlı İmparatorluğu’nda 19. Yüz yılın sonlarına ve Türklerde dövme bakıra ve halı dokumacılığına kadar uzanmaktadır.
 
Kişi Nasıl Markalaşabilir?
 
Kişinin markalaşma serüveni tıpkı bir ürünün, bir kurumun ya da olgunun markalaşması ile aynı şekilde başlar. Öncelikle kendinizi doğru konumlandırmanız gerek. Çünkü bu sureç bir imaj çalışması. Kendinizin nasıl olduğu ve nasıl gözüktüğü üzerinde çalışmalısınız. İnsanlar çoğunlukla kendilerinin dışarıdan nasıl algılandığını farkında değildir. Bütünü doğru oluşturmanın sırrı kendinizi doğru konumlandırmaktan geçer. Diksiyonunuz, giyim tarzınız, beden diliniz, görgü kurallarını doğru ve yerinde kullanmanız ve makyajınız imajınızın bütününü oluşturur. Markalaşmak isteyen birey bu olguları teker teker ele almalı,  üzerinde çalışmalı ve hayatına geçirmelidir.
 
İlk 4 Saniye Kuralı
 
Teknoloji her geçen gün daha hızla ilerlemekte ve globalleşen dünyaya uyum sağlamakta zorlanmaktayız. Bu durum insanların birbirleri hakkında karar verme sürelerinde kısıtlamakta. İlk 4 saniyede insanlar bize baktıklarında bizimle ilgili genel bir kanıya varıyor ve bu kanıyı değiştirmek maalesef çok zor oluyor. O halde ilk 4 saniyede vermek istediğimiz mesajı çok iyi vermemiz gerekiyor. Bu sürecin sonunda insanlar bizimle ilgili ‘’ dikkatimi vermeye değer bir insan’’ ya da ‘’ dikkatimi vermeme değmez’’ şeklinde bir kanıya varıyor. Elbette varılan tüm kanılar doğru olmamakla birlikte, ilk anda verilen kararların gücü çok kuvvetli. Bu konu hakkında yapılmış pek çok araştırma ilk görüşte bir insana ‘’evet’’ ya da ‘’hayır’’ yanıtını verebilmemizin daha hiç tanışmadan ilk 4 saniyede gerçekleştiğini gösteriyor. O anda beyin adeta bir bilgisayar gibi çalışıyor. Karışımızdaki insan çekici mi, aksesuarları ilginç mi, makyajı abartılı ya da sade mi, size benzer yönleri var mı veya size itici gelen yönleri var mı, tüm bu verileri istemsizce sıralamaya başlıyor. 
 
Markalaşmanın İlk Adımı Zarif ve Centilmen Bireyler Olmaktan Geçiyor
 
Hani bazı insanlar vardır daha ilk görüşte muazzam bir enerji ile kendilerini size çekerler. Hiçbirşey yapmalarına gerek yoktur. Onların doğal hali çekicidir. Kendileri oldukları için çekilirsiniz onlara. Onlarda sizi çeken birşey vardır ama ne olduğunu bilmezsiniz. Bu bireyler karizmatik, zarif ve centilmen bireylerdir. Nerede nasıl davranmaları gerektiğini çok iyi bilirler. Temsil yetenekleri üst düzeydir. İş hayatında aranılan bir iş arkadaşı ve yönetici, sosyal hayatta ise güvenilir bir dosttur. Eğitimlerimde öğrencilerime hep kendilerini dışarıdan bir kamera izliyormuş gibi düşünmelerini söylerim.  Eğer sizi bir kamera izleseydi ve sürekli kendinizi o kameradan takip edebilseydiniz şuanda oturduğunuz gibi oturur, konuştuğunuz gibi konuşur ya da giyindiğiniz gibi giyinir miydiniz? Cevabı hayırsa, değiştirmeniz gereken birşeyler var demektir.  
 
Yararlı bilgiler
 
Adab-ı muaşeret kurallarına göre kadın erkeğe el uzatmalı ve uzatılan el asla havada bırakılmamalıdır. 09:00-21:00 saatleri telefon konuşmaları için uygun saatlerdir.  Telefon konuşmaları mümkün olduğunca kısa tutulmalı, karşı tarafa vermek istediğimiz mesaj anlaşılır olmalıdır. El sıkışmaları samimiyetin göstergesidir. El sıkışırken ne güreş tutuyor gibi el kavranmalı, ne de elleriniz arasından kayıp gidecekmiş gibi güvensiz olmalıdır. Eller avuç içleri birbirine bakacak şekilde konumlandırılmalı, göz teması bu süreçte korunmalı ve yüzlerden tebessüm eksik olmamalıdır.
 
ÖĞ.GÖR.TUVANA EROLTU
tuvanaeroltu@hotmail.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 46
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 133
Kayıt tarihi
: 27.12.16
 
 

Bireysel ve kurumsal eğitimler - kabin memuru mülakat eğitimleri - zarafet eğitimleri - imaj eğit..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster