Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Temmuz '06

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
5649
 

Birşeyler Yapmak Lazım

Birşeyler Yapmak Lazım
 

Planetaryum mu? Uzak gezegenlere kaçasım var...


İstisnasız tanıdığım herkes, hayatının ne kadar da monoton olduğundan, aman da mutlaka bir değişiklik gerektiğinden, evlilikten, bekârlıktan, işinden, işsizlikten, yazdan, kıştan, farenin kılından, Mestan'ın tüyünden, ondan, bundan, sürekli şikâyet eder. Ben de öyleyim, ne yalan söyleyeyim. Türk'üm, doğruyum, şikâyet ederim. Milli sporumuzdur şikâyet bizim. Hiçbir şeyi değiştiremeyeceğimize gönülden inanırız, kaldı ki aksi çok uğraştırır adamı, biz sevmeyiz uğraşmayı. Onun yerine şikâyet ederiz, kolaydır, hem sosyalleşir insan. Herhangi birşeyden yüksek sesle şikâyet etmeye bir başlayın, on dakika geçmeden etrafınızda aynı dertten muzdarip en az beş kişi toplanır, önce başlarını aşağı yukarı düşünceli düşünceli sallayıp onaylar, sonra "Doğru valla" derler, "Birşeyler yapmak lazım".

O "birşeyler"i yıllarca yapamadım ben. Çalışıyordum, komşu teyzelere "Tüh tüh maaşallah, Allah bozmasın" dedirten bir işim vardı. İşimi sevmiyordum ama ay başında ev sahibine "Kusura bakma, sevmiyordum işimi, istifa ettim, yeni ufuklara yelken açıyorum" diyemeyeceğim için gidip geliyordum herkes gibi. Kafa dengi arkadaşlarım da vardı, harala gürele, kakara kikiri derken akşamın nasıl olduğunu bile anlamıyorduk çoğu zaman. Gel zaman, git zaman, insanlar dört bir yana dağıldılar, çalışma şartları ağırlaştı, yaşam şartları ağırlaştı, maaş yetmez, kalan arkadaşlar gülmez oldu. Birkaç kez değiştirmek istedim ama neme lazımdı, ülkenin içinde bulunduğu bitmez tükenmez ekonomik kriz ortamında sapasağlam iş değiştirilir miydi? Korktum, olmadı.

Her günüm ana hatlarıyla bir öncekinin aynıydı. Her sabah aynı saatte uyanıp, aynı sıra ile yıkanıp, kahvaltı edip, giyinip evden çıkıyor ve aynı saatte aynı noktadan servise biniyordum. İş yerim İstanbul dışında olduğu için her gün ortalama iki, iki buçuk saatim yolda geçiyordu. Hafta arasında evden işe, işten eve gidip geliyordum, zira akşam eve vardıktan sonra değil tekrar dışarı çıkmak, devrildiğim kanepeden kalkıp mutfağa gitmek bile zor geliyordu. Dile kolay, tam sekiz sene... Kalk, servise bin, masana otur, kahve molası saat on buçukta, çalış, öğlen yemeği ye, çalış, fırsat bulursan bir kahve daha iç, baktın olmadı hiç kıpırdama ki akşam altıda çıkma şansın olsun, yaşasın saat altıya çeyrek var, paydos, servise bin, uyu ama horlama, arkadaşlar gürültünden uyuyamıyor, servisten in, eve git, bir duş yap, yemek ye, televizyona bak, yat.

Şikâyet etmiyor muydum? Hem de nasıl. Kalan üç dört arkadaşımla hep aynı şeylerden konuşup, karşılıklı birbirimizi boğuyorduk. Bazen şu ya da bu ofisten birinin yeni bir iş bulduğu ve istifa ettiği haberi gelirdi. Siz "Hayırlı olsun"ların ardında gizlenen hasedin resmini çizebilir misiniz? Biz dijital fotoğrafını çekip, renkli çıktısını almıştık çoktan. "Nasıl oluyor da oluyor?" "Biz niye yapamıyoruz?" Biri omuz silker, diğeri dudak bükerdi. Akabinde bir telefon çalar, biri birşey söyler, gidenin işi kalana yüklenir ve konu bir sonraki seferde kullanılmak üzere derin dondurucuya kaldırılırdı.

Hani gençtim, okumuştum, iş güç sahibiydim, ormanda on kaplan gücündeydim, tek basıp çift zıplıyordum ya? Sorun neredeydi peki? Suçlu kimdi?

Sorun bendeydi. "Hep aynı" diye sızlanan, ama birşeyler değişecek diye de ödü kopan bende. İş görüşmesinde "Takım oyuncusuyum, esneğim, bakın hatta geriye köprü bile kurabiliyorum" diye işkembeden sallayan, lakin saat altıya on kala eve gitmeye hazırlanırken aniden mesaiye kalmak icap ettiğinde, durumu olabilecek en gürültülü şekilde protesto eden bende. Madem esneksin otur çalış, değil mi? Homurdanma mümkünse. Ha, çok şikâyetçiysen, bak işte kapı, işte sapı... da o kapıdan çıkınca ne olacak? Ya iş bulamazsam? Ya bulduğum işi yine sevmezsem? Ya da iki ay sonra "Kusura bakma, çok iyi gidiyordu işler ama bizim patron sekreterle kaçtı, birkaç milyon dolar da nakit almışlar yanlarına, bizim maaşlar buhar olup uçtu" derlerse? Her zaman kendimce haklı bir bahanem vardı neticede.

"Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım?" Geçti işte. "Birşeyler yapmak lazım" diye diye geçti. Bana kalsa daha da aynı şekilde giderdi, nereye gidecekse artık. Benim birşey yapacağım yoktu çünkü. Müdahale dışarıdan geldi.

Uzun süredir beraber olduğum erkek arkadaşım, bundan yaklaşık dört sene kadar önce ilk defa evlenmekten bahsettiğinde hoşuma gitmedi dersem yalan olur. Böyle durumlarda ne yapılması gerektiğini öğreten olmadığı ve bendeniz çözümden çok soruna odaklı yaşadığım için, soruya soruyla karşılık verdim: "Nasıl?" O da benim gibi hilkattan romantik olduğundan, ortamın daha fazla bulanmasına izin vermedi, sorumun üzerinde fazla durmadı, velhasıl mesele öylece havada kaldı.

Niye doğrudan "Evet" deyip, ayılıp bayılmadığıma gelince... Filmlerde hep öyle yapar kadınlar, oldum olası sinirime dokunur. Bir kadın olarak hayattaki yegâne hedefiniz evlenmekmiş gibidir, küçük düşürücüdür, sevimsizdir. Bu sebepten değil tabii... Gerçekte, erkek arkadaşımla ayrı ülkelerde yaşıyor, ikimiz de çalıştığımız için tatillerde ve bazen uzun hafta sonlarında görüşüyorduk. Öyle kolay değildi evlenmek, bulaşık makinesiyle yatak odası takımının nereden alınacağından daha karmaşık sorunlarımız olacaktı. Kim, kimin ülkesine gidecek, orada nasıl iş bulacaktı? Arada geçecek sürede ne yenilip ne içilecekti? Üçüncü bir ülkeye gidilip, tarafsız sahada beraberce oyun kurulsa daha güzel olmaz mıydı? Vesaire vesaireydi, şimdi kim uğraşacaktı, bilahare konuşsaktı.

Öte yandan, birbirimizi az görmekten, dolayısıyla her görüştüğümüzde yeniden tanışmaktan da şikâyetçiydik tabii. Bir araya gelmek şarttı. Ne yapmak gerektiği konusunda hiçbir fikrimiz yoktu, aklımıza gelen cinlikleri uygulayacak ortamı bir türlü yaratamadık. Konuyu kapattık. Yıllar geçti.

"Eeeeh be, yetti bu aşkın ızdırabı" dediğimiz bir anda, evlilik meselesi yeniden gündeme geldi, bu sefer adım adım ilerlemeye karar verdik, önce evlenecek, kâğıt işini bitirecektik. Bu arada her ikimiz de birlikte yaşama ve çalışma seçeneklerini değerlendirecek, birşey çıktığında daha esnek davranabilecektik. Öyle de yaptık. "Yavaş yavaş, zaten acelemiz yok" derken altı ay geçti, medeni durumumuz haricinde hayatlarımızda değişen birşey olmadı.

Bir yerlerde birlikte çalışma ümitleri birer birer suya düşerken, büyük bir gazetede okuduğum bir köşe yazısı gündemimize bomba gibi düştü (ne demekse?). Benim acilen istifa etmem ve henüz ödeniyorken kıdem tazminatımı almam yönünde bir karar verdik. Güzel ülkemizde kadınların çalışması artık kocalarının iznine tabi olmamasına rağmen, evlilikten sonraki bir sene içinde "Eşim istemiyor, kodu mu oturtur" diye istifa eden hatun kişiye kıdem tazminatının ödenmesi söz konusuydu, ancak bahsettiğim köşe yazısında, bundan böyle bu tazminatın ödenmesi ya da ödenmemesinin işverenin insafına bırakıldığı yazıyordu. Benim kazandığımla İstanbul'da yaşayamayacağımız için, en mantıklı çözüm gibi görünüyordu benim istifa edip, onun yanına yerleşmem. Ha deyince bir iş bulamayacağım için de haliyle bu paraya ihtiyacımız olacaktı. İşimi sevmiyordum ama neticede işimdi, iyi de yapıyordum aslında. Öyle kolay olmadı bırakmak. Ayak sürüdüm bir süre. Sonunda bıraktım. Komik bir şekilde müdahale yine dışarıdan gelmiş oldu.

Artık yeni bir ülkedeyim. Soğuktan, manav tezgahlarındaki sarı domateslerle, azman hıyarlardan, insanların önyargılarından, kaldırımlardaki tonlarca köpek pisliğinden, barlardaki sigara dumanından, Türkçe konuşamayan Türklerden, ama en kötüsü işsizlikten şikâyetçiyim. Birilerinin oturduğumuz binanın dördüncü katına çıkıp "İş arıyormuşsunuz diye duyduk, n'olur gelin bizde çalışın" diye kapımızı çalması ihtimali zayıf olduğundan, sağa sola bir yığın iş başvurusu yaptım, gelen olumsuz cevapları bir dosyada biriktirdim. Zamanla hızım kesildi, sinir katsayım yükseldi. "İş" ve "arama" kelimelerini aynı cümlede kullananları dövüp, sınır dışı edilmektense, kendimi sokağa attım. Havalar soğuyunca da mecburen eve kapandım, bünyeyi internete verdim. Gözlerim artık görmüyor, şikâyetçiyim.

Bu arada sevmediğim bir lisanı öğrenmek için kursa yazıldım, iş bulmama yardımcı olsun diye. Anladım ki ben bu dilbilgisine kurban olduğum lisanı öğrenene kadar yaş kırkı bulacak, o saatten sonra da işverenler "Kusura bakmayın, biz bu iş için romatizması olmayan bir arkadaş düşünmüştük" diyecekler. Ooooof offff...Niye boşuna eziyet ediyorum kendime bilmem ki, nasıl olsa bir işe yaramayacak...

Şikâyetçiyim dostlar... Hayatım boyunca hiç boş vaktim olmadığından şikâyet ederdim, şimdi boş vaktimde ne yapacağımı bilememekten şikâyetçiyim. Evin yakınlarında bir bakkalımız var, Türk, derdimi anlattığımda başını aşağı yukarı düşünceli düşünceli sallayıp "Doğru valla" dedi bana, "Birşeyler yapmak lazım". Arkama bakmadan terk ettim mekânı...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazinini okurken cok guldum ama gercekleri yazmissiniz ben de siz gibiyim universiteden mezun oldum amerikaya gittim niye turkiyede is bulmak zor diye denedin mi yok:)amerikada bir sene bir suru sacma sapan islerde calistim hem de geceli gunduzlu,donmeyi denedim korktum is bulamam diye:)sonra dedim durma be burda git baska bir ulkede dene simdi kolombiyadayim ispanyolca ogrenmeye calisiyorum,ayni siz gibi diyorum birseyler yapmak lazim ama ne yapsam diye buralarda ya zaman olduruyorum ya da kendim icin yatirim yapiyorum adini siz koyun:S

Turcolombian 
 14.06.2010 6:23
Cevap :
Şahin Bey merhaba, kendinize yatırım yaptığınızı düşünmek en iyisi, aksi takdirde işin içinden çıkılmıyor. Az önce baktım, bu yazıyı yazalı tam 4 sene olmuş. "Eyvah" dedim, acilen "Birşeyler yapmak lazım..." :-) Selâm ve saygılarımla.  14.06.2010 11:46
 

BENCE SAYFAMA UĞRA VE BLOKALRIMI OKU =)))) CANIN SIKILMAZ.ELİNE SAĞLIK .... http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=72062

Sokrates 
 26.10.2007 16:14
Cevap :
Merhaba, zaman ile ilgili yazınızı okudum, sizin de elinize sağlık. Selâmlar, saygılar.  27.10.2007 1:18
 

Yapmak isteyipte yapamadıgım o kadar çok şey varki bazen hayal ederim şunu yapsambunu yapsam diye ama çözüm degil her hayal kurmanın sonu yine hüsran oluyor ve çaresizlik içinde kıvranıyorum galiba böyle devam edecek ve azrail hayal öyle olmaz böyle olur diye kolumdan tutup götürecek şimdi nemi yapıyorum azrail bekliyorum çünkü sıkıldım bu hayattan.

ahmet ozsonmez 
 03.06.2007 0:58
Cevap :
Aman Ahmet Bey, Pollyanna'cılık oynayın demiyorum ama bu kadar da karamsar olmayın lütfen. Birşeyler yapması gereken siz değil misiniz? Selâmlar, saygılar.  03.06.2007 14:59
 

herkes birşeyler yapmayı düşünür,düşünürken ömür biter

mustafa yüce 
 03.04.2007 18:20
Cevap :
Çok haklısınız. Yorumunuz için teşekkür ederim. Selâmlar, saygılar.  03.04.2007 18:22
 
 
 
Toplam blog
: 85
Toplam yorum
: 233
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1363
Kayıt tarihi
: 04.07.06
 
 

Kişinin kendini anlatması zor. Her şeyden birazım, her şeyim yarım.   ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster