Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Temmuz '08

 
Kategori
Aşk - Evlilik
Okunma Sayısı
13903
 

Birini kaybetmek istiyorsanız çok sevin

Birini kaybetmek istiyorsanız çok sevin
 

Eğer birini kaybetmek istiyorsanız çok sevin. O kadar çok sevin ki O'nsuz bir hayat olmayacağını içinizde hissedin. Uyuduğunuzda rüyanızda görün, uyanık olduğunuzda O'nu düşümeden edemeyin. Aldığınız nefes O olsun ve hatta yediğiniz yemek ve hatta içtiğiniz su O olsun. O'nun için canınızı bile düşünmeden feda edebileceğinizi hissedin. Farkındaysanız hissettirin demiyorum hissedin diyorum. Çünkü hissetmeniz yeterli, siz hissettiğiniz an karşı tarafa da otomatik olarak hissettirmiş olursunuz. Bir insanı herşeyinizmiş gibi sevmek pek alışılagelmiş değil değil mi? Bir anormallik olmalı bunda.

Böyle bir sevgiyi kim istemez? Sizi böyle seven biri olduğunu düşünseniz ne yaparsınız?Farz edelim ki böyle sevgiler var, ki var hakkikaten daha baştan kaybetmişsiniz demektir. Çünkü ya sömürülür tüketilirsiniz.O muhteşem akıl almaz sevginizden geriye hiç bir şey kalmaz.Sonuna kadar tüketilir biter ve o sevgi bitince de verecek hiç bir şeyiniz kalmadığı içi karşı taraf gider.Ya da daha baştan böyle bir sevgi karşı tarafı korkutur O yine kaçar. Her iki halde de kaybeden siz olursunuz.

Herşeyi sunmak istersiniz. Sevginizi, kendinizi, olanaklarınızı, hayatınızı, kalbinizi. O'nun için O'nu memnun edecek her şeyi yapmak istersiniz.Kendinizi bırakır o olursunuz, yeri gelir O'nun acılarıyla sıkıntılarıyla harab olursunuz, O'na çözüm üreteceğim diye kahrolursunuz ve dışarıdan birileri sizi gözlemler , halinzi fark ettirmeye çalışırlar , çünkü sizi sever iyiliğinizi isterler ve onlar sizin "akıl hocalarınız" sıfatını alırlar.Ellerinden de bir şey gelmez ya, sizi uyarmaktan başka ama siz uyarılmazsınız, onlar da tükenişinizi gözlemleyip durudular, O'nda kayboluşunuzu gözlemlerler sadece.Oysaki kabahat karşınızdakinin değilidir. O hiç birşey yapmamıştır ki, verdiğinizi almıştır sadece.Ama sürekli vermek tüketir.Bunu herkes bilir, siz de tükenir yok olursunuz, O'na ihtiyaç hissedersiniz bazen,ama o en çok ihtiyacınız olduğu zamanda, O'ndan size vereceği en fazla bir saati talep ederken, sadece başınızı koyabileceğiniz,ağlayabileceğiniz bir omuz isterken, acımasızca ezildiğinizi ve reddedildiğinizi görürüsünüz .Çünkü o ne yaparsa yapsın ne derse desin sizin kabulunuzdür. Sizin her zaman, koşulsuz kayıtsız ve şartsız, orada O'nu beklediğinizi bilir.O sadece enerjiye ihtiyacı olduğunda ve dışarıdan beslenilme gereksinimi olduğunda yanınızdadır.Hayır demesini bilmediğinizi düşünür.

Artık O'na verebilecek hiç bir şeyiniz kalmayana dek bu oyun sürer gider.İçinizde son kalan en güzel şeyleri son kırıntısına kadar hoyratça tükettirirsiniz severek,isteyerek,içtenlikle.Sonra bir de bakarsınız ki rezervler sıfırlanmış ve artık hiçkimseye verebilecek hiçbirşeyiniz kalmamış.O da almış başını gitmiş.

Derken bir gün geri gelir ve sizi ister. Sizdeki o kendinizi feda ederek sunduğunuz her şeye susamış, acıkmış halde gelir. En çok istediğinizdir bu, ama artık sizin hiç kimseye verecek hiç bir şeyiniz kalmadığı için, çirkinleşmişsinizdir.Yokluğunda biriktirdiğiniz öfkeleri kusmaya başlarsınız.İntikam almak istersiniz. Rahatlayacaksınız sanırsınız ama rahatlatmaz hiç bir şey sizi. Çünkü o siz değilsinizdir.O gözü dönmüş canavar kimliğine bürünmüş, ağzından çıkanı kulağı duymayan vahşi , saldırgan iğrenç yaratık siz olamazsınız.Siz artık tamamiyle yok olmuş bambaşka bir kimliğe bürünmüşsünüzdür.

Tıpkı gül ile bülbül hikayesi gibi Bülbül Gül'e aşık olur. Gül gül olduğunu bilmez kendini sıradan bir ot sanır. Alır Bülbülü bir dert aşkımı nasıl anlatacağım diye!!! Konar gülün dalına başlar ötmeye. Kendini o kadar kaptırır ki derdini dökmeye, gülün dikenlerinin yüregine battığını hissedemez bile, o gece gündüz güle olan aşkını anlatmak için şarkısını söyler, gülün dikeni yüreğine battıkça o daha da coşar, daha da içlenir şarkısını söylerken, gülün dikeninin farkında bile değildir.Bülbül şarkısını söyler, gülün dikeni batar bülbülün yüreğine, bülbül kanar güle rengini verir, gül bülbülün kanından aldığı renkle daha bir güzel daha bir alımlı olur, bülbülün yüreciği dayanmaz bu kanamaya bülbül ölür. Hikayede burada biter aslında.

Yoldan geçen hoyrat bir el bülbülün kanı ile kıpkırmızı olmuş güzelliğinin doruklarına gelmiş gülü koparır. Alır evine götürür. Kristal bir vazoya koyar. Gül artık gül olduğununn farkındadır."Layığımı buldum bak kristal bir vazonun içindeyim!!Çünküben çiçeklerin en ihtişamlısı en güzeliyim, çünküben Gül'üm" diye düşünür. O gül o vazoda ne kadar yaşayabilir ki, toprağı ve bülbülü olmadan? O gülü gül yapanın bülbül olduğunu bile unutur hatta.

Güller, kendilerini gül yapanların bülbüller olduğunun belki farkına varır, belki de varmaz. Bülbüller gibi sevenler ise kaybetmeye mahkumdur.!!!!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bülbül ya da gül olsak anlarımda Allah biz insanlara akıl vermiş kullanalım diye. Aşk ise akılı yok eden bir büyü gibi, onedenle incitmeden ya da incitmeden sevmek çok zor.

balımen 
 31.07.2008 14:47
Cevap :
aşkın olduğu yerde başka hiç bir şey yoktur maalesef ya da ne kadar muhteşem insanların kendilerini, hayatlarını , önceliklerini unutası aşklar yaşaması bence deneyilerim en güzeli imaknsızlığı keşfediyorsunuz,tanrıyı keşfediyorsunuz, çaresizliği keşfediyorsunuz varsın aklınız gitsin yerinden akıl her daim işimize yarayan bir şey mi sanki?:)sevgiyle kalın  31.07.2008 20:52
 

Tebrikler. Çok güzel bir yazı. Ancak aşkta canı yanan herkes bu hikayedeki Bülbülü kendisi sanacak. Oysa kim bülbüldür, kim güldür? Kim bilebilir?

Erkan BAL 
 25.07.2008 23:08
Cevap :
Selamlar, kanımca her iki taraf ta biraz gül,biraz bülbüldür ama ikisi de ne gül olduğunu ne de bülbül olduğunu bilir?sevdikleriniz ve sevildkleriniz eksik olmasın.:)  28.07.2008 0:47
 

FaRkındalık anlamında çok başarılı bir yazIydı tebrik ederim. ilişkilerde "alma-verme" dengesini sağlamış ve bunu istikrarı şekilde koruyarak yürüten kişilerin mutlu olduğunu görüyorum. Söz konusu aşk dahi olsa, karşı tarafa boca edildiğinde bir taraf alan diğeri ise veren oluyor. Oysa bu durum nihayetinde ne verene nede sürekli alana tatmin ve mutluluk getirmiyor. Sevgi-düşünce- eylem" üç basamaklı bir süreç. Sevg hissedilip aksyona geçmek yerine aradaki düşünce basamağında kime, neden ne kadar ve ne zaman? soruarını sorduğumuzda eminimki her şey daha tatmin edici olacaktır. Sevgi ve ışıkla, Ayna

Ayna 
 24.07.2008 14:33
Cevap :
evet haklısınız! anladığım kadarı ile de spritüel olaylarla da ilgilisiniz evrimlere göre deneyimlerin yaşandığını baz alırsak, bazılarmızın evrimi dersler alınıncaya kadar böyle olsa gerek :), hele ki dünyasala daha yakın ruhlarsak, bu arada ms2150 benim de en sevdiğim romanlardan biridir ;) aynı sevgi ve aynı ışığı ben de sizin için diliyorum.sonsuza dek :D  24.07.2008 21:44
 

çok güzel. Olduğu gibi... Kim istemez çok sevilmeyi, hele yaşanılan aşk ise... Kaybetmek için "çok sevmek" değil de kaybetme korkusu ve bencillik bitirir aslında. Bizler de aslında ne kadar sevsek de sevilsek de öyle olduğumuz gibiyiz. Çok veren de (Bülbül) biziz, almayı seven de(gül).

serifsoner 
 23.07.2008 11:40
Cevap :
ister bencil olun, ister olmayın gidene dur diyemiyorsunuz gitmek isteyen dönüp arkasını gidiyor.ve herles kendini bülbül sanıyor ne yazık ki :)  23.07.2008 13:21
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 167
Toplam yorum
: 320
Toplam mesaj
: 57
Ort. okunma sayısı
: 1820
Kayıt tarihi
: 20.04.07
 
 

01/06/1967 Rize/fındıklı doğumlu olmama rağmen doğum yerimi hiç görmedim. Türkiye'nin hemen her ilin..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster