Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Şubat '17

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
839
 

Bireysellik ve özgüven

Bireysellik ve özgüven
 

Özgüven


BİREYSELLİK VE ÖZGÜVEN

En küçük topluluk olan aile içinde her fert bağımsız birer birey midir? Yoksa ailenin mülkü müdür?

Hamurabi kanunları halkı iki cins ve üç sınıf olarak değerlendirirdi.

1)      Üst sınıf 2) Sıradan İnsanlar 3) Köleler.

 Ve cins olarak da kadın erkek şeklinde ayrılırdı.

Kadınlar ve kölelerin değerleri her yönden özellikle maddi bakımdan üst sınıf insanlara göre çok düşüktü. Mesela; Köle bir kadına 20 şekel değer biçilmişse sıradan bir erkeğin sadece gözü 60 şekel değerindeydi. Aile içinde katı bir hiyerarşi vardı. Çocuklar ayrı bağımsız bir fert değil ailenin mülküydüler.

Hamurabi kanunlarında suçluların işlemiş oldukları suçlara verilen cezalar da farklıydı. Suçu işleyene işlediği suçtan dolayı ceza verilmezdi. İşlediği suç neyse ailesine aynısı uygulanırdı. Şöyle ki Üst sınıf bir erkek başka üst sınıf birisinin kızını öldürmüşse ceza olarak kendi kızı öldürülürdü. Babilliler bu sistemi çok adaletli buluyorlardı.

Hamurabi kanunlarında üst ve sıradan sınıf olarak ayrılan halk, Amerikan bağımsızlık bildirgesinde eşit yaratılan halk olarak kayda geçmiştir.

Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi “ …bu gerçeklerin tartışmasız olduğunu, tüm insanların eşit yaratıldığını, insanlara yaratıcı tarafından bahşedilmiş bazı hakların verildiğini ve bunlar arasında yaşam, özgürlük ve mutluluğun peşinden gitme hakkı olduğunu ilan eder. “   bu bildirge kendi zamanında ve mekanında geçerli olduğu gibi şimdiki zamanda da geçerliliğini korumaktadır.

Şimdi yaşadığımız zamanda Hamurabi kanunlarını Ret / Kabul etmek gerekir mi? Aynı şekilde Bağımsızlık bildirgesinde olduğu gibi insanların eşit yaratıldığı da bir mit sayılır. Nesnel olarak herkes birbirine eşit mi?

 Biyolojik olarak eşit mi? Sadece olsa olsa hayal gücünde eşit olabiliriz. Bilim derki “insanlar yaratılmamış, evrimleşmiştir. “

İnsan kanı ile maymun kanı arasında büyük bir benzerlik vardır.

Örneğin 287 aminoasitten oluşan hemoglobin A molekülü insan ve şempanzede tıpatıp aynıdır. Aynı molekül bakımından insan ve goril kanı arasındaki fark ise 287 aminoasitten sadece birindedir. Hemoglobin A molekülü farede 19,koyunda 26,tavukta 45,sazan balığında 95 aminoasit insan hemoglobin A molekülünden ayrılmaktadır. Görüldüğü gibi kanın bir öğesi olan hemoglobin A molekülü bakımından insana en yakın canlı olan şempanzede hiç fark yok iken insandan uzaklaştıkça farklılıklar artmaktadır.(internet)

Bireysellik; 0) Ayrı bir varlık olarak var olma durumu, birey olma olgusu, ²)Bir kişiyi benzerlerinden ayıran özelliklerin bütünü, ona kişilik veren şey ³) Kendini sırada bir insan olmaktan kurtarmış olma durumu.

Şimdi yaşadığımız zamanda Batı bireyselliğe çok değer verir. Ayrıca önem verip inanır. Her İnsan( Çocuk, kadın, erkek, gey vs.) bir bireydir ve hakları vardır. Her insan kendisine saygı duyduğu gibi diğer insanlara da saygısızlık yapamaz.  Her bireyin değeri kendinedir ve diğer insanların ne düşündüğü önemli değildir.

Batıda eğer müsaitse ailede her bireyin odası vardır. Her birey odalarını istediği şekilde boyar dekore eder, poster asar ve hayalinde ne canlandırmışsa yaşatmaya çalışır. Hatta odasında yalnız kalmak isterse kapısını kilitleme hakkına sahiptir. Ailede her birey özgür olduğu için, ailede yaşayan her hangi bir birey diğerinin özgürlüğüne karışamaz. Bireyin kendine ait yaşadığı alana izin almaksızın giremez. Ebeveynler çocukların kapısına vurmadan ve izinsiz giremez.

Batılı okullarda çocukların her birine kendine göre değerde olduğu anlatılır. Yaptığı her hangi bir şeyden dolayı başkası ona gülerse aldırış etmemesi öğretilir.

Doğuda ve bizim coğrafyamızda ise Babil’in Hamurabi kanunlarında yazdığı şekilde çocuklar sadece ailenin mülkü gibidir. Her karar aile reisi Baba tarafından verilir ve ailenin tüm fertleri özellikle çocuklar o karara saygı gösterip uymak zorundadır. Yani tamamen itaat ve biat kültürü ile yetiştirme tarzı. Babanın birey olarak var olan hakları ailede başka hiç kimse de olamaz. Peki neden böyledir? Çünkü Baba da öyle yetiştirilmiştir. Başarılı ve özgür olmayı bilmeyen beyinler, öğrendikleri her şeyi sadece öğrenmekle kalmaz bunları en yakın çevresi olan ailedekilerin de beyinlerine yükleyerek onları da başarısız olmaya, itaat ve biat etmeye sürükler.

Böylece batılı toplumda yetişen birey kendisinin değerli birey olarak bazı haklarının olduğunun bilincine varır. Kendisine bir özgüven gelir. Doğuda ve coğrafyamızda tam tersi bir durum vardır itaat ve boyun eğen, her şeyi kabullenerek yetişen toplum. Böyle yetişen çocuk benim hiçbir şeye hakkım yok duygusu ile büyür. Aynı Orta çağ soyluları gibi, onlarda bireyselliğe inanmazdı. Birinin değeri toplumdaki “hiyerarşik” konumuna göre belirlenirdi.

Her bebek şu an yaşadığımız mevcut düzen içinde doğar. Doğduğu andan itibaren yaşamımızı düzenleyen düzen içinde isteklerimiz, inançlarımız ve toplumsal değerlerimiz doğrultusunda kişiliğini şekillendiririz. Çünkü bizim isteklerimiz ve arzularımız bu düzenin en büyük koruyucularıdır.

İnsan bilincinden veya inançlarından bağımsız olarak var olan olaylar ”nesnel “ olaylardır.. Örneğin Radyoaktivite bir hayal değil gerçektir. İnsanoğlu onu keşfetmeden önce vardı. Onu bulan bilim adamı vücuduna zarar vereceğini bilmiyordu ve onu öldüreceğine inanmıyordu. Ama radyoaktivitenin verdiği zarar nedeniyle öldü.

Bireyin bilincine ve inançlarına bağlı olarak var olanlar ise “öznel” olaylardır. Bu bireye bağlıdır. İnançları değiştiğinde değişir veya ortadan kalkar. Örnek; Bir küçük çocuk hayalinde bir arkadaş edinebilir ve onula konuşup dertleşebilir, ona inanır. Ama büyüyüp geliştikçe ona inanmayı bırakır ve o arkadaş yok olur.

Küçük çocukların hayalleri vardır fakat onları uygulayacak imkanları yoktur. Çünkü devamlı olumsuz yetiştirme tarzı mevcuttur. Büyüdüğünde imkanları olur ama artık kuracak  hayalleri ve inançları yoktur.

Her insanın bir ideali vardır. Neden bu ideallerimiz için mücadeleden vazgeçeriz. Bir Alman atasözü “Hayatı olduğu gibi kabul etmeliyiz ama kabul edilebilir hale gelmesi içinde çaba göstermeliyiz.”

Bizler bazı şeyleri deniyoruz, kaybediyoruz. Tekrar deniyoruz, tekrar başarısız oluyoruz. Yaptıklarımızın karşılığını almayınca hayal kırıklığı yaşıyoruz, başarısızlık ve tekrar hayal kırıklığı yaşamamak için başarıyı denemekten vazgeçiyoruz. Aslında çocukluğumuzu düşünmemiz gerekir. Yürümeye başlarken ilk adımları atarken kaç kere düştün ama böyle olduğu halde adım atmaktan vazgeçmedin ve sonunda yürümeye başladın. Peki, şimdi günlük yaşantıda başarısız olmaktan neden korkuyorsun. Tekrar tekrar dene seni engelleyen nedir?

Bir şey başarabileceğine veya gerçekleştirebileceğine inanmak “ÖZGÜVEN” dir.

Bırakın Küçük çocuklarınız hayal kursun, hayallerini engellemeyin. Kurdukları hayalleri için yaşamlarında yaşam ile mücadeleye girsinler. İşte ne yapalım, ne edelim çocuklarımıza birey olduklarını ve birey olarak kanun çerçevesinde her haklarının olduğunu öğretelim. Özgüven içinde yetiştirelim. Kendilerine ve topluma saygı duymasını öğretelim.

Erhan Sirekin

26.02.2017

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 55
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 23
Ort. okunma sayısı
: 4000
Kayıt tarihi
: 27.06.08
 
 

Genç emeklilerden olup, hayat denen tiyatro içinde rol alan bir oyuncu gibi yaşamın kıymetini bil..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster