Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ocak '07

 
Kategori
Kültürler
Okunma Sayısı
675
 

Bıyıklarımızı geri istiyoruz!

Bıyıklarımızı geri istiyoruz!
 

Eğlenceli olacağını düşünmüştüm başlangıçta, tamam feminizm var ama neden “maskulanizm” yok diye merak ederken. Büyük ihtimalle feminizm ile alay eden yazılar olacağını tahmin ederken okuduklarım ve gördüklerim heyecan vericiydi. Evet, gerçekten böyle bir tavır var, “maskulanizm”. Okudukça allak bullak oldum. İlk ulaştığım bir “erkeklere çağrı” yazısıydı. Christopher Ferdinandi isimli akademisyen, feminizmin yakındığı noktaları alıp tersine çevirmiş. Çalışmaları arasında kadınları anlama, onlarla tanışma ve ilişki kurma taktikleri de var. Ama özellikle erkekleri savunan yazıları var. Kendisiyle elektronik posta yoluyla yazışıp, desteğimi sunduktan sonra bu konuda daha derin bilgi edinmek için yardım istedim. Feminist akımlara bilginin kılıcıyla karşı koymayı istiyordum. En mantıklısı, bana yakışanı da böyle yapmak.

Şu anda kanunların da düzenlemesiyle, bilinçli kadınlar bir hayli hakka sahip olmuşlar. Peki ya erkeğin üzerine binen toplumsal baskıdan haberimiz var mı? Bir çoğumuz bir şeylerden rahatsız oluyoruzdur ama bunun ifade edilişini görmek gerçekten daha farkına varmamıza neden oluyor. Okuduğum yazılardan alıntı ve tercümeler yaparak bu bilincin artmasına yardımcı olmak istiyorum. Tam olarak anlayamadığım “kürtaj” konusundan başlamayı uygun gördüm. Anlayamadığım nokta aslında feministlerin bu konuda hangi tarafta oldukları. Malum durumun meydana gelmesinin ardından erkek ve kadını ele alalım. İlk durum, kadının doğum yapmayı isteyip erkeğin de bu gebeliğin sona ermesini istediği olsun. Eğer kadın doğum yaparsa, erkek istemediği veya hazır olmadığı bu bebeğe reşit oluncaya kadar bakmakla yükümlü olacak. Tam tersi durumda ise, yani erkeğin çocuğu isteyip, kadının istemediği durumda, meydana gelmesinde hakkı olan erkek, hakkına sahip olamayacaktır. Görüldüğü üzere, erkeğin bu konudaki mağduriyeti meşrudur. Daha popüler konularda da, erkeğin toplumsal baskıya maruz kaldığını görebiliyoruz. Örneğin bir kadın gecelik ilişkileri tercih ettiğinde, hafif meşrep kabul ediliyor ama böyle bir ilişkiyi reddettiğinde kahraman ilan edilebiliyor. Bir de aynı durumu erkek için değerlendirelim. Gecelik ilişkiyi reddederse, beceriksiz olarak isimlendirilirken, eğer kabul ederse bu kez de cinsellik düşkünü olmakla suçlanıyor.

Sanırım çoğumuz “Everybody Loves Raymonde” dizisini biliyoruz. Raymonde, eşi Debra tarafından kendisine yapılan suçlamalar ve baskılara boyun eğmek zorunda kalan bir erkek. Diğer taraftan da bir kadın olan annesinin etkisi de detaylarda kalıyor. Ne zaman Raymonde birkaç saat için golf oynamaya gitse, Debra tarafından ailesini umursamamakla suçlanıyor. Raymonde bütün gün ailesini geçindirebilmek için çalıştıktan sonra dinlenmek için koltuğa serilse, karısının duygularını paylaşmamakla sorumlu tutuluyor. Bunun karşılığında da kadının büyük silahı cinsellikten mahrum bırakılıyor, Debra’nın isteklerine boyun eğecek kadar aşağılanıp ezilene kadar. Burada da kadının erkekleri cinsel cazibeleriyle nasıl baskı altına aldıklarını açıkça görebiliyoruz. Hepimiz biliyoruz ki, kadın istemezse hiçbir şey olmaz.

Hiç dikkat ettiniz mi bilmiyorum, bunca şeye rağmen yanımızdaki veya etraftaki kadınlara kapıları açtığımızda neredeyse yarısı teşekkür etmeyi bile gerek görmüyor. Bu gibi şeylerin bizim tarafımızdan yapılması gerektiğine çok inanmış olmalılar. Sanırım artık feminizmin asıl isteği gibi görünen “eşitlik” kavramından çok daha ileri gitmiş durumda. Kadınlar erkekleri daha iyi dinleyiciler ve paylaşıcılar olarak isterler. Fakat biz erkekler o kadar duygusallaştık, o kadar hassaslaştık ki artık bizleri anlayacağını düşündüğümüz kadınlar kalmadı. Kadınlar da bu aşırı romantik (Don Juan) erkekleri reddediyor. Yapılan bir araştırmada da, erkeklerin yüzde doksan gibi bir oranı aşk ararken, kadınların aynı yüzde oranı karşılarındakinin işine odaklanıyorlar. Metro seksüellik konusu da erkeğin statüsünü kaybettiğinin bir başka göstergesi oluyor. Bazen o kadar ileri gidiyor ki bu durum, sokaklarda kız arkadaşından daha bakımlı erkeklere rastlıyoruz. Haksız mıyım? Kız arkadaşınızdan daha bakımlı ve “güzelseniz”, bir sorun yokmuş gibi mi hala?

Ne kadar kıvırabilirim bilmiyorum ama ülkemizin kanayan karası törelere bir el atmak istiyorum. Burada kadınlarımızın mağduriyeti en yüksek noktada olduğunu hepimiz kabul ediyoruz. Çünkü namus kavramının açılımı kesinlikle fiziksel olmamalı. Fakat aksi yöne gidersek, aşiretlerin yağız delikanlıları da bu vahşi töreler yüzünden hayatlarının en güzel olmasını umdukları zamanlarını, istemedikleri bir vicdan azabına mahkum edilip, ayrıca bedenlerini de dört duvar arasında hapsediyorlar. Bazen kız kardeşlerine karşı kışkırtılıyor, bazen de gönüllerinin kaçtığı kişilere karşı bilinçsiz bir yaptırımla hareket ediyorlar. Yıllar önce “ Yılan Hikayesi” adlı dizide Erkan Ağa’nın Zeyno’ya yaptığı da bir töre hareketidir. Bunu ne kadar istemeyerek yaptığını ve çektiği vicdani ağırlığı hissedebilmiştik. Hangi taraftan bakıyor olursak olalım, sonucun bir insan hayatı olması gerçekten kabul edilemez.

Kadınların sosyal alanda haklara sahip olup, erkeklerin pozisyonlarını ele geçirmeleri de ayrı bir nokta olarak görülmelidir. Kadınlarla her alanda rekabet ediyor olmak, elbette erkekleri baskı altına sokacaktır. Düşününce erkeklerin hala üstünlüğünü koruyabildiği herhangi bir dal kalmadı. Kadınların meşru veya meşru olmayan şekillerde toplumda yukarılara tırmanıyor olması, zaman zaman rahatsız edici hale gelebiliyor. Bunların sonucunda da güçlenen kadınların artışı beraberinde artan boşanma oranlarını da getirdi. Boşanma hızlarına başka etkenler olduğunu elbette biliyoruz ama kadınların kendi ayakları üzerinde durma sevdasıyla savaşmak istemeleri her iki taraf için de güvensizlik ortamını yarattı.

Maskulanizm’i de feminizm gibi alıp, uç noktalara taşımanın anlamı olduğunu savunmuyorum. Kadın düşmanlığı yaratmanın, reaksiyonlar göstermenin “eşitlik” bekleyen her iki taraf içinde bir faydası olmayacaktır. Öyle görünüyor ki toplumda baskı her iki cinsiyet için mevcut ve hatta erkek için her geçen gün artıyor diyebiliriz. Hayatımızı ekonomik ideolojilerin yönlendirdiğini düşünürsek, erkeğe doğal olarak kabul ettirilmiş aileyi geçindirme rolünü de göz önünde bulundurunca bazı şeyleri anlamak daha da mümkün olacaktır. Fakat her iki cinsin de özelliklerini iyi anlaması gerekiyor. Bedensel hariç, içsel değişikliklerin zararlarını görebildik. Daha kararlı erkekler olmalı örneğin, daha duygusal kadınlar… “Sex and the City” kadınları ve onların bir bölümlük erkek arkadaşları olmaya ne kadar razıyız?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

.....Kadın Dediğinde Etekli İtaatkar olmalı. Bahsettiklerinize bire bir katılıyorum. Ülkemizde yozlaşan kültür bilincimize paralel olarak, biz erkeklerin aşırı derece kullanıldığını ve bu ağır yük altında ezildiğini bizzat yaşıyorum. Ben de "Hayatımızı kim yönetiyor" adlı yazımda sizin yazınıza benzer konulardan bahsetmeye çalışmıştım. Fikirlerinizin destekçisiyim.

Hora2 
 30.01.2007 19:08
 

Eger erkek bir gecelik iliskiye hayir dedigini anlatirsa, kim onu beceriksizlikle sucluyor? Kadinlar mi, erkekler mi? Tabi ki erkekler... Eger erkek, berdel yolu ile evlenmek istemiyorsa, kim onu bunu yapmaya zorluyor? Babasi ya da erkek akrabalari.. Eger kadin kurtaj olmak istiyorsa, izin verin de buna kendisi karar versin. En nihayetinde bu onun vucudu.. Eger erkek bundan sikayetci ise merak etmeyin, yakinda erkeklerin de hamile kalmasi saglanir:))) Sevgiler

Tuba 
 29.01.2007 1:35
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 52
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 9
Ort. okunma sayısı
: 487
Kayıt tarihi
: 15.01.07
 
 

Yeni mezun bir maden mühendisiyim. Yükseklisans yapıyorum. Bunun yanında, kalkınma antropolojisi, ci..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster