Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Şubat '17

     
    Kategori
    Eğitim
    Okunma Sayısı
    60
     

    Birisi ne yaptığımızı söylesin

    Birisi ne yaptığımızı söylesin
     

    Yazıma böyle bir başlık ismini koyarken aslında çok fazla düşünmedim. Yaklaşık 10 yıldır eğitim öğretiminin bir kenarında, bir baltaya sap olmaya çalışıyorum. Her eğitim öğretim yılının başı veya sonunda ne yaptığımızı, nasıl yaptığımızı anlam veremez olduğum anlarım çok olmuştur. Bu duygu sadece bende değil, tüm arkadaşlarımın zihinlerinde öyle veya böyle yer edinir. Her zaman önümüze bir Finlandiya bilmem bir Sri Lanka örneğinin getirilerek o ülkelerin eğitim sistemlerinin ne kadar başarılı olduğundan bahsedilir. Yine aynı şekilde bu ve benzeri ülkelere her yıl eğitimciler giderek, araştırma incelemelerde bulunarak çalışmalar yaparlar. Yok, bilmem “Finlandiya’da öğrencilere ev ödevleri verilmiyor.” Gibi sözleri de çokça duymuşuzdur. Aslında anlatmaya çalıştığım temel mesele bu değil tabi. Bu ülkelerin başarılı olmalarının temelinde kendi eğitim sistemlerinin tam anlamıyla kendilerine ait olmasından kaynaklanıyor. Bizde de yok mu diyeceksiniz. Bizde var ama bize ait değil, aynı zamanda hiçbir ülkeye de ait değil! Bir ruhu yok. Nasıl bir sistem olduğunu bazen tanıyamıyoruz. Bir insanın karakteri bellidir, az çok her insan prensip sahibidir. Hayatta bağlı kaldığı ilkeleri vardır. Ancak bunlar eğitim sistemimizde yok. Bakıyorsunuz olmazsa olmazlarımızdan olan ilkemizden taviz veriyoruz. Birkaç yıl gittiğimiz yoldan geri dönmeye başlıyoruz. Getirilen bir yenilik çok övülüyor ancak yine çok geçmeden vazgeçiyoruz. Sınav sistemlerinden hiç bahsetmeyeceğim. İnanın o kadar sınav sistemlerini değiştirdik ki isimlerinin hepsini burada yazmayacağım, fazlalık yapar!

    Türkiye’de aslında bazı dönemlerde çok iyi sistemler uygulanmaya çalışıldı. Hem bunlar da bizim ruhumuza çok uygundu. En basitinden Köy Enstitüleri tam anlamıyla Anadolu’dur diye biliriz. Her ne kadar bazıları bunun bir Alman veya John Dewey’in “yaparak yaşayarak öğrenme” eğitim anlayışının bir ürünü olduğunu söyleseler de aslında bizimdi. Çünkü sadece bu topraklarda başarılı olabilecek bir sistemdi nitekim başarılı da oldu. Köy enstitülerinin bir ruhu vardı. Bu ruhun bir karakteri bu karakterin taviz veremeyeceği ilkeleri vardı. Anadolu’nun hangi yerinden olursa olsun her öğrencinin kendisini bulduğu, itiraz etmediği, bir eğitim sistemiydi. Ancak uzun soluklu olamadı. Neden kaldırıldığından da hiç bahsetmeyeceğim, bilimsellikle uzaktan yakından alakasız gerekçeler ileri sürerek vazgeçtiler. Bizim aslında yapmamız gereken şey Köy Enstitülerini devam ettirip, bu modeli zamana ayak uydurmaya çalıştırmaktı. Tıpkı bir bilgisayarın işletim sistemi gibi.

    Şu anki eğitim sisteminin amacı tam olarak ne bilmiyoruz.

    Başarılı bir öğrenci mi yetiştirmek,

    İyi bir insan mı yetiştirmek,

    Öğrencilerimizi iyi bir üniversiteye mi yerleştirmek,

    Yoksa devletine, milletine bağlı birisini mi yetiştirmek?

    Bireyin kendisini keşfetmesini mi sağlamak?

    Yoksa hepsi mi?

    Evet, hepsini birden istiyoruz sanki. Bundan dolayı da hepsi de olmuyor.

    Eğitimin bir meta olarak görüldüğü ve kabul gördüğü bir zamanda yaşıyoruz. Değerlerin de yozlaştığını, değiştiğini biliyoruz. Bu çerçeveden bakacak olursak ancak bize, bizden olan bir eğitim sisteminin iyi geleceğini kabul etmeliyiz. Karakteriyle ruhuyla bize ait olmalı, biz olmalıyız.

     

    Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

     
    Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
    Toplam blog
    : 1
    Toplam yorum
    : 0
    Toplam mesaj
    : 0
    Ort. okunma sayısı
    : 60
    Kayıt tarihi
    : 24.02.17
     
     

    Eğitim ve Satranç sporu ..

     
     
    Yazarı paylaş
    • Tümünü göster