Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Temmuz '10

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
1055
 

Birileri buyurmuş, biz de "O" olmuşuz

Birileri buyurmuş, biz de "O" olmuşuz
 

- Anneeee, ben nasıl dünyaya geldim, daha önce nerdeydim ki bu dünyaya geldim?
- Hımm, sen yavrucuğum sen, hımm!...hani ben babanla aynı yatakta yatıyorum ya, biz mutlu bir aileyiz ya, allah baba da biz mutlu olunca seni karnıma koydu, orada birazcık büyüdün, sonra da dışarı çıktın
- Dışarı mı çıktım, nasıl yani, nasıl çıktım?..

Neyse, şimdilerde genç anneler daha çok sezeryanla doğum yapıyor da ”işte bak buradan” diye karnını gösteriyor, işleri daha kolay. Benim rahmetli annem herhalde ya susmuştur ya da konuyu değiştirmiştir.

- Peki ben neden kızım, benim neden Berkcan gibi şeyim yok?
- Şey de ney?
- Hani var ya bak şurasında bişi
- Hımm!

Gel de anlat bakalım şimdi 4 yaşındaki bir kız çocuğuna, neden ve nasıl kız olarak dünyaya geldiğini, Berkcan gibi olmadığını....kromozom demeye annenin dili dönmüyor ki 4 yaşındaki çocuğuna anlatsın.

Hasbel kader “kız” ya da “oğlan” olarak dünyaya geldik. Birileri kulağımıza ismimizi fısıldadı, “sen ayşesin, sen alisin”. Babamız, doğdumuz yerin kütüğüne bu kulağımıza fısıldanan ismi kaydettirdi, devlete “kimliğimizi” onaylattırdı. Eskiden nüfus cüzdanları tek tipti, sonradan pembe, mavi diye renklendik. Okuma yazma öğrenince gördük ki dinimiz İslam, doğduğumuz yer şurası, medeni halimiz bekar. Ergenlik dönemi sonrasında “kadın” ya da “erkek” olduk. Okullara gittik, “hımm kızım sen nerelisin bakimm?” diye sordu öğretmenimiz. Üniversitede sağcı, solcu olduk, evlendik anne, baba olduk. Bu memlekette bizimle aynı kimlikte olmayanların, “bizim gibi” olmayanların da varlıklarını öğrendik, kürt, laz, alevi, boşnak, ermeni, rum, ateist, gay, lezbiyen, doktor, mühendis, memur, işçi, köylü, kentli v.s, v.s…

Gördük ki “insan” nesnesinin yanında hep bir kimlik, hep bir sıfat var, “onlar” söylemiş, biz “o” olmuşuz. Ya da bize “buyurulan” kadar “insan” olmuşuz. Kendimizi tanımlamaktan, kendimiz olamamışız, bir çerçevenin içindeki bir resim gibi bu hayatta asılı kalmışız, “resmi yapan aile, duvara asan devlet, seyreden ve yorumlayan da çevremizdekiler”…

İçimiz, dışımız, duygularımız, düşüncelerimiz, hayallerimiz önemini yitirmiş, doğumdan ölüme kadar kim olduğumuz, nasıl yaşayacağımız kurgulanmış, öldükten sonra dahi rahat bırakmamışlar, adımızın yanına “rahmetli” kimliğini takmışlar. Tanımımızla, önümüze eklenen kimliklerle “bir şeyiz” biz, yoksa bir “hiçiz”. Tanımımız kadar saygı görebilir, kimliklerimize göre hak veya hukuk sahibi olabiliriz.

Benim profil tanıtımım da yazar, “önce insan sonra da insan…felsefem budur” diye…ama inanın artık şu “insan” nesnesi öyle bir hale geldi ki, “insan” olan da olmayan da kullanıyor ve tüm değerini yitiriyor…sakız gibi ağızlarda, içi dolu mu boş mu, iyice anlamsızlaştı.

Çünkü bu memleketde insanın adı yoktur…niyet öyle gibi görünse de hiçbir şey sadece “insan” kimliğiniz için yapılmaz. Onun için de her şey eğritidir. Ekonominiz de, siyasetiniz de, siyasetçiniz de , yasalar da, devletiniz de, demokrasiniz de…bu memleketde “sadece insan” için hiçbir karar alındığı ve uygulandığı görülmemiştir…öyle söylerler, atarlar, tutarlar ama önce insan anlayışı ile değil. Bu anlayışı her kesimde, her kademede, sosyal yaşamın her noktasında farkedebilirsiniz.

Kimliklerimiz nedeniyle, tüm yaşantımız ipotek altına altına alınmıştır. Özgürce düşünemez, hareket edemezsiniz. Hemen çevrenizi toplum gardiyanları sarar. Sadece kimliklerinize atıfta bulunarak yargılarlar, cezanızı keserler…çünkü siz, karşınızdaki için kimliklerinizle bir “şey” sinizdir ve bu tanımız karşınızdakine ters ise anında yok sayılırsınız. Şu meşhur “ötekileştirme” kavramı da bu şekilde oluşmuyor mu? Sizi sadece insan olarak algılayamayanlar için, hemen “öteki” siniz.

Kalıplara sokulan, tanımların ve kimliklerin arasına sıkıştırılan insanla varılan nokta işte günümüzdeki Türkiye toplumudur… ayrışmış, yabancılaşmış, hoş görüsüz, ön yargılı ve bir diğerine düşman.

Geçenlerde, iş yerinde patron bana soruyor, “siz kartvizit istememişsiniz, neden?"

- Tek kimliğim vicdanım, kartvizitim de beynim...

Anlayacağınız kimliksizim...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kimlik ve kişilik meselesini insanlarımızın iyi anlaması lazım. Sosyal kimliğimizin (kadın-erkek, Türk-Kürt, Avrupalı-Afrikalı, sarışın-esmer vs.) gibi biyolojik kökenli özellikleri bizim elimizde olmayacak şekilde gelişiyor. Ama kişiliğimizi oluşturan (bilgili verimli faydalı bir insan olma) özelliğimiz, tamamen bize bağlı. Bu konularda kendimizi geliştirdiğimiz zaman ortaya çok farklı bir insan çıkıyor. Bütün toplumu, hatta bütün insanlığı yönlendiren işte bu kişilikli insanlardır. Teknolojik gelişmemize, sosyal hayatımızın renklenmesine katkıda bulunmuş insanların kimlikleriyle hiç uğraşıyor muyuz? Hatta hiç katkımız olmadığı halde (bu kişiler eğer tesadüfen bizim mensup olduğumuz kitleyle bağlantılıysa) onlarla övünç duyuyoruz. Daha ayrıntılı kimlik arayışlarına ve kavgalarına girmek yerine, özgür bir ortamda, insan gibi yaşamanın erdemlerini anlamaya ve anlatmaya çalışmalıyız. Şikâyet etmek yerine hem kendi çapımızda hem de bizi yönetenlerle bunun mücadelesini yapmalıyız. Slm sygl

Ahmet YILMAZ 
 26.07.2010 15:12
Cevap :
Kimlik ve kişilik farklı kavramlar, ancak ve ne yazık ki kimliğini kişilik özelliği yaparak bir diğeri üzerinde tahakküm kurmaya kadar götürenler olabiliyor...sonuçta gözünden ateş saçan ve bir diğerine tahammülsüz bir toplum, kimlik ve de kişilik çatışmaları içinde ne yöne gittiğinin farkına bile varamıyor...teşekkürler, sevgiyle  27.07.2010 15:53
 

Berancım eline sağlık, çok iyi yazmışsın. Tam da benim düşündüklerim, yazmaya vakit bulamadıklarımı her yönüyle ifade etmişsin. Gerçekten hem toplum hem devlet aygıtı insanları "adlandırırken" "kim olduklarını bildirirken" eylemlerini ve özgür iradelerini kısıtlar. İnsan yalnızca kendisine hem bedenen hem de ruhen kendisine bildirebilir kim olduğunu. kimlik zaten "öteki" tanımını da beraberinde getirir. başkalarının verdiği kimlikleri reddetmek ve kendi adına kendi kimlik tanımlarını yapmaksa gerçek anlamda özgür bir birey olmanın ilk koşulu gibi. sevgiler.

Başak ALTIN 
 22.07.2010 16:21
Cevap :
Teşekkür ederim Başak, "minimal devlet" bireylerin kimliği ile uğraşmaz, insanca yaşam standartı için uğraşır, hepsi bu...ama biz de devlet her zaman bireylerin üstündedir, biat edilmek üzere kurgulanmıştır, hal böyle olunca bireyin kimliği ön plana çıkar...kimliğe göre şekil vermek kolaydır zira, sonra da dayatırsın ne istersen!!...seviler  22.07.2010 16:55
 

Bu kapitalist düzen insanlarımız zaman için de mutasyona uğratmış, bizleri tavuklaştırmışlar., Şimdiler de birileri hala israrla önümüze yemi atıp arkamızdan yumurtalarımızı çalıyorlar. Ve biz halaaaa…ZzZzZzZz.. Saygılar..

Ucurtmalar 
 21.07.2010 13:25
Cevap :
bari sen uyuma:)..sevgiler  21.07.2010 17:39
 

Beyin de bizim değil, biz de biz değiliz aslında... Bizi biz yaptığını zannettğimiz ögeler de kendileri değillerdi... Dipsiz bir kuyuda yol alırken insanoğlu ego çukuruna düştü ve ne olduysa ondan sonra oldu...Ne yazık ki toplumlar -kültürler-beyinlere yeni kalıplar eklemeye devam ediyor... Sıyrılabilmek, kalıpları yok sayabilmek için çok zeki olmak gerekiyor... Esenlikler dileğimle...

Erdoğan Şahin 
 19.07.2010 23:49
Cevap :
Bence derin değil...kimliklere bürünen ve kimliklere takılı yaşayanların, bir diğer kimliği kabullenebilmesi zor oluyor ya da tamamen red ediyor...hem bireyi hem de toplumu içinden çıkılmaz hale getiriyor...insanoğlu zaten "ego" larının toplamıdır, bir de kimlik peşine düştüğünde gözlerinden ateş fışkıran canavar insanlar haline dönüşüyorlar...kalıpları yok saymak kolay değil ancak vicdanı ön plana alabilirsek, sanırım büyükçe br adım atmış olurz...teşekkürler  20.07.2010 14:41
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 485
Toplam yorum
: 2871
Toplam mesaj
: 123
Ort. okunma sayısı
: 2242
Kayıt tarihi
: 10.07.08
 
 

bir ters, bir düz ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster