Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Nisan '09

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1599
 

Bıyıkoğlu ile geçmişin gölgesinde, bugünün aynasında

Bıyıkoğlu ile geçmişin gölgesinde, bugünün aynasında
 

O hala POlatlı'nın belediye başkanı gibi hürmet görüyor ve sokaklarda gururla yürüyor...


Kazım Bıyıkoğlu ile hafta sonunun ılık sabahında eski TCDD binalarının 2007 yılında belediye marifetiyle onarılmasının ardından ilçeye kazandırılan mekanlarından biri olan Laleli Konak’ta buluşmak üzere sözleştik… Necip Fazıl Parkı’nda biraz yürüdük ve geçmişe doğru ilk adımı attık. Ben ve benim gibi 1980 doğumlu insanlara ‘80 öncesi Polatlı’da siyasi hava nasıldı?’ yı anlatmasını istedik ondan. Kitaplardan okuduğumuz, belgesellerden izlediğimiz konuları ondan dinledik ve siz okurlarımızla paylaştık... Dersimize çalışıp gittik Bıyıkoğlu’nun karşısına… Önce 80 öncesi Polatlı’sından ve o dönemki siyasi çekişmelerden başladık konuşmaya sonra bugüne doğru geldik.
Geçmişin hızlı siyasilerinden olan Başkan Bıyıkoğlu, titizlikle cevap verirken siyasi sorulara biz de sözlerinin arasından cımbızla çektik aradığımız cevabı…Bıyıkoğlu’ndan siz Polatlılılara bir de mesaj getirdik: “Polatlı’yı sevin. Polatlı’ya kazandırılan yeni eserlere sahip çıkın. Ve mümkün olursa belediye başkanını yanlış yaptığı noktalarda uyarın. 83 yaşımdayım ve Polatlı’yı çok seviyorum… Siz de vazgeçmeyin ve hep mutlu olun”

Güliz Yıldız: Ben ve benim gibi 1981 doğumlu insanlara 80 öncesinde Polatlı’daki siyasi atmosferi biraz anlatabilir misiniz?

Kazım Bıyıkoğlu: 80 dönemi öncesinde de bazı kısıtlamalar vardı. 1955’te seçime tabii kılındık. Karşımızda Demokrat Parti vardı ki Türkiye’nin en kuvvetli iktidarıydı. Onlar bir gruptu biz bir grup yaptık ama başka türlü bir gruptu. Bu kurduğumuz grup içerisinde belediye başkanı belli değildi. Başkanı kendi aramızdan seçecektik ki o zamanlarda iktidarlar yani belediye başkanlarını mecliste seçilirdi. İstenirse görevden düşürülürdü. Rahmetli Ali Rıza Uzunbeyli umumiyetle hırslı bir kişiliğe sahipti. Ben o zamanlar yeni politikaya atılmıştım. Halk Partisi’nin amblemi altında çalışmalarımıza devam ediyoruz ama particiliği biraz geride tutuyorduk. Belediyenin politikadan zarar göreceğini düşünüyorduk. Seçime katılırken askı listesi yapmak yasak, makine ya da daktiloyla çoğaltmak yasak. El yazısı yazmak sadece mümkün. Biz birer liraya yazdırıyoruz askı listelerini Demokrat Partililer iki buçuk liraya toplatıyorlar. Sonuçta biz kazandık ve demokrat partiden kimse meclise giremedi. Meclisteki 18 kişinin hepsi muhaliflerdendi. Demokrat Partililerden beni sevenler de vardı. Bana sen parti başkanı gibisin, listenin başısın belediye başkanı da sen ol dediler. Ali Rıza Uzunbeyli’nin tahsili yoktu, ben üniversite mezunuydum. Belediye başkanının yetenekli birisi olmasını istiyorlardı. Uzunbeyli hep benden gocunuyordu. Neticede ben de 18 kişiden biri olarak başkanlık seçiminde Ali Rıza Uzunbeyli’nin aleyhine oy verdim. Bu arada bunların öncesine giderken Uzunbeyli’nin bürosunda bir gün toplanmıştık. Orada Kuran-ı Kerime el bastık ve belediyeye politika sokmayacağımıza yemin ettik. Hepimiz oradaydık. Görev aldıktan sonra birgün Uzunbeyli, Sakarya Gazetesi’nde ‘Halk Partili 11’ler’ diye bir yazı yazdı. Biz gücendik. Özel toplantıda el bastığımız kitabın kutsal kitap olmadığını, kitabın Dağları Bekleyen Kız kitabı olduğunu söyledi. Bilmiyordu ki bizim için niyet önemliydi. Elimizi Kuran-ı kerim olarak o kitaba bastık ve yolumuzdan dönmeyeceğimizi söyledik. Ali Rıza Uzunbeyli ile ilk bozuşmamız buradan başladı. Neticede meclis gurubu toplandık ekseriyetle Ali Rıza Uzunbeyli’nin düşürülmesine karar verdik. Arkasından yapılan seçimde de ben belediye başkanlığına seçildim.

G.Y: Demokrat Parti’nin iktidar olduğu dönemde siz muhalif bir partiden belediye başkanı seçildiniz. Zorluklar yaşadınız mı?
K.B: Başkanlığa seçildikten sonra valinin sonucu tasdik etmesi gerekiyordu ama gecikti. O günün şartları altında biz DP’ye yaklaşmasaydık belki de tasdik edilmeyecekti. Bizim maksadımız bekçi dövmek değil üzüm yemekti. Ben belediye başkanlığını her istediğimi yapabileceğim bir iş olarak algılamadım. DP’li olanın da, CHP’li olanın da düşünceler karşısında birlikte çalışacağını düşündük. Ayrı bir muamele yapmadık. Biz o dönemde Dp’lilerin kalbini kazanmış olduk. Siyaseti belediyeye sokmadık, hizmeti esas aldık. DP ile CHP arasında o dönemlerde ülke genelinde olduğu gibi Polatlı’da da çekişme vardı. Başkanlığımızı uzun geçen bir süreden sonra tasdik edildi. Tabii bu göreve başlama Ali Rıza Uzunbeyli’nin bir sivri kutup haline gelmesine neden oldu. Sıkıntılarımız olmadı değil ama hepsini yendik. Eylül ayındaydı sanırım biz göreve başladık. İktidar bizden biz iktidardan gocunuyoruz. Milli Korunma Kanunu vardı. Ticarette bozulmayı önlemeyi gerektiriyordu ve ağır cezaları vardı. İlkokul mezunu memur gidip dükkan kapatıyordu. Uzunbeyli’nin kanunu tatbik etmesiyle bizim tatbik etmemiz çok farklı oldu. İlçede 20’ye yakın kişinin dükkanları kapatılmıştı. Uzunbeyli’nin yanında maşa olarak çalışan kişiyi başkanlık görevine başladığımda uyardım. Haberim olmadan gidip dükkan kapatmasını engellemeye çalıştım ama beni dinlemedi. O kişiyi görevden aldım. Dönemin Kaymakamı göreve iade etmemiz için valilik kanalıyla yazı yollattı. Ben bu yazılı emri dikkate almadım. Ve görevden alındım. Danıştay’a gittik, kazandık ama bu defada iade kararı vali tarafından infaz edilmedi. Uğraşlar verdik Ankara’da ve yeniden görevimizin başına geçtik.

G.Y: Belediye başkanlığınız bu kez de 27 Mayıs İhtilali ile son buldu? O dönemlerde Polatlı’da hava nasıldı? Vatandaşın ihtilal karşısındaki tavrı neydi?
K.B: 27 Mayıs günü evde yatıyorum. O zaman kirada oturuyordum. Sabah erken saatte telefon çaldı. Paşa aradı seni karargahta bekliyoruz acele gel dedi. Ben bir buçuk saat sonra gelirim yeni uyandım dedim. Başkan dedi, sen bir radyonu aç dedi. Radyoyu açtım ve ihtilal olduğunu öğrendim. O dönem iki tane jip vardı. O jipler at arabasını, çöp arabasını çekerdi hem de benim makam arabamdı. Kaymakam Beye telefon ettim. O tabi DP’liydi. Rütbeli subayların hepsi oradaydı. 27 Mayıs’ı yapanlar birbirlerine çok bağlıydılar. Polatlı’da halk ihtilali iyi karşıladı. O dönem konuşmalar dahi izlenir hale gelmişti.


G.Y: DP ve AKP iktidarları birbirlerine benziyor mu?
K.B: O gün için ihtilal zaruriydi oldu. Millette benimsemiştir. Keşke 27 Mayıs’ta Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Rüştü Aras asılmasalardı. Kan akmasaydı. Şimdi Allah’a şükür ki AKP iktidarı döneminde böyle şeyler olmadı. İnşallah olmaz, millet ve memleket el ele huzura varırlar. DP ve AKP iktidarını birbirlerine benzeyen benzemeyen tarafları var ama detayına girmek istemiyorum.


G.Y: CHP ile siyasete atıldıktan sonra Güven Partisi’ne katıldınız ve ANAP’la yolunuza devam ettiniz. Neden?
K.B: Politika biraz kokuşmuştu. 1968’te Rahmetli Fevzioğlu bayrağı kaldırdı ve Halk Partisi’nin siyaseti basitleştirdiği kanaatinde bulundu. Biz de Güven Partisi’nin kurulmasında rol aldık. Ardından da Özal’ın kurduğu ANAP’a geçtik. İyi bir politika yürütmeye çalıştık.


G.Y: Bu dönemde CHP’yi başarılı buluyor musunuz?
K.B: Halk partisini şimdi tenkit ediyorlar. Konuşanların kimler olduğuna iyi kulak vermek lazım. Her parti mensubu tenkit edilecektir buna kulak vermeleri lazım. Ama konuşanların yetkili kişiler olmaları lazım. Ben şu an yetkili miyim hayır değilim. O nedenle de yetkili particiler konuşmalı. Yetkisiz particilerin konuşmaları sadece gambazlamak olur. Bugün Türkiye’de solu temsil eden başka parti olmadığına göre CHP solu temsil ediyor diyebiliriz.

G.Y: 1984 yılında ANAP’tan belediye başkanı seçildiniz. Polatlı’da ikinci dönem belediye başkanlığı koltuğuna oturduğunuz yıllarda istikrarlı ve borçsuz belediye en önemli hedeflerinizden biriymiş. İktidar partisinin belediye başkanı olduğunuzda borçlanmamaya büyük önem vermişsiniz. Bu hassasiyetinizin nedeni neydi?
K.B: Parasızlıktan iflahımız kesilmişti. Şimdikiyle kıyaslarsak Sayın Yakup Çelik’in bir eli yağda bir eli balda. Para sıkıntısı çektiğini düşünmüyorum. Çelik büyük hizmetler yaptı ve bilerek borçlandı. Çelik bir hayli yatırım yaptı. Mezbaha, kanalizasyon, iki kez yollar yapıldı, PERPA yapıldı. Bunların hepsi kendi imkanlarından çıkmadı. Dolayısıyla bir sıkıntıya maruz kalmadılar. Ben iki dönemde de borçlu aldım borçsuz teslim ettim. Şanssız bir belediye başkanıydım ama yüzüm ak olarak da çıktım.

G.Y: Bir de size aksi, sert başkan diyorlarmış. Ne aksiliğinizi gördüler de öyle dediler?
K.B: Mezbahanede askıda kesimi getirdim. Mezbaha o zamanlarda çok kötü bir durumdaydı ki bir ziyaretimde ben bile dayanamayacak hale geldim. Mezbahayı gezdim tabii arabam çamur içindeydi. Ben gezdim dışarı çıktım arabam tertemiz olmuş. Belediye işçilerinden biri temizlemiş. Ona sen belediye işçisiysen belediye arabalarını temizleyeceksin, Kazım Bıyıkoğlu kendi arabasını kendisi temizlesin dedim. Birgün yine bir şikayet geldi. Mezbahada çalışanlar eti kesip kavurup yiyiyorlar diye. Vatandaşın eti yeniyor. Hemen görevden aldık.

G.Y: Polatlı sizinle ne gibi ilklere kavuştu?
K.B: İlk kilitli parke taşı, belediye hizmet binasına ek bina yapıldı, tanzim satış mağazası ve Ramazan ayında yoksul aileler aş verdik. Yoksul ailelere yardım etmek bize göre önemliydi. Şimdi bazı dedikodular oluyor seçim yatırımımı diye. Belediyenin gıda, kömür gibi yardımları yapmasının normal zamanlarda yapılmalı bir mahsuru yoktur. Gizli yapılması yardımı alanın haysiyetinin korunması açısından faydalıdır. Ama bir taraftan da alenen yapılmalı ki kimin ne yardım aldığını vatandaş görebilmeli adaletsizlikler olmaması için.

G.Y: Yavuz Selim Bıyıktay belediye başkanlığı yaptığı dönemde at arabalarının arkasına torba bağlattığı için tepki toplamış. Siz başkanlığa aday olduğunuz dönemde seçim propagandası sırasında torbaları kaldıracağınıza ilişkin net bir ifade kullanmazken, Hacı Kadir Özalp torbaları kaldırma sözü vererek at arabacılarından yüksek oranda oy almış. Siz neden vaad etmediniz at arabalarının torbalarını çıkaracağınızı?
K.B: Seçim propagandası sırasında vatandaş Hacı Kadir torbaları kaldıracakmış dedi. Ben de torbaların konmasının encümen kararıyla uygulandığını söyledim. Bende konuya ilişkin daha iyi bir çözüm bulacağımı söyledim. Ne kaldıracağım dedim ne de kaldırmayacağım dedim. Ki at arabaları halen ilçemizde bulunmaktadır ve gereklidir. Taşımacılık işinde ucuz olması dolayısıyla uygundur. Tabi at arabalarının duraklayacakları yerler farklı şekilde düzenlenebilir. Şehir merkezinde değil de başka yerlerde duraklayabilirler.

G.Y: Polatlı’yı 2009 yılında nasıl buluyorsunuz?
K.B: Polatlı hızla gelişiyor. Polatlı’dan uzun süre uzak kalmış biri şaşkınlıkla değişime bakıyor. Belediye iktidarın imkanlarından oldukça iyi şekilde faydalanmıştır.

G.Y: Yakup Çelik’i nasıl buluyorsunuz?
K.B: Yakup Çelik olgun bir şahıs. Günlük basit politikalara girmiyor ve bu tür polemiklere girmemekte de haklı olduğunu her zaman ispat etmektedir. Takdir ediyorum. Herkesi kucaklayan bir belediye başkanı kendisi.

G.Y: 29 Mart Yerel Seçimleri’nde kime oy verdiniz?
K.B: Açık açık söylemem tabii ama az çok konuşmalarımdan kime oy verdiğimi sezdirmiş olabilirim (gülüyor)

G.Y: Hayatınızı nasıl geçiriyorsunuz?
K.B: Yaptığım pek bir şey yok. Erken kalkar, erken yatarım. Ekseriyetle öğlenleri Öğretmenevine giderim. Gazeteleri okurum. Bir de ibadet ederim bunu söylemek çok doğru değil belki ama öyle.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 43
Toplam yorum
: 75
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 1874
Kayıt tarihi
: 27.07.07
 
 

Anadolu Üniversitesi, İletişim Bilimleri Fakültesi, Basın-Yayın Bölümü mezunudur.  Ankara..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster