Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ağustos '10

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
1125
 

Birinci Cihan Harbini nasıl idare ettik/Kâzım Karabekir

Birinci Cihan Harbini nasıl idare ettik/Kâzım Karabekir
 

Şark Cephesi Komutanı Kâzım Karabekir Paşa'nın Eseri


Karabekir Paşa’nın adını yazıp internette tıkladığınızda onun hayat hikayesi ile ilgili birçok doküman bulabilirsiniz. O nedenle ben bu konuya değinmeyeceğim. Atatürk ile olan anlaşmazlıkları da bazılarının abarttığı kadar önemli bir konu değil. Çünkü ikisi de askeri birer deha olan bu kahramanlarımızın birbirlerinden farklı düşüncelerinin bulunması gayet doğaldır. Her konuda aynı düşünselerdi iki ayrı insan olamazlardı.

**

Benim üzerinde durmak istediğim konu Emre Yayınları’ndan 1994 yılında yayınlanmış olan Kâzım Karabekir’in “Birinci Cihan Harbini Nasıl İdare Ettik” isimli eserinin üçüncü cildidir. Bu eserin başlangıç kısmında Karabekir Paşa şunları söylüyor:

<ı>“Cihan Harbi hakkındaki eserimin üçüncü cildinde tafsilatıyla görüleceği veçhile, Kuvve-i Seferiye Kumandanlığıyla İstanbul'dan ayrıldıktan sonra kuvve-i seferiyemi "Halep"te toplamıştım. Bağdat üzerinden İran'a hareket edeceğim sırada, Sarıkamış felâketi dolayısıyla üçüncü ordu emrine verildim. Fakat bu aralık Irak ve Havalisi Kumandanı Süleyman Askeri Bey yaralanmış olduğundan "Kumandayı almak üzere Bağdat'a hareket" emrini aldım ve bu suretle kuvve-i seferiyemden ayrılmış oldum. Posta arabasıyla ve geceli gündüzlü devam eden seri bir yolculukla Bağdat'a yetiştim. Ancak o emirden vazgeçilmiş! Yani bir emirle İstanbul'a çağrıldım; (Kartal-Pendik-Yakacık) mıntıkasında bulunan ve karargâhı Kartal'da olan ondördüncü fırkanın kumandanlığına tayin olundum. Marmara ile - Şile civarında - Karadeniz sahillerinin tahkimi işini bitirdikten ve birkaç manevra da yaptıktan sonra kolordumuzla Uzunköprü üzerinden Çanakkale cephesine sevkolunduk. Cevizdere'de Fransız'lara karşı fırkamla üç buçuk ay müdafaada bulundum. Buradan İstanbul'daki Birinci Ordu Erkânı harbiye reisliğine alındım; az sonra Galiçya'ya gidecek ordunun erkânı harbiye reisliğine tayin olundum. Fakat - o sefer hakkındaki nokta-i nazarım dolayısıyla - bundan vazgeçildi; Irak'taki altıncı ordu kumandanlığına tayin olunan müşir Fon Dergolç (Von der Goltz)'ün Erkân-ı harbiye reisi olarak Irak'a gönderildim. Fon Dergolç'ün vefatından sonra ve Kut el-Ama-ra'nın sükutundan az önce orası muhasara vazifesi de üzerinde bulunduğu onsekizinci kolordu kumandanlığına tayin olundum. Bir buçuk yıl kadar Irak cephesindeki vazifelerimi yaptıktan sonra İstanbul'da yeni bir vazifeye tayin olunmak üzere merkezden istenildim. Ancak İstanbul'a giderken Adana'dan geri çevrilerek Diyarbekir'deki ikinci ordunun, merkezi Lice'de bulunan ikinci kolordu kumandanlığına naklolundum. Bir yıla yakın (Van gölü - Muş - Çapakçur) cephesinde bulundum. Rus ordularının Bolşeviklik darbesiyle sarsılması üzerine Kafkas cephesinin sağ cenahında bulunan ikinci kolordu kumandanlığından Erzincan karşısındaki birinci Kafkas kolordu kumandanlığına geçirildim. İşte "Erzincan ve Erzurum'un Kurtuluşu" başlıklı eserime mevzu teşkil eden hadiseler, bu noktadan başlar.<ı>
<ı>
Cihan Harbinde uhdeme verilen vazifeler; beni muhasım bulunduğumuz üç büyük devlet ordularıyla çarpıştırmış oldu: Çanakkale'de Fransız'larla, Irak'ta İngiliz'lerle, Kafkas cephesinde de Rus'larla karşı karşıya bulundum. Yine aynı harp içinde aldığım vazifeler dolayısıyla pek uzun mesafeler de katettim. “

Daha sonra eserin birinci bölümünde görev yeri olan Doğu cephesine gitmek için tam bir ay süren zorlu yolculuğunu anlatıyor. Zorlu, çünkü her taraf karla kaplı ve kimi zaman at sırtında çoğu zaman da yürüyerek gerçekleştirilen bir yolculuk. Yolculuk sırasında geçtiği yerlerdeki tespitleri de oldukça ilginç bilgilerle dolu. O yörelerde üretilen madenlerden tutun da sokakların temizliğine varıncaya kadar her konu ile ilgileniyor, sorunların çözülmesi için emirler veriyor. Kitabın birinci bölümü Erzincan’ın kurtuluşu ile bitiyor.

**

İkinci bölüm, Erzurum’un kurtuluşunu anlatıyor. Erzurum’u kurtarmaya çalışırken sadece düşmanla değil aynı zamanda dirayetsiz bazı komutanlarla da uğraşmak zorunda kalıyor. Risk almasını bilen bir komutan olduğu için inisiyatif kullanıyor, daha doğrusu işini, hatta hayatını tehlikeye atarak Erzurum’u kurtarıyor.

Bu eserde, Türk askerinin ve milletinin 1917-18’li yıllardaki imkanları daha doğrusu imkansızlıkları, ordunun nasıl beslenmeye çalışıldığı, Ermeniler’in yaptıkları sade ve gerçekçi bir dille anlatılıyor. Paşa’nın bu eserinde kendini öven bir tek satıra rastlayamıyorsunuz. Zaferlerin tek sahibi olarak Türk askerini ve milletini gösteriyor.

**

Günümüzde Ermeni meselesi, bir çok platformda tartışılan bir konu oldu. Ermenilerle en çok mücadele eden, onları çok iyi tanıyan bu komutan onlar hakkında, bu kitabın en sonunda şöyle bir tespitte bulunuyor:

<ı>“Ermeniler kendilerinin de orta Asya’dan gelmiş Turan neslinden olduklarını isbata çalıştıkları gibi bir zamanlar İslâm olarak da kaynaşmış olduklarını hatırlıyorlar. Bunun için vatandaşımız olan Ermeniler de politikacıların şu ve bu tesirlerine kapılmamağa ve Ermeni milletini Türk camiası içinde kaynaştırmağa büyük bir samimiyetle uğraşmaktadırlar.”

Karabekir Paşam, BU MİLLET SANA MİNNETTARDIR...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1062
Toplam yorum
: 216
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 803
Kayıt tarihi
: 30.07.10
 
 

Uzun yıllar çeşitli sitelerde Oruç Yıldırım adı ile yazı yazdım. Dört tane romanım ve çokca da de..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster