Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Temmuz '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
404
 

Birkaç duvar konuştu

Derin bir sessizliğin perdeleri ardında ses verir gibiydi Madımak otelinin duvarları. Ve maalesef şimdilik duyuluyordu bu ses. Ya yıllar sonra… Ya sesi duyanlar da göçüp gittiklerinde…

"Bu seslerle tek başımıza kalacağız" diye ses veriyordu duvarların ortak sesi.

"Biz bu utancın en yakın görgü tanıklarıyız, yaşadıklarımızı anlatmaya ne gücümüz var, ne de dilimiz. Sessizliğimize bakmayın siz, yıllardır susar gibi dururuz. Ama seslidir bizim sessizliğimiz…" diye devam ettiler, kendi aralarında.

"Öyle değil mi?" diye sordu bir duvar, karşı duvara…

"Evet, tak etti canımıza yılda bir kere hatırlanmak. Ve sözcükler durmaz oldu artık dilimizde. Duymuşluklarımızı, görmüşlüklerimizi yansıtamamak, arda kalanlara iz bırakamamak ve unutulup gidivermek, kebap yemeye gelenlerin et kokuları arasında. Oysa hala çeperlerimizdedir ona benzer kokular…" diye cevap verdi o da.

Sessizce söz aldı ve hala o günü yaşar gibiydi, bir başka duvar:

"Çığlıklar ve dışarıdan gelen insanlık dışı duyduklarımız hala kulaklarımızdadır…" diyerek, o günü hala yaşadığı belliydi…

Ve devam etti unutamadığı sözleri tekrarlayarak:

"Hazineden geçinen bir yerel yöneticinin: "Gazanız mübarek olsun..." Ve ilk kibriti çalanın: "Allah’ım senin ateşin bu…", bir itfaiye erinin Aziz Nesini gördüğünde: "Esas öldürülecek domuz bu" diyen haykırışı hala çeperlerimizde kazınmamacasına duruyor…" diye.

Madımak otelinin duvarları biraz sitemkâr gibiydi yıllar önce yaşanmışlıkları unutmaya yatkın kişiler karşısında.

Belki de haklıydılar.

Öyle ya zaman onların zamanıydı. Ve onların zamanına uymak gerekiyordu.

Sesleri çıkmasa da, mevcut zamana uyulmaması gerektiğini görebilenler de vardı bu coğrafyada. Çıkar amaçlı hiç bir düşüncenin sütünü emmeden…

Uğur kaynarın bir ehliyet, bir paket Bafra, kibrit, eşine hediye aldığı işlemeli cüzdan ve son şiirini karaladığı kâğıt peçete ve peçetenin üzerine yazdığı son şiiri: "Öldüğümde/Doğduğum yere gidiyorum/Yıllarca süren bir hasret ve bilinmezliği/ İşte böyle yeniyorum…" Ve Metin Altıok’un: "Üzülme Altık Metin/Hüzünlerle geçen tarazlanmış ömrüne…/Sen yoğun sis içinde duyulan/Uzak çandın bir zaman…" dizeleri hala çeperlerindeydi.

Duvarlar baktı, baktı, baktı da; bu olayı kendine dert etmeyen köşe kadılarına şu satırları da fısıldadı…

Yaşadıklarımızı anlatmaya ne gücümüz var ne de dilimiz

Ama yıllardır susar gibiyiz

Susmayız duymazlar için

Konuşur dururuz kendimiz

Bizler bir duvarız kendimizce

Sağımız solumuz duvar kendince

Canlar yanarken ölmeyiz

Can oluruz yandıkça ateş üstünde bile

VE NEDEN BÖYLE BİR DÜZEN DİYE…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 31
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 523
Kayıt tarihi
: 01.05.09
 
 

29.05.1949 Uşak doğumluyum. Lise dahil eğitimimi uşakta tamamladım. Yıldız üniversitesi inşaat bölüm..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster