Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Aralık '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
244
 

Bitlis de üç minare

İki gündür dilimden düşmüyor bu türkü. Mırıldanıp duruyorum. Haberleri dinledikçe yazılanları okudukça, inanç konusunun kısır döngü içinde olduğunu görmekteyim.

“Kızı kendi başına bırakırsan ya davulcuya varır, ya da zurnacıya” diye bir halk söylemi vardır. İsviçre de ki minare oylaması da bu söylemin haklılığını kanıtladı. Demokrasilerde kamuoyunun her görüşünün, sağlıklı ve doğru olduğu söylenemez. Ekonomik ve sosyal olayların gelişmelerini ve değişmelerini kavrayabilmek, belirli bilgi ve beceri birikimlerine bağlıdır. Ülkenin yöneticileri ve aydınlarının, halkın bu yönde değişim göstermeleri için önderlik ve yönlendirme görevlerini yapmaları gerekmektedir.

Aydınlanma kavramı önemli bir sosyal gelişmişliği vurgulamaktadır. Batı demokrasisinden söz ederken, onlarda da aydınlanmanın nüfusun %30- 40 düzeyinde olduğu unutulmamalıdır. Oysa yapılan oylama, batı nüfusunun %80 kontrol eden dinsel değerle ilgili bir konudur. İnanç olarak yıllarca savaştıkları ve karşı oldukları bir dinin, mimari şeklinin kabulü oylanmaktadır. Hıristiyan dünyasının hangi ülkesinde bu oylama yapılsa idi, ret oyunun oranı, bu orandan aşağı düşmeyeceği gerçeği ortadadır.

Sayın Başbakanımızın “Biz onların mabetlerini onarırken, onların kalkıp bu tür adım atmaları anlaşılabilir şey değildir.” Söyleminde haklıdır. Unutulmaması gereken konu, inanç sisteminin kurumsallaşması ve kamusallaşması olgusudur. Türkiye’de benzer bir oylama yapılsa, karşı inançla ilgili konunun ret edileceği de bir gerçektir.

Tarihin çeşitli evrelerinde inanç sistemi, getiri unsuru olarak toplumu kontrol eden en büyük güç olmuştur. İki büyük dinin örgütleniş biçimi, toplumların dostluklarına engel olduğu gibi, kendi toplumlarının getirilerinin büyük çoğunluğunu elinde tutuğu görülmektedir. İnsanoğlu, aklıyla tanrıya daha çok yaklaşırken, dinsel örgütlenmelerin akılcılığın önünü kesmeye çalıştıkları, çeşitli sosyal olaylarda görülmektedir.

Türkiye’nin dışındaki İslam ülkelerinde, kadının insan olarak özgür iradesini kullanması engellenmektedir. Batıda, kilise bazı sosyal olayların gelişmesini engellemeye çalışmaktadır. Avrupa Birliğinin anayasasına, ” Dini Hıristiyanlıktır” diye yazılması için verdiği mücadele ortadadır.

Çağımızda din bilginlerinin sağlıklı analizler yapmaları zorunluluğu ortadadır. İnsanlığın, daha iyiyi ve daha güzeli yaşayabilmesi için, doğma değerlerin etkisinden kurtarılması gerekmektedir.

İnsanlar, inançlarını kendi iç dünyalarında yaşadıklarında, birçok sorun çözüleceği çeşitli din adamları tarafından dile getirilmektedir. Dinlerin doğuş ve yayılışında görülen ibadet şekli, sosyal olgu olarak iyi değerlendirilmelidir. Dinlerin gelişme evresinde, insanları etkilemek açısından toplu ibadetlerin yoğunluğu vardır. Toplu ibadetler bir nevi propaganda aracı olmuşlardır. Cami, kilise ve benzeri yapılar, insanların inanç duygularını yansıtan mekanlardır. Binanın değil, içinde yapılan ibadetin kutsallığı söz konusudur. Hazin olan durum, 21. yüzyılda mimari şekillerden dolayı nerede ise savaşacak duruma gelinmesidir.

İsviçre deki oylamanın saçmalığı kadar, İslam devletlerine “paranızı İsviçre deki bankalardan çekerek bizim bankalara yatırın” yaklaşımı da yanlıştır. Temel felsefeleri, haçlı seferlerindeki felsefe ile örtüşmektedir.

İnsanlık yoz kültürlerin çatışmasından zarar görerek bugünlere gelmiştir. Aklıyla evrene egemen olurken, duygularını aynı düzeyde geliştirdiklerini söyleyemeyiz. Duygular aklın önüne geçtikçe de, toplumsal çatışmalar kaçınılmaz olmaktadır.

Batıda minare kavgası yapılırken; Suudi Arabistan, Kabe’nin etrafındaki tarihi yapıları yıkarak, gökdelenleri dikmektedir. Amaç dinsel getiriden daha çok pay alabilmektir.

Kutsal olan olgu, insanların yaptığı binalar değildir. Onlar birer simgedir. Asıl kutsal olan, Tanrının yarattığı canlılardır. En mükemmeli olan insandır. Milyonlarca insan açlıktan yoksulluktan ölürken, ibadet yerlerini kavgaya dönüştürenlerin dinin “Tanrının” felsefesini, kavrayamadıklarını söyleyebiliriz.

Bu oylama, aydınlanma çağında bağnaz davranışları engellemek için, din bilginlerinin acilen toplanmasını öngörmektedir. İnsanlığın, çağın değerleri açısından yararlı bireyler olma yönünde adımlar atılmalıdır. Bu güne kadar gelen süreçte, aynı tanrıya inananlar arasında farklı yaklaşımlardan dolayı, insanlık yararına kullanılması gereken sermayenin, üretime katkısı olmayan simgelere, binalara harcandığı açıkça tartışılmalıdır.

Evreni tanrı yarattığına göre, her mekanın ibadet yeri olmasından doğal ne olabilir. Mekanlara fazla değer yüklemenin ve kavga yapmanın akılla bağdaşır yönünün olduğunu söyleyebilir miyiz? Bu oylama sonucuna, batının batıya yaptığı en büyük zülümdür diyebiliriz.5.12. 2009

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 97
Toplam yorum
: 23
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 444
Kayıt tarihi
: 07.02.09
 
 

1944 yılında Arapgir'de doğmuştur. İlk ve orta öğretimini Arapgir'de, lise öğrenimini Ankara Gazi Li..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster