Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Temmuz '09

 
Kategori
Kültürler
Okunma Sayısı
4755
 

Bitmeyen dans (Aslan Tlebzu – Qafe K'ıh)

Bitmeyen dans (Aslan Tlebzu – Qafe K'ıh)
 

...

Telefon... Karşıda bir dost ses.. "Merhaba Zelin, ben Muzaffer.. Nasılsın?"
Bu sesi ne zaman duysam, yıllanmış bir vefanın sevinci kaplar içimi.. Bir değil, beş değil, on değil.. yirmi değil, otuz değil.. tam tamına 34 yıllık bir dostluk! Yolun yarısına "bir" kalmış !.. Dante gibi ortasında da değiliz ömrün. Şairin dediği gibi, "hayata beraber başladığımız dostlarla da yolumuz ayrılMIyor bir bir.. Gittikçe de artMIyor yalnızlığımız, şairinki gibi.. Üstelik de bir tharıkof soframız var bizim ve gittikçe çoğalıyoruz.

Bizim de bir şairimiz var soframızda.. Cafer Demirtaş. Bir olur mu, birkaç şairimiz var hatta..

Şerife Mutlu..
O, hem şair, hem heykeltraş, hem de harika bir İNSAN! Ya Hatice Atalay? Az mı güzel şiirler yazıyor?

Cafer, "çoğalıyoruz…çoğalacağız…aritmetik yetmeyecek gücümüzü ifade etmeye…" diyordu daha dün..

Dostların hepsi ayrı bir değer, ayrı bir çağlayan.. Her birinin ayrı bir yeri var yüreğimde.. Ama dostun eskisi de bir başka haz katıyor şu kısacık yaşama..

***

Muzaffer bana bir müzik videosu yollamış. Bunu haber vermek için aramış. "Dinle, ama sakın ağlama", dedi. Mesajını aldım sevgideğer dostum.. Ağlamam, merak etme.

Dostlar böyledir işte. Bir bakış, bir sözcükle, bazen bir heceyle.. bazen de susarak anlatırlar, anlarlar meramlarını..

Müziği dinledim. Dinlerken yüreğim "cız!" etti. Mutlaka bir öyküsü olmalıydı bu güzelliğin. Kuşlarla haber yolladım ona.. Şimdi birçokları inanmayacak.. Safsata sanacak. Sevgideğerler tanık. Evet, kuşlarla haber yolladım.
Kuşlar, bizim lafımızı dinlerler. Güzel insanların, güzel yuvalarının balkonlarına, çatılarına yuva yaparlar.

Muzaffer, bu güzel ezginin öyküsünü yolladı Ankara'dan.. Kuşlarla...


***

“Sevgideğer dostlar;

Bitmeyen Dans’ın klipteki adı Bitmeyen Qafe (ağlatan dans) ya da Prensesin Ağıtı.

Bu müziği ve hikayesini, çocukluğumdan beri bilirim. Çünkü ben bu kültürden geliyorum. İnternette bir paylaşım sitesinde karşılaşınca çok etkilendim. Bu müziğin değişik versiyonları var. Bu müziğin icrasına tam tamına uygun hikayeyi aşağıda özetleyeceğim.

Ancak klipte dikkat çeken, sadece müziğin kendi nağmeleri değil, orkestrasyonu…ve dansın koreografisi.

Burada; aşk, acı, gurur, onur, dostluk, ülke sevgisi, savaş, barış yaşam ve ölümsüzlük anlatılıyor.

Sevgideğer tüm (tharıkof sofrası) paylaşımcıları
, bütün bunları bu klipte göreceklerdir.

Benim kültürümde iyiyi güzeli sofrayı paylaşmak vardır. Bir de ata sözümüz. “Çağrıldığın sofradan tatmadan geçme” diye. Sevgi sofrası… davet edildik madem, tatmadan geçemezdim. Şairin dediği gibi “bu davet bizim!..” Ben de sevgideğer Zelin ve sevgideğer dostlarıyla bu hüzünlü öyküyü paylaşmak istedim.

Kaç gün geçti aradan tam bilemeyeceğim. Hayatımda ikinci kez karşılaştığım bir hanıma dinlettim, bu müziği… Hikayesini de anlatmamıştım daha.. Çok etkilendi müzikten, dinlerken göz yaşlarını tutamadı ve müziği kendisine göndermemi istedi.

Bunun üzerine, Zelin’e de göndermek geldi aklıma… O da yayımlamış, sevgideğerler için.. Bana da müziğin hikayesini anlatmak düştü..

***

Aslan Tlebzu – Qafe K'ıh (müziğin öyküsü)

Müzik, aslında bir kahramanlık destanının müziği. Kahraman ve kahramanlık sözcüklerini sevmem ama kullanmak zorundayım. Yiğitlik sözcüğünü kullanabilirdim belki yerine, ama bu sözcüğü de sevmiyorum aslında.. Şehitlik sözcüğünü de…Elden ne gelir?! Bu sözcükler, kültürlerde var.

Bizde bir söz vardır. “Ülkesi güzel olanın düşmanı çok olur”derler. Kafkasya tarihi bir saldırılar tarihidir. Düşmanı çoktur kısaca… Hikayenin tarihini tam olarak bilmemiz olanaksız. Hikaye büyük bir ihtimalle 15. yüzyıl ve 18.yüzyıl zaman aralığında geçmiştir.

Çerkesler 1750'li yıllardan 1862 yılına kadar Rus ve komşularının saldırılarına uğramışlar. Özellikle Rus saldırıları 100 yıl sürmüş, Kafkasya’nın işgali ve jenosit ile son bulmuştur.

Özetle hikaye, Rus savaşları sırasında geçer.

Prenses, eşini ve evli iki oğlunu cepheye gönderir. Ruslar püskürtülür. Ancak eşi ve büyük oğlu savaşta ölür. Küçük oğlu, arkadaşlarıyla birlikte, ağır yaralı olarak babasının ve ağabeyinin cesetlerini evin kapısına kadar getirir, oracıkta ölür ve atından düşer.

Prenses, oğullarının arkadaşlarına şu soruyu sorar. “Eşim ve oğullarım, savaşırken mi yoksa kaçarken mi yaralandılar? Düşmanı püskürttünüz mü?”

“Evet!” derler oğlunun arkadaşları, “Onlar savaşırken öldüler!”
Anne, buna inanmaz. Cesetlerin giysilerini sıyırıp bakar. Üçünün de yarası göğsündedir.

Yara, cesedin sırtında ise tören düzenlemeyecektir. Evde hiç erkek kalmamıştır. Tüm sorumluluk prensestedir artık.

Cenazeler defnedilir. Halk mezarlıktan evin önüne gelip taziye için dizilir. Prenses gelinlerinin en güzel, en yeni elbiselerini giymelerini ister.

“Ağlamayacaksınız!… Ben de ağlamayacağım!.. Siz, dediğimi yapın, eksiksiz!” der. “Size de başsağlığı dilenecek… Benimle birlikte halkı kapıda karşılayın ve yanımda durun!”

Prenses, mızıkası kucağında, yanında gelinleriyle kapıya çıkar. Cemaatın en yaşlısı, bir adım ileri çıkarak sol elini kaldırıp, baş sağlığı diler. Yaşlı adamın kolunu indirmesiyle birlikte, prenses mızıkanın tuşlarında bu müziği dillendirir. Gelinlerine de dans etmelerini buyurur.

Savaştan dönen oğullarının arkadaşları ile gelinler, bu müzikle dans ederler.

Dansın adı, o gün bu gün, Bitmeyen Qafe; müziğin adı da Ağlatan Qafe ( prensesin ağıtı) olarak anılır.



Sevgideğer… bu trajik bir konu!.. Sakın sen de ağlama müziği dinlerken!… Sana yakışmaz. Sevgiyle…”


Muzaffer Tokmak, Temmuz 2009, Ankara




***


Sevgideğer arkadaşım,

Ölüm acı… Ama, insanın insana yaptığı haksızlık ve zulüm daha da acı!…

En sevdiğim insan(lar)ı ölümle yitirdiğimde ağlayamayan ben, insanın insana yaptığı alçaklıklar karşısında biraz zor tutuyorum, kendimi.

Ağlamak.. insani bir durum.. ağlayamamak da öyle… AĞLAMAMAK içinse kaya gibi… çelik gibi sert olmak, gerek. Yakışır mı yakışmaz mı bilemem ama gözümden yaş akmasa da yüreğim ağlıyor hüzünlü öykülerde…

“Yaş 35, yolun yarısı eder..” diyordu şair.. Senle benim dostluğumuz bir ömrün yarısı kadar, sevgideğer… Bu sofrada konuklarımızı oturtacak yerimiz kalmasa, kalkar.. yerime seni oturturum. Sen, konuğumuz değil, ev sahiplerimizdensin. Bunu unutma. Gönül dolusu sevgiler sana Tharıkof Sofrası’ndan..


Zelin Artuğ, Temmuz 2009, YERYÜZÜ




http://www.circassiandiaspora.com/video/video/1945/Aslan-TlebzuKafa-Chikh-Qafe-Kıh?????-?I???

Mesut Selek, Hasan Hüseyin Dulun bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazınız Face'de sayfalarımızda paylaşılıyor...Hasan Hüseyin Dulun arkadaşımız taşıdı paylaşım sitelerimize sağolun ...var olun...Semra Fayezin müzikleri eşliğinde kulaklarınız çınlıyor...Bir kez daha bu ruhun içinde harmanlanıyoruz...Teşekkürler...Saygılar...selamlar...

Mesut Selek 
 10.09.2011 22:59
 

...Geç kalmışım...Benim de övünç kaynağım olan atalarımın müziğidir bu muhteşem eser...Hep deler geçer...Selam olsun sizlere...

Mesut Selek 
 10.07.2010 0:11
Cevap :
Saygılar.. sevgiler..  15.07.2010 18:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 133
Toplam yorum
: 798
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 984
Kayıt tarihi
: 04.07.08
 
 

Yaşam, sorulardan ve yanıtlardan oluşmuş. Her soru, aynı zamanda kendinin yanıtı... Çift yumurta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster