Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Eylül '10

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
929
 

Bitmeyen sorular

Aslında uzun zamandan beri düşündüğüm, ama cevabını halen bulamadığım sorular var aklımda. İnsan neden yaşar ? Hayat insan için ne ifade eder ? Sorumluluklar ne içindir ? vb bir takım düşüncelere takılıyor aklım. İşin içinden nasıl çıkacağım bilmiyorum tam olarak. Bu düşünceleri ve soruları aklıma getiren tek neden tabi ki yalnızlıktı. İnsan çevresinde bir çok kişi veya yaptığı ve yürüttüğü bir iş oldu mu bunları düşünmez elbette. Beyninin en gizli odalarından birine nakleder. Bir hastalık gibi zayıf anında çıkmak üzere bekler bu düşünceler. Çıktı mı da işler yolunda gitmiyordur. Ya ailevi problemler, ya diğer insanların sana yaptıkları, ya kız - oğlan mevzuları, ya da iş ile ilgili bir takım dünyevi sıkıntıllar bu soruları düşündürüyor. İşin içinden çıkamadığında tek kurtuluşun intihar olduğunu düşünen insan için bu sorular çok sert biçimde kafasına balyoz gibi iniyor ve kan kaybediyor. Buradaki kanı mutluluğa endeksleyebiliriz. İnsan ne kadar düşünürse o kadar çok batıyor, sosyallik ölüyor, yalnızlığa onun sonucunda da bitmek tükenmek bilmeyen sürekli kafanda çalan sorular seni Amerika'ya (namı dier tabut) gönderiyor. İnsanlar mutluyken kafalarında sıkıntı, dert, keder her neyse olmuyor. Neden yaşadıkları sorusu ön belleklerinde kayıtlı değildir. Ama bu soru sorulduğunda cevap hazırdır. Mutlu olmak için yaşıyorlardır veya yaşamış olmak için yaşıyorlardır. Bu soru aklımda bir çok hasara yol açtığından bu psikolojiden biraz bahsetmek gerek sanırım. Dünyaya dünya gibi baktırdıkları için bir defa geliyoruz. Reankarnasyona pek inanmadığımdan "bir defa geliyoruz"a inanmak zorundayım. Mutlu olmak, sağlıklı bir yaşam ve ardından mutlu bir ölüm, sevdiğimiz veya sevdiklerimizin yanında. Ömrümüzün senaryosunu çoğumuz böyle hayal ediyoruz. Problemleri olan ve bu problemleri bir türlü aşamayan insanlar sevgiye veya saygıya bir türlü erişememiş ve erişilmesine izin verilmemiş dışlanmış. "Her koyun kendi bacağından asılır" zihniyeti kafalarına zorla sokulmuş olduklarından hayattan bir şekilde soyutlanıyor. Hayatın bize oyunlar oynadığını bile bile yaşıyoruz aslında. Hayat çoğunlukla haksızı kollar, haklıyı yerden yere vurur. Yalan söyleyenin mumu yatsıya kadar değil baya bir yanar, Yunan Ateşi gibi. Doğru söyleyeni de dokuz köyden kovduğunu biliyoruz. Bazılarının değer verdiği her şeyi alır ya da herkesi. Bazen bedavadan dayak yedirtir, bazen adam öldürtür, bazen hırsızlık yaptırır. En sonunda da öldürür. Kısaca hayatın bize ne tür oyunlarla geleceğini tahmin edemeyiz. Etsek bile önünde duracak gücümüz yoktur. Çünkü hayat karşısında çoğumuzun şansı koyunun kurtla karşılaşmasından sağ çıkmasına eş değer. Günlük yaşantımızda her şeye yabancıyız. Misal bir adam astım krizi geçirse, başına toplanıp zar zor soluduğu havayı da engelleriz. Yardım etmeye çalışırken öldürmeye bayılırız. Aslında bizim insanlarımızı çoğu saf kalbi olan temiz insanlar. Yanlışa bile inanmak için sebep arayan insanlar. Batı harici Avrupa kültürünün derdinden olmayan sıcak kanlı kişilerden bahsediyorum bizim insanımız derken. Bizi biz yapan tek şey kalbimiz. Bunu kullanamadıktan sonra insanmıyız biz diye de sormalı aslında. Çünkü her canlıda beyin vardır kullanıyorlardır bir şekilde. Ama kalbine göre hareket eden tek canlı insandır. Acıma duygusu hayvanda var mıdır. Aa şurada bir karga ölmüş diye ağlar mı bir çakal. Yoksa onu yemeye mi çalışır. Kalbimizi beynimizden bir adım önde kullanmamız gerekiyor. Ama biz her şeyi beyne göre ayarlamaya çalışıyoruz. Bigisayardan ne farkımız kaldı veya teknolojik bir aletten ? Sıfır hata kesin sonuç istiyoruz. Elbette gönül her şeyi ister, bunu beyine danışmamız gereken anlar da olacaktır. Sadece tartıda kalp ağır basmalı biraz. Kendimi bildim bileli hayatın bir kuklası olmuşum. Rotamdan çıkmışım rüzgar nereye eserse oraya sürükleniyorum. Avare bir insan gibiyim. İntiharı düşündüğüm çok oluyor. Neden düşünüyorsun diyenlere yanıt olarak. Hayatımda bir anlam göremediğimi söyleyebilirim. Ben şu şu sebeplerden ötürü hayattan keyif alıyorum diyemiyorum mesela. Gündüzleri ruh gibi seyrediyorum, geceleri ağlayarak uyuyorum. Dünya neden bu kadar adaletsiz? Neden bu kadar kahpe diye... Daha önceden anlayamadığım çoğu şeyi anlıyorum artık. Yalnızlık bu bakımda iyi bir şey. Çoğu zarar tabi ki. İnsan yalnız kaldığında çok şey kuruyor kafasında olumlu, olumsuz. Çok düşünüyor, ama sonucu olmuyor düşündüklerinin. Misal bir katilin, bir delinin veyahut bir teröristin düşünceleri anlayabiliyor empati kurabiliyorum. Bir insan neden durduk yere birini öldürsün? Neden kafayı yesin? Neden topluma anti davranışlarda bulunup zedelesin? diye. Bunların elbet açıklanabilir cevapları vardır. Bir insan için gerçekten kişi veya kişiler önemli olabiliyor. Hadi bazıları için nesnelerde değerli olsun. Bunlardan biri veya bir kaçı dönmemek üzere giderse (kaybolursa) olaylar değişiyor. Hayata bakış açısı değişiyor. Örneklemek gerekirse bir milyonerin neyi değerlidir? Pekala paraları büyün paralarının kaybettiğini, battığını düşünelim. Sizce o milyonerin ruh hali nasıl olur delirir mi? İntihar mı etmek ister? Yoksa hayata mı küser? Asla paraları olduğu zaman ki gönlerindeki gibi olmaz. Para her şey değildir diyenler olabilir. Ama önemli olan bunu milyoner oluncada söyleyebilmeniz. Yoksul veya orta halli çoğu insan parası yokken paranın duygulardan önemli olduğunu düşünmez. Milyoner adam saplantılı olur parası karısından çocuğundan değerli olur ister istemez...
Bazı şeyler gerçekten de önemlidir hayatta. Olmazsa olmazlar çok olmasa bile her insanda vardır. Hayatına bir şey sokup ona bağlanırsan. Onun hayatının olmazsa olmazı olarak belirmesi kaçınılmazdır. Olmazsa olmazlarımız adından da anlaşıldığı üzere değerli, çok değerlidirler. Kaybetmemek için elimizden geleni yaparız, yapmaya çalışırız. Fakat hayat dediğimiz acımasız düzen bizi ondan ayırmayı başarır illa ki. Belki bugün, belki bir ay, belki de bir yıl sonra. Ama muhakkak ayırır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili Cem Birgi, yazınızı bir solukta okudum. Duygularınızı ve düşüncelerinizi hesap yapmadan, tüm saflığı ve samimiyetiyle yazmışsınız. Bu kadar uzun bir yazıyı belki de bu yüzden okudum ve yorum yazmak istedim. Sizin yaşınızda yaşamı sorgulamak anlamını aramak çok doğal. 40'lı yaşları süren birisi olarak ben bile hala bunları sorgularken size hak vermemek olası mı? Peşpeşe gelen soruların yanıtı tek bir yerde değil. Felsefe okumak iyi bir başlangıç olabilir. Bunun yanında usul usul psikoloji, sosyoloji ve edebiyat kesinlikle çok iyi gider. Dürüst ve içten paylaşımlar yalnız olmadığımızı bize hissettiriyor. Sevgiler.

Güz Özlemi 
 03.09.2010 10:51
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 9
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 481
Kayıt tarihi
: 06.02.09
 
 

17 Ekim 1989 İstanbul doğumlu biriyim. Maltepe'de ikamet ediyorum Haydarpaşa Endüstri Meslek Lisesi ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster